Gece İpeği

Sunny kovalanma hissine artık iyice alışıyordu. Kai ile birlikte Eksen Ağacı'nın kurumuş dalları arasında huzurlu bir gece geçirmişlerdi. Sabah olduğundaysa Ağaç İblisi ile Lanetli Ejderha, ağacın güneyindeki ve batısındaki dağları boyundurukları altına almıştı.

Batıdaki yanardağın sönüşünü ve karla kaplanışını izlerken bu manzara ona hiç yabancı gelmedi. Bir an için akşam çöktüğünde geri dönüp iblislerden birini avlamayı düşündü. Cazip bir fikirdi şüphesiz. İki zebaneyle sırayla yüzleşmek, ikisini de katletmek ve tahtayı tamamen temizledikten sonra Kar Kalesi'ne varmak...

Ancak Kar İblislerini öldürüp Gölge Lejyonu'na katmayı ne kadar çok isterse istesin, bunun berbat bir fikir olduğunun farkındaydı. Yaraları henüz iyileşmemişti bile. Katil ve en güçlü gölgeleri hâlen kullanılamaz durumdaydı. Hepsinden önemlisi, bu denli güçlü yaratıklarla yüzleşmek en iyi ihtimalle bir kumardı.

Yücelik mertebesine ulaştıktan sonra belki biraz kibirlenmiş olabilirdi ama yakın geçmişte yaşanan o ürpertici olaylar aklını başına getirmesini sağlamıştı. Doğrusunu söylemek gerekirse, zayıflamış bu hâliyle Lanetli bir Zorba'nın karşısına dikilmeye hakkı yoktu. Tüm gücünü kullanabilse bile böyle bir savaş ölümcül bir meydan okuma olurdu.

Sunny ölmeye hazırdı. Bedenlerinden birini kaybetmek canını yakardı belki ama bu bir felaket sayılmazdı. Ancak avatarı burada ölürse Kai de ölecekti. İşte bu, göze alabileceği bir ihtimal değildi.

Bu yüzden kazanmak zorundaydı.

Kar Zorbası'na karşı savaşmak kaçınılmazdı fakat bu iki İblisle dövüşmek gereksizdi. Tek bir seferde halletmek varken üst üste üç kez kumar oynamayacaktı.

İçini çekerek uzaktaki dağdan başını çevirdi ve sağ eline baktı.

Birkaç saniye geçti, ardından parmakları hafifçe seğirdi.

Dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi.

"İyi iyileşiyor..."

Güzel bir haber daha vardı. Ruhu tamamen iyileşmişti, aslında bu durum çok kısa süre önce aniden gerçekleşmişti. Bu avatarı Ariel'in Oyunu içinde mahsur kalmıştı ama ruhunu hâlâ diğer tüm bedenleriyle paylaşıyordu. Yani kendi ruhu yaralandığında çektiği o ızdırabı diğerleri de aynı anda hissetmişti.

Ama... bu aynı zamanda Nephis'in, avatarlarından herhangi birine dokunarak ruhunu iyileştirebileceği anlamına geliyordu.

Muhtemelen yaşanan da tam olarak buydu.

"Diğerlerinin kafası şu an iyice karışmış olmalı. Buradan çıktığımda anlatacak yeni hikayelerim olacak..."

Başını iki yana sallayarak dokumaya odaklandı. Altın sarısı kehribar parçaları ayaklarının dibinde duruyor, sabah ışığında parıldıyordu.

Akşam olduğunda Sunny ve Kai, Eksen Ağacı'nı terk edip obsidyen köprüyü geçerek kuzeye doğru ilerlediler. Dağ onlara hiçbir zorluk çıkarmadı, zirvesi duman, kül ve lavdan oluşan alevli bir yangınla patladı. Sunny o vakte kadar parmaklarını neredeyse serbestçe hareket ettirebilir hâle gelmişti, bu da daha hızlı dokumasına yardımcı oluyordu.

Dumanı tüten kalderaya tırmanıp diğer taraftaki kenara ulaştılar ve kuzeye baktılar. Kar Kalesi'ni görmeden önce aşmaları gereken son dağ tam karşılarındaydı.

...Ve kalakaldılar.

"Bu... bu da ne böyle?"

Sunny bir süre bu lafı etmeyeceğine dair kendisine söz vermiş olmasına rağmen kendini tutamamıştı.

