Köye Dönüş ve Saklı Gerçekler

Homura ve Shizuku ile yaptığı gizli görüşmenin ertesi günü Rio, başkentten tek başına ayrıldı. Gouki ona eşlik etmeyi ısrarla teklif etse de Rio, bir an önce dönmek istediğini söyleyerek bu teklifi reddetmişti. İşin aslı, yürüyerek birkaç gün sürecek olan bu yolculuk, Rio’nun ruh sanatlarını kullanarak uçması sayesinde sadece bir uçuşluk mesafe tutmuştu.


Rio köye vardığında köylüler onu sıcak bir ilgiyle karşıladı. "Hoş geldin," dediler.


Karşılaştığı köylülere aynı samimiyetle karşılık verdi. "Hoş buldum," diyerek onları selamladı.


Köy muhtarının evine girdiğinde, "Ben geldim," dedi Rio.


"Hoş geldin Rio." Yuba, oturma odasındaki minderin üzerinde otururken onu neşeyle karşıladı. "Görünüşe bakılırsa meseleleri düzgünce