Ezici Kudretin Yankısı

Ebedi Şehir gerçekten de devasaydı; uçsuz bucaksız insan yerleşimleri olan NQSC, Hisar veya Kuzgunkalbi’nden kalır yanı yoktu. Fırtına Denizi’nin pürüzsüz siyah dibinde, kendi başına apayrı bir diyarı andırıyor, sayısız kilometre boyunca uzanıyordu.

Yine de batık şehrin ezici gücün ulaşamadığı tek bir köşesi bile yoktu; Saray Gölü hariç. Göl, ustasının tasarımı sayesinde bu gazaptan korunmuştu. Fildişi Adası da yere normalden çok daha yakın uçtuğu için, bu baskı gücünün yarattığı yıkım gerçekten dehşet vericiydi.

Anlık bir patlamayla, Ebedi Şehir’deki her bir bina yerle bir oldu, sokaklardaki her canlı kanlı birer çamura döndü. Sadece Deniz Feneri bu kahredici baskı karşısında istifini bozmamış, her zamanki gibi mağrur ve dimdik ayakta duruyordu.

Uzaklarda bir yerde, Saat Kulesi bir kez daha yerle bir oldu. Şehrin diğer ucunda ise Rıhtım inledi, devasa duvarlarında yavaşça yukarı tırmanan çatlaklar belirdi.

Sayısız ölümsüz ucube yere serilip ezildi. Sanki hepsi aynı anda patlayarak iğrenç kan ve organ birikintilerine dönüşmüş, çatlayan taşları kızıla boyamıştı... Bedenlerini yok eden aynı güç üzerlerine çöktüğü için kanları ağır ağır akıyordu.

Ulu Kabus Yaratıklarıyla dolu koca bir şehir bir an içinde haritadan silinmişti. Ne ironiktir ki, batık şehri koruyan görünmez kalkanın bunca zamandır uzak tuttuğu uçsuz bucaksız denizin o akılalmaz ağırlığı, sonunda buraya da yetişmiş gibiydi.

Gecegezen, Naeve, Kanfırtınası ve Aether, bu akılalmaz yıkım sahnesini dehşet dolu bir sessizlik içinde izlerken yüzleri kireç gibi oldu. Jet sakinliğini korurken, Sunny yüzünde bir tebessümle uzaktaki Zincir Kıran’a dik dik bakmak sürdürüyordu.

İşte benim kızım!

“Bu da ne?”

Gecegezen’in sesi hafifçe pürüzlü çıkmıştı. Bir an sustuktan sonra ağır ağır ekledi:

“Ebedi Şehir’i yok edeceğini söylerken... şaka yapmadığını şimdi anlıyorum.”

Sunny içini çekti.

Keşke o kadar kolay olsaydı.

Fildişi Adası, Ebedi Şehir üzerindeki o zorba baskısını sürdürüyordu. Ancak Ebedi Şehir de öylece pes edip kaderine boyun eğecek cinsten değildi...

Ezici gücün her şeyi dümdüz etmesinden birkaç saniye sonra, o devasa kalıntılar kıpırdanmaya başladı. Binalar taş tozuna dönmüştü ve şimdi o tozlar titreyerek yavaşça havaya yükseliyordu. Küçük çakıl taşları birleşip kaya bloklarına dönüşüyor, bloklar da bir araya gelerek süslü duvarları örüyordu.

Ezilmiş etlerden oluşan o korkunç yığın da canlanmıştı. Dehşet verici derinliklerden kaslar ve kemikler filizleniyor, yavaşça insan suretlerine bürünüyordu. Henüz yarı tamamlanmış, kanayan bedenler, çıplak elleriyle zemine bastırarak doğrulmaya çalışıyordu.

Ancak hemen ardından, şehre sanki yeni bir ezici dalga daha indi; kemiklerini kırıp onları tekrar yere serdi. Birkaç saniye sonra, o iğrenç ölümsüzler yeniden kan gölüne dönüştü, yarı onarılmış binalar ise tekrar enkaza çevrildi.

Sırf yeniden onarılmak üzere.

Ezici güç ile Ebedi Şehir, yıkım ve yeniden var oluşun dehşet verici döngüsünde karşı karşıya gelmişti; ikisi de birbirine üstünlük kuramıyordu. Çağlar boyunca ölümü reddeden bu batık cehennem, sanki sonsuz bir ölüm döngüsüne sıkışmış, bu zalim kucağın korkunç ıstırabından kaçamaz hale gelmişti.

Bu, Arzu İblisi Umut’un büyüsü ile Sükunet İblisi’nin büyüsünün çarpışmasıydı.

Artık Sunny bile içinde bir hayranlık duygusunun uyandığını hissediyordu.