Ama haklı bir sebebi vardı. Önlerindeki manzara... görmeyi bekledikleri şeyden bambaşkaydı. Hatta kimsenin görmeyi bekleyemeyeceği bir şeydi çünkü Sunny böyle bir şeyin var olabileceğini hayal bile edemezdi.

İki dağ arasındaki uçsuz bucaksız uçurum, devasa ve yırtık pırtık bir örtüyle tamamen kaplanmıştı. Uzaktaki üç zirve de bu karanlık kütleyle sarılmış, siyah örümcek ağlarına dolanmış devasa sütunlar gibi görünüyordu. Hayaletimsi, yırtık kumaşı andıran devasa tabakalar rüzgarda dalgalanıyor, her yöne kilometrelerce uzanıyordu. Yüzeyleri yıpranmış ve düzensizdi, sayısız liften oluşuyordu.

Bu kasvetli, ürpertici lifler Sunny ile Kai'nin üzerinde durduğu dağın kuzey yamacına kadar ulaşıyor, karların arasında kayboluyordu. Sunny daha yakından baktığında, bu karanlık kütlenin her biri bir saç teli kadar ince, kusursuz siyah ipekten müteşekkil sayısız ipçikten oluştuğunu gördü.

Ariel tarafından yaratılan bu minyatür diyarın tüm kuzey tarafı, sanki ufkun ötesinde bir yerlerde tekinsiz bir örümcek yuva yapmış gibi bu siyah ağla örtülmüştü.

İpek lifleri öyle çoktu ki insan Sunny'nin durduğu yerden Kar Kalesi'ne kadar obsidyen köprülere ihtiyaç duymadan, bulutlara bile dokunmadan yürüyebilirdi.

Ürperdi.

"Ah..."

Dokumacı tahtaya nasıl bir dehşet yerleştirmişti böyle?

Sunny bir süre sessiz kaldı, sonra kısık bir sesle konuştu:

"Biliyor musun Kai... Dokumacı'nın sembolü bir örümcekti."

Kai bunu duyduğuna pek memnun kalmış gibi görünmüyordu.

Sunny başını yavaşça iki yana salladı.

"Ama aslında örümceği sembol olarak seçen Dokumacı değildi. İnsanlar örümcekleri Kader İblisi ile bağdaştırmaya başladı... ne de olsa örümcekler de dokuma ustasıdır."

Ruh Yiyen Ağaç'ın dallarındaki yuvada bulduğu örümcek ipeğini hatırlayarak karanlık bir şekilde gülümsedi.

"Belki de örümceklerin kendileri bile soylarını Dokumacı'nın hizmetkarları olarak görmeye başlamıştır. Ama düşününce, Dokumacı ismi bile o iblisin ne olduğunu anlatan basit bir tanımdan ibaret. Kader İblisi bildiklerini asla paylaşmazdı, bu yüzden doğal olarak gerçek adını da asla açıklamazdı. Sanırım birileri ona sadece Dokumacı demeye başladı, o da kendini tanıtırken bunu kullanmayı sürdürdü."

Nether ve Hope da öyleydi. İsimleri sadece ne olduklarının birer tanımıydı... Arzu İblisi canlılara umut verirdi, Alınyazısı İblisi ise Yeraltı Dünyası'nı yönetirdi. İnsanlar tarafından onlara verilen unvanlar zamanla isimleri gibi anılır olmuştu ama bunlar yalnızca birer tanımdı.

Yani doğrusu... Kader İblisi'nin lanetli soyunu devralmış olmasına rağmen Sunny, Dokumacı hakkında aslında hiçbir şey bilmiyordu. İsmi bile bir aldatmacadan ibaretti.

Kai kaşını kaldırdı.

"Bunu bana tam olarak neden anlatıyorsun?"

Sunny boğazını temizledi.

"Şey, sadece... Kar Zorbası'nın illa bir örümcek olmak zorunda olmadığına kendimi inandırmaya çalışıyorum. Anlarsın ya?"

Kai derin bir iç çekti.

"Sen de mi örümceklerden nefret ediyorsun?"

Sunny zoraki bir şekilde gülümsedi.

"Pek sayılmaz. Ama tam şu andan itibaren nefret etmeyi ciddi ciddi düşünüyorum..."

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.