Ertesi gün. Rio ve Miharu, malikanede yedikleri öğle yemeğinin ardından Liselotte eşliğinde Galark Krallık Kalesi'ni ziyaret ediyorlardı. Amaçları elbette gece düzenlenecek olan balodan önce Satsuki ile görüşmekti.
Normal şartlarda ikisinin usulüne uygun şekilde adım atamayacağı bir bölge olsa da, Liselotte kale kapısında gerekli prosedürleri yerine getirince, Rio ve Miharu herhangi bir incelemeye tabi tutulmadan kaleye kabul edildiler.
İçeri girdikten sonra Liselotte, Kral'a hitaben yazılmış bir mektubu kale görevlisine teslim ederek Galark Kralı Francois ile acil bir görüşme talep etti. Soylulara, geçerli bir sebep sundukları takdirde her an Kral ile görüşme talep etme hakkı tanınmıştı ve o da bu hakkını kullanmıştı.
Duruma göre aylarca bekletilmeleri bile söz konusu olabilirdi ancak bu sefer görevli aracılığıyla hemen görüşüleceğine dair bir yanıt geldi. Böylece Rio ve beraberindekiler doğrudan Kral'ın huzuruna çıkmaya hazırlandılar.
Yine de bilginin gizliliğine verilen önemden olsa gerek, görüşme taht odasında resmi bir törenle değil, kraliyet ailesinin kullandığı bir kabul odasında gayriresmi olarak gerçekleştirilecekti.
Rio ve diğerleri odaya alındıktan kısa bir süre sonra Francois da teşrif etti. Francois kırklı yaşlarının sonundaydı; bir kral olarak gücünün ve tecrübesinin zirvesindeydi. Bakışları ve yüz hatlarındaki vakur ifade, ona büyük bir devletin hükümdarına yakışır bir heybet katıyordu.
Ayrıca Francois'nın her iki yanında yirmili yaşlarının başında bir genç adam ile onlu yaşlarının başında bir kız çocuğu duruyordu. İkisinin de üzerindeki kaliteli kıyafetlerden ve Francois'ya eşlik etmelerinden kraliyet ailesine mensup oldukları anlaşılabiliyordu. Odada ayrıca hizmetçi kıyafetleri giymiş, nedime oldukları tahmin edilen kadınlar da mevcuttu.
"Hoş geldiniz. Liselotte, seninle en son Amande baskınına dair raporu aldığımda yüz yüze gelmiştik sanırım. Bir sonraki görüşmemizin yarın geceki baloda olacağını düşünüyordum ama..."
Francois, Liselotte ve beraberindekilerin gelişini memnuniyetle karşıladıktan sonra bakışlarını Miharu ve Rio'ya çevirdi. Rio ve Miharu kendiliklerinden söze girmeyip, başlarını hafifçe öne eğerek sessizce Kral'ın bakışlarını karşıladılar.
"Affedersiniz Haşmetmeapları. Umarım sağlığınız ve keyfiniz yerindedir. Yarın akşamki balo öncesinde çok meşgul olduğunuzu bilmeme rağmen bu ani görüşme talebim için en derin özürlerimi sunarım. Ayrıca bizi bu kadar çabuk huzurunuza kabul buyurduğunuz için minnettarım."
Liselotte, Rio ve Miharu adına saygıyla selam vererek söze başladı.
"Mühim değil. Önceden bildirim göndermiş olsaydın bile muhtemelen ilgilenmekte zorlanırdık. Şahısları bizzat buraya getirmen aslında işimizi kolaylaştırdı, bizi fazladan zahmetten kurtardın. Kaldı ki senin de vaktin değerli. Haydi, oturun lütfen."
Francois otoriter ama nazik bir tavırla konuşup başköşeye yerleşti. Ona eşlik eden genç adam ve kız ise odanın köşesindeki sandalyelere oturdular.
"Müsaadenizle."
Liselotte başını eğerek sessizce oturdu. Rio ve Miharu da selam verip Liselotte'nin iki yanına yerleştiler. Heyecandan hareketleri kaskatı kesilen Miharu'nun aksine Rio, bir soylu gibi gözlerini hafifçe indirmiş, dik bir duruş sergiliyordu.
"...Miharu-dono, Satsuki-dono'nun arkadaşı olduğuna göre, yanındaki bu genç kimdir?"
Francois, Rio'ya ilgi duymuş olacak ki kimliğini sordu.
"Bu beyefendi Haruto-sama'dır. Bu dünyaya sürüklenen Miharu-sama'yı koruma altına almış ve Satsuki-sama ile yeniden bir araya gelmesi için benden aracılık etmemi rica etmiştir. Ayrıca Amande, canavarların saldırısına uğradığında bizlere yardım elini uzatmış, kaçırılmak üzere olan Flora-sama'yı kurtarmayı başarmıştır."
Liselotte, Rio'yu bu sözlerle takdim etti.
"Hah, demek raporda adı geçen o kılıç ustası sensin. Başarılarını duymuştum. Hem Miharu-dono meselesinde hem de diğer yardımların için büyük hizmetlerde bulunmuşsun. Başını kaldırabilirsin."
Francois ilgiyle gözlerini açarak Rio'yu takdir etti. Burada kullanılan 'başını kaldırabilirsin' ifadesi, 'benimle doğrudan konuşmana izin veriyorum' anlamını taşıyordu.