Sonuçta iki iblisin güçlerinin çarpıştığına her gün şahit olunmuyordu. Zincir Kıran’ın burnunda duran Nephis elini kaldırdı. Bir sonraki an, Saray Gölü’nü çevreleyen kalıntıların üzerine alevden bir kasırga indi ve etraftaki azgın sisi yakıp kül etti.

Sunny içine düştüğü büyülenmişlikten sıyrılarak, daha bir dakika öncesine kadar feci ölümsüzler ile Hollandalı’nın hayalet ordusu arasında süregelen savaşa göz attı.

Ölümsüzler, kıvranan etlerden oluşan iğrenç bir yığından ibaretti; yok olmamışlardı ama tek parça haline de gelemiyorlardı. Hayaletler ise...

Kalıntıların arasında sayısız ruhani suret dikilmiş, ürkütücü bir sessizlik içinde ona bakıyordu.

Hollandalı’nın hayalet askerleri de bu baskıdan etkilenmiş gibiydi... ancak onların hayaletimsi bedenleri, ucubeler kadar zarar görmemişti.

Bir an sonra harekete geçtiler; kendilerini ezen güce karşı koyarak yavaş, meşakkatli adımlarla ileriye doğru yürümeye başladılar.

“Lanet olsun.”

Gecegezen gözlerini o ezilmiş şehrin kasvetli manzarasından ayırdı ve uzaklara dalmış bir ifadeyle ona baktı. “...Şimdi ne olacak?”

Sunny bir an sessiz kaldı, ardından karanlık bir tonla konuştu:

“Şimdi Saray Adası’nı ele geçirip canımız pahasına savunacağız. Bu sırada birileri içeri sızıp bu lanetli yeri gerçekten yok etmenin bir yolunu arayacak. Sonra tüm ölümsüzleri temizleyecek, Hollandalı’yı gebertecek ve işimizi hakkıyla bitirmenin gururuyla birbirimizin sırtını sıvazlayacağız. Tabii, tüm bunlardan önce...” Gözlerini Jet’e çevirdi.

Kadın bir an düşündükten sonra bakışlarını Gece Azizleri’ne çevirdi. “Kanfırtınası, dümende sen varsın. Gece Bahçesi ve Aether’i de alıp kapıdan geçin. Gözyaşları Nehri’ne sağ salim varmış olmalısınız. Naeve...”

Naeve başını iki yana sallayıp kısaca Gecegezen’e baktı.

“Ben kalıyorum.”

Jet onu bir an süzdükten sonra başıyla onayladı. “Öyleyse hayaletleri kesebilecek bir hafıza çağır.”

Sunny yürüyen hayalet ordusuna son bir kez bakıp arkasını döndü.

“Kalan herkes benimle gelsin o zaman. Kanfırtınası, Aether... Sizinle tanışmak bir zevkti. Yolunuz Kuzgunkalbi’ne düşerse beni arayın... ya da Hisar’a, veya Oyuk Dağlar’ın kuzeyine. Olur da lüks bir bisiklet almak isterseniz de beklerim. Bir şeyler içeriz.”

Onlara gülümsedi. Aether zayıfça tebessüm ederken, Kanfırtınası ters bir tavırla homurdanarak rün çemberine doğru ilerledi.

Aynı anda Gecegezen çemberin dışına adım attı.

“İyi de, gemi olmadan Saray Adası’na nasıl geçeceğiz?”

Sunny onun omzunu kavrayıp sırıttı.

“Tarzımızla.”

Diğer eliyle Naeve’i yakaladı, gölgelerden uzanan bir dokunaçla da Jet’i kendine doğru çekti.

Ardından hepsini bir gölge adımı ile içine çekti.

Bir an sonra, Karanlık Kale’nin surlarında belirdiler. Aşağıda, gölgelerden oluşan deniz arkasında hiçbir iz bırakmadan yok oluyor, Gece Bahçesi’nin güvertesini bomboş bırakıyordu.

Sunny başını kaldırıp uzaktaki Zincir Kıran’ın siluetine baktı ve derin bir nefes aldı. Ardından, Karanlık Kale’yi tüm o muazzam boyutu ve ağırlığıyla birlikte gölgelerin içine çekti.

Ah... Ne kadar da... ağır...

Bir an sonra, Saray Adası’nın kıyısında aniden görkemli, siyah bir kale peydah oldu. Yüksek surlarına rağmen, devasa Saray’ın yanında adeta kapıdaki bir nöbetçi kulübesi gibi küçük kalıyordu.

Önlerinde ise Gece Bahçesi, bu korkunç yıkımın ortasında geniş gölün soğuk sularını yararak rüya kapısının göz alıcı uçurumuna doğru hızla ilerliyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.