Denizlerin Gazabı

Birkaç hafta sonra, hırpalanmış Gece Bahçesi, köpüren ve kaynayan suların arasında dalgaları yara yara ilerliyordu.

Fırtına Denizi'nde mekanın sınırı kestirilemediği gibi zamanın da ucu bucağı belli olmuyordu. Bazen gün o kadar kısa sürüyordu ki göz açıp kapayıncaya kadar geçip gidiyor, bazen de gece bir türlü gitmek bilmiyordu. Ancak çoğu zaman, bu uçsuz bucaksız dalgalı sular alacakaranlık kuşağına bürünür, soluk yıldızlar uzak gökyüzünde titreşirdi.

Şimdi ise Fırtına Denizi, tepede tek bir bulut bile olmaksızın gün ışığına boğulmuştu. Rüzgar esmiyor, Gece Bahçesi'nin üzerine öfkesini kusacak hiçbir fırtına yaklaşmıyordu... Buna rağmen deniz tekinsiz bir hırçınlıkla çalkalanıyor, sular bu devasa canlı geminin etrafında, gözün görebildiği her yerde fokurdayıp köpürüyordu.

Gece Bahçesi'nin gövdesinde derin, korkutucu yaralar vardı. Bu kadim geminin kendini yenileme konusundaki inanılmaz yetenek gücüne rağmen, yaralar ancak yavaş yavaş kapanıyordu. Sıkıyönetim ilan edildiği için siviller ana güvertenin altındaki güvenli sığınaklara çekilmiş, orada gizli duran dikey şehre sığınmıştı. Ortalıkta sadece uyanmış askerler ve yükselmiş subaylar görünüyordu.

Gece Bahçesi'nin, Sonsuz Şehir'e ulaşmak için sabırsızlanan kabus yaratıklarıyla girdiği sayısız çarpışma yüzünden son birkaç haftadır hayat böyle geçiyordu. Göksel harita ortaya çıktığından beri tüm Fırtına Denizi delirmiş gibiydi. Ancak hedefe yaklaştıkça, geriye sadece bu amansız yarışın en korkunç, en dişli rakipleri kalmıştı.

"Yüzbaşı! Geliyor... Yüzeye çıkıyor!"

Ana pagodadaki rünlü salonda bulunan Jet, emrindekilerden birine eğlenen gözlerle baktı. "Yüzbaşı demek? Hafızam beni yanıltmıyorsa, birileri bana resmi olarak rütbe vermeye tenezzül ettiğinde korgeneral olmuştum. Sizin gibi şapşalların bana en azından amiral demesi gerekmez mi?"

Asker, kadının bu sakin tonu karşısında utanarak kızardı.

"Ü-üzgünüm, efendim... Şey, ama o şey, o..."

Cümlesini tamamlamaya fırsat bulamadı çünkü o an, köpüren deniz adeta yerinden oynadı.

İlk başta geminin her iki yanında devasa iki dalga kabarıyor gibi göründü. Ancak sular yükselmeye devam etti, sanki deniz bağrında iki koca dağ doğuruyordu. Birkaç kalp atışı sonra suyun yüzeyi yarıldı ve derinliklerden fırlayan iki devasa dokunaç göğe doğru yükseldi.

Her birinin boyu en az yarım düzine kilometre kadardı... Üstelik bu sadece suyun üstünde kalan kısımlarıydı. Dipsiz denizin karanlık uçurumlarında ne kadar derine uzandıklarını kim bilebilirdi?

Zaten o karanlık derinliklerde neyin gizli olduğunu kim bilmek isterdi ki?

Bu devasa dokunaçlar, denizden yükselen iki siyah uçurum gibi dikilerek Gece Bahçesi'nin üzerine gölgelerini düşürdü...

"Sancak ve iskele, ateş!"

Jet sesini yükseltmemişti ama uğuldayan rüzgara ve suların kükreyişine rağmen sesi net bir şekilde duyuldu.

İşaret verildi ve birkaç saniye sonra, devasa geminin yan taraflarına dizilmiş toplar gürledi.