Zira gayriresmi bir ortamda dahi olsa, ülkenin en tepesindeki isim olan bir kralla görüşürken, diğer soylularla olan iletişimden çok daha katı bir adap kuralı uygulanırdı. Rio'nun bakışlarını yerden kaldırmayıp Francois'nın yüzüne doğrudan bakmamasının sebebi de buydu.
Şayet Rio kendi başına Francois ve Liselotte'nin konuşmasına dahil olsaydı, anında 'görgü kurallarından bihaber' damgasını yerdi.
"Haşmetmeaplarının bizzat iltifatlarına mazhar olmak benim için büyük bir onurdur."
Rio, konuşma izni verilince nihayet ağzını açtı. Francois'nın yüzünü görebileceği kadar başını hafifçe kaldırdı, ardından tekrar saygıyla eğildi.
"Raporlarda yazıldığı gibiymişsin gerçekten, çok gençsin. Bu yaşta, devasa bir alt-ejderhanın nefes saldırısını bile savuşturabilecek kadar güçlü bir sihirli kılıcı ustalıkla kullanıyorsun demek. Ailen göçmenmiş sanırım ama bir soylu gibi vakur bir duruş sergileyebiliyorsun. Oldukça ilginç bir adama benziyorsun. Senin hikayeni de daha sonra uzun uzun dinlemek isterim."
Francois, Rio'yu süzerek yoğun bir ilgi gösterdi. Odanın köşesinde oturan kraliyet mensubu genç adam ve kız da merakla Rio'ya bakıyordu.
"Teveccühünüz efendim."
Rio aşırı tevazu gösterilerine girmeden, vakarla başını eğmekle yetindi. O sırada odanın kapısı tıklandı ve hemen ardından açıldı. Hemen peşinden—
"Affedersiniz."
Onlu yaşlarının ortasında bir genç kız göründü. Üzerindeki kıyafet, bu dünyanın kadın şövalyelerinin giydiği zırhlı formanın çok daha şatafatlı ve özel dikim bir haliydi ancak yüz hatları bariz bir Japon'du.
Büyük gözler ve vakur bakışlar. İnce, narin bir vücut yapısına sahipti ve sırtına kadar uzanan uzun saçlarını arkadan bağlamıştı. Elbette çok sevimliydi ama dış görünüşünü tanımlamak için 'güzel' kelimesi muhtemelen daha yerinde olurdu.
Kız buraya kadar koşmuş olmalıydı ki nefes nefeseydi. Fakat bunu zerre umursamadan aceleyle odayı taradı ve bakışları anında Miharu'ya kilitlendi. Ve sonra—
'Miharu-chan!'
Genç kız —yani Satsuki Sumeragi— nefesini düzene sokmaya çalışarak Japonca bir çığlık attı.
'Satsuki-san!'
Miharu'nun yüzü bir anda aydınlandı; yerinden fırlayarak büyük bir sevinçle karşılık verdi. Satsuki Japonca konuştuğu için Miharu da ister istemez kendi diline dönmüştü.
'Ah, gerçekten de sen de mi bu dünyaya geldin Miharu-chan? Çok şükür! Buna sevinmeli miyim bilmiyorum ama... yine de çok şükür. Seninle karşılaşabildiğim için çok mutluyum!'
Satsuki, Miharu'nun yanına kadar koşup ona sıkıca sarıldı. Bu dünyada yapayalnız, sadece kendisi çağrılmış haldeyken kim bilir ne kadar büyük bir yalnızlık ve endişeyle savaşmıştı. Şu anki halinden, ne kadar büyük bir rahatlama içinde olduğu her halinden belli oluyordu.
'Ben de sizinle yeniden bir araya geldiğim için çok mutluyum Satsuki-san!'
Miharu, Satsuki'nin kollarında erirken o da aynı sıcaklıkla karşılık verdi.
'Ne yapacağımı bilemiyorum, anlatacak o kadar çok şeyim var ki. Ama nereden başlayacağımı kestiremiyorum. Sizinle tekrar karşılaşırsam ne derim diye hep düşünmüştüm ama... insan gerçekten o an gelince beyni duruyormuş, kelimeler boğazına diziliyormuş.'
Satsuki'nin gözleri hafifçe dolmuştu, dudaklarında ise mutluluk dolu bir tebessüm vardı.
'Ben de sizinle tekrar görüşebilmeyi o kadar çok istedim ki, neler anlatacağımı hep planlamıştım ama şu an ben de ne diyeceğimi şaşırdım.'
Miharu hafifçe kıkırdayarak onu onayladı. Diğer yanda ise Francois ve beraberindekiler, sanki dünya dışı bir mucizeye tanıklık ediyormuş gibi şaşkın ifadelerle Satsuki ve Miharu'yu izliyorlardı.
'...Şey, bir sorun mu var?'
Satsuki aniden çevresindekilerin ona baktığını fark edince, Miharu'ya sarılmayı bırakıp araya hafif bir mesafe koydu ve bakışlarını Francois'ya çevirerek sordu.
"Hayır, Kutsal Ekipman'ın gücü sayesinde üzerinizde çeviri büyüsüne benzer bir şeyin etkili olduğunu biliyordum Satsuki-dono. Lakin konuşmalarınızı böyle dinleyince, insan yine de hayrete düşüyor. Sizin söylediklerinizi anlayabiliyorum ancak Miharu-dono'nun ne dediği hakkında en ufak bir fikrim bile yok."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.