Kai ilk başta Sunny'nin şaka yaptığını sanarak gülümsedi; fakat doğruyu söylediğini anlayınca şaşkınlıkla ona baktı.
"Benden çok kendin için mi endişeleniyorsun?"
Sunny yalnızca başını salladı.
"Evet. O yaratığın bizim için hazırladığı şeye karşı... bilhassa savunmasızım."
Kai birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra başını iki yana salladı.
"Buna inanmakta güçlük çekiyorum. Sonuçta bir Yüce'sin. Bir Hükümdar'ın dünyayı kendi iradesine boyun eğdirmeye cüret eden kişi olduğunu bizzat sen söylememiş miydin? Bir insan hem bu kadar dikbaşlı olup hem de aynı anda nasıl kendinden şüphe edebilir ki?"
Sunny karanlık bir ifadeyle ona baktı, ardından omuz silkti.
"Ne diyebilirim ki? İnsanlar karmaşık varlıklar. Aynı anda iki zıt şey olabilirler. Yani dünyayı hislerime boyun eğmeye zorlayacak kadar kendimden emin olabilirim, ama aynı zamanda yaptığım her tek şeyden de şüphe duyabilirim."
Gerçekten de dünyayı kesecek kadar keskin bir iradeye sahipti.
Ne var ki aynı zamanda Sunny'nin varlığı... derin bir çelişkiyle doluydu.
Nephis'i seviyordu, onun sevgisini hissetmekten de mutluydu. Yine de onun hislerinden sürekli şüphe duyuyor, Nephis'in hayatındaki yerini sorgulayıp duruyordu. Neticede kızın tanıdığı kişi, gerçek Sunny'nin yalnızca boş bir kabuğuydu.
Dolayısıyla kaderini geri almak, kızın ve diğer herkesin kendisini hatırlamasını sağlamak istiyordu. Ancak yeniden boyunduruk altına girmenin bedelini ödemeyi gerçekten göze alacak kadar bunu arzulayıp arzulamadığından da emin değildi.
Kâbus Büyüsü'nün dehşetine direnmeye ve insanlığı korumaya kararlıydı; fakat aynı zamanda Unutulmuş Tanrı'nın lanetli soyu yüzünden gölgelere itilmiş, varlığını herkesten saklamak zorunda kalmıştı.
Sunny iyi bir gününde bile uzlaşmaz çelişkilerin birleştiği bir kavşaktı; kötü bir gününde ise kontrolünü kaybedip ölümcül bir cinnete kapılmanın eşiğindeydi.
Yaşadığı süre boyunca tüm bu çatışan duygular arka planda usul usul kaynamıştı. Genelde bir sorun teşkil etmezlerdi.
Ancak yarın, içinde taşıdığı çözülmemiş her bir şüphe, Kuklacı'nın onu yok etmek için kullanabileceği birer cephaneye dönüşecekti. Her biri, düşman kılıcının aradan süzülebileceği zırhındaki bir çatlaktı.
Bu yüzden...
Yarınki savaş Sunny için hiç de eğlenceli geçmeyecekti.
İnledi.
'Ah... En çok da zihnimle oynayan Kâbus Yaratıklarından nefret ediyorum...'
Başını iki yana sallayan Sunny, Akşam Yıldızı'nın büyüsünü dokumaya geri döndü ve söylendi:
"Neyse... Benim için endişelenmene gerek yok gerçekten. Bir hal çaresine bakarım. Başka hiçbir şey işe yaramazsa, saf inat beni asla yarı yolda bırakmamıştır."
Yüzü endişeli bir hal aldı.
"Yine de Kuklacılara karşı verilecek savaşın beni sınırlarımın ötesine, hatta sınırların çok daha fazlasına zorlayacak kadar korkunç geçmesini bekliyorum. Gerçekten çaresizce bir şeye başvurmak zorunda kalabilirim... Eğer kalırsam, en önemli rol senin olacak. Kendime geri dönmeme yardım etmen gerekecek."
Kai kaşlarını çattı.
"Geri dönmek mi? Ne demek istiyorsun?"
Sunny hafifçe gülümsedi.
"Oldukça basit aslında. Kim olduğumu hatırlatarak, kendimi yeniden bulmamı sağlamalısın."
Kai bir süre ona baktı, ardından boğazını temizledi.