Toplamda yirmi dört adet olan bu topların on ikisi sancak, on ikisi iskele tarafındaydı ve her biri adeta devasa birer canavardı. On iki metre uzunluğundaki ve iki metreden fazla çapa sahip bu toplar, neredeyse bir insan boyunda demir gülleler fırlatıyordu. Gülleler o kadar ağırdı ki bunları namluya ancak yükselmiş olanlar yükleyebilirdi.

Toplar metalden dökülmemiş, aksine yok edilemez gibi görünen siyah taştan oyulmuştu ve yüzeyleri karmaşık işlemelerle kaplıydı. Jet bu malzemenin nereden geldiğini sorduğunda, Sunny sadece Gölge Diyarı'ndan biraz obsidyen ödünç aldığını söylemişti... Jet onun şaka mı yaptığını yoksa ciddi mi olduğunu hala kestiremiyordu.

Bu işlemelerin ne işe yaradığını sorduğunda ise Sunny ona tuhaf bir bakış atmış ve sadece topların güzel görünmesi için yapıldıklarını söylemişti.

İşte bu konuda son derece ciddi görünüyordu.

"Şu adam..."

Öyle ya da böyle, toplar basit ama dahi işi bir büyüyle efsunlanmıştı. Ruh özünü emip kinetik enerjiye dönüştürerek gülleleri yıkıcı bir güçle fırlatabiliyorlardı. Güllelerin kendileri de öz ile yükleniyordu. Bu sayede en yüksek rütbeli kabus yaratıklarına bile zarar verebiliyorlardı.

Topları doldurmak için sadece öz miktarı önemli olduğundan, bu işi uyanmış askerler de yapabiliyordu. Ancak güllelere öz yükleme işinde önemli olan özün kalitesiydi. Bu yüzden Gece Bahçesi yozlaşmış seviyesindeki veya daha güçlü canavarlarla karşılaştığında, atışların boşa gitmemesi için topçu birliğinin başında mutlaka bir usta bulunmalıydı.

Hatta bir aziz olsa çok daha iyi olurdu...

Ne yazık ki Gece Bahçesi'nin koruyucusu olan aşkın savaşçıların top koşturup durmaktan daha önemli işleri vardı ve bu sefer karşılaştıkları yaratıklar genellikle ulu rütbesindeydi.

Ancak Gölgelerin Efendisi bunun için de bir çare düşünmüştü.

Bu sorunu çözmek için topları öyle tasarlamıştı ki sadece uyanmış olanlardan değil, ruh parçalarından da öz çekebiliyorlardı. Şans eseri, adamın elinde şu an tam anlamıyla binlerce aşkın ruh parçası vardı; şüphesiz bunlar Kahır Ormanı'nın fethinden kalan ganimetlerdi.

Bu ruh parçaları Gece Bahçesi'ndeki hükümet askerlerine dağıtılmış, bu da onların genel gücünü büyük ölçüde artırmıştı. Bugünlerde gemide çekirdeği tamamen doymamış tek bir uyanmış veya yükselmiş bile bulmak zordu. Geriye kalan parçalar ise topçu mürettebatına tahsis edilmişti ve gülleleri güçlü bir özle beslemek için kullanılıyordu.

Toplar gürledikçe, parıldayan devasa metal gülleler havayı yırtarak o korkunç dokunaçlara saplandı. Gökyüzünü devasa et parçaları ve katran gibi siyah, yağlı sıvılar kapladı. Dokunaçlardan biri kendi ağırlığına dayanamayıp bükülerek dalgaların arasına geri gömüldü.

Ancak sancak tarafındaki topçuların atışı hedefi ıskalamıştı ve ikinci dokunaç Gece Bahçesi'nin tepesinde yükselmeye devam ediyordu.

Devasa gölge geminin üzerine düştüğünde, Jet endişeli bir yüz ifadesiyle yukarı baktı.

"Sıkı tutunun."

Koca dokunaç büyük bir gürültüyle inip Gece Bahçesi'ni sararken, köpüren denizden dört tane daha yükseldi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.