"Ama Sunny... Bunu söylediğim için üzgünüm, son birkaç haftadır aramızdaki harika uyuma rağmen... Gerçekte kim olduğunu bilmiyorum. Neredeyse birbirimizi hiç tanımıyoruz."
Sunny güldü.
"Haklısın."
Sonra yüzünü astı.
"Hayır, bekle. Ne demek neredeyse hiç tanımıyoruz? Sen ve ben canciğer dostuz! Omuz omuza savaşıp resmen tanrıları birlikte öldürdük. Aynı çamurda yuvarlandık, aynı sıçanları yedik. Dünyada bizden daha yakın bir ikili var mıdır acaba?"
Kai öksürdü.
"Ben sıçan yememiştim yalnız."
'Ah, doğru ya. Sıçan ızgarasına katılmayı reddetmişti budala.'
Sunny içini çekti.
Doğal olarak Kai haklıydı.
Kai, gerçek Sunny'yi kendisi bile hatırlamazken Sunny'nin kendini hatırlamasını nasıl sağlayabilirdi ki?
Kulağa bir problem gibi gelse de aslında cevap son derece basitti. Hatta Sunny bir keresinde buna çok benzer bir durum yaşamıştı; tek fark, o zamanki rolünün şimdi tam tersi olmasıydı.
Çok uzun zaman önce Nephis, Ruh Yiyici'nin zihin lanetinden kurtulmasını nasıl sağlayacağını, en azından belli bir dereceye kadar, ona öğretmişti. Yapması gereken tek şey kıza üç ismi saymaktı; nefret ettiği ve dolayısıyla ona hayatındaki en önemli şeyi, yani Büyü'yü yok etme konusundaki o yakıcı arzusunu hatırlatacak insanların isimleri.
Aster, Song, Vale.
Sunny'nin de kendine ait bir "Aster, Song, Vale" bulması gerekiyordu.
Bir süre tereddüt ettikten sonra konuştu:
"Bana sadece birkaç isim say; Nephis, Cassie, Effie, Kai, Rain, Jet. İşe yaramazsa Noctis ile Ananke'yi de ekle. Aiko, Julius, Beth... Kim, Luster, Quentin, Dorn, Belle, Samara, Obel. Hmm. Sanırım bu kadarı yeterli olur."
Gerçek bir İsimden yoksun olduğu bu durumda, benlik duyusu ile arasındaki en güçlü bağlar bunlardı. Sunny'yi dünyaya bağlayan, dolayısıyla onu şekillendiren iplerdi.
Ona kim olduğunu ve kendisi için neyin en önemli olduğunu hatırlatabilecek bir şey varsa, o da bu isimlerdi. Tuhaf bir şekilde... bu az sayıdaki kelime, hayatının en anlamlı özetiydi.
Kai ona garip bir bakış attı, ardından yavaşça başını salladı.
"Pekâlâ. Aklımda tutacağım."
Biraz duraksadıktan sonra ekledi:
"Yine de adımın orada geçmesi bana biraz tuhaf hissettirdi, itiraf etmeliyim."
Sunny sırıttı.
"Ne diyebilirim ki? İz bırakıyorsun."
Bunun üzerine Kai'ye yaklaşması için işaret etti.
"Ha, bu arada... Şimdi sana çok sert bir yumruk atacağım."
Kai birkaç kez gözlerini kırpıştırdı.
"Ha? Ne? Neden?"
Sunny kayıtsızca omuz silkti.
"Ufku görüyor musun? Güneş yakında doğacak. Kuklacı'nın Kar Kalesi'nden ayrılacağını sanmıyorum ama yerinden kımıldamadan bizi korkunç bir zihin saldırısına maruz bırakabilir. Lanetli bir Tiran'ın zihinsel saldırısına gerekenden fazla katlanmak istemezsin, değil mi?"
Kai yüzünde tedirgin bir ifadeyle biraz geri çekildi.
"İstemem tabii, ama bunun yumruk yememle ne alakası var?!"
Sunny alaycı bir ses çıkardı.
"Zihinsel saldırıdan kaçınmanın en iyi yolu bilinçsiz olmaktır. Temel mantık bunu gerektirir. O yüzden yaklaş biraz... sadece azıcık acıyacak..."
Fakat Kai yaklaşmadı.
Birkaç an sonra, heybetli yanardağın yamacının üzerinde bir kül bulutu yükseldi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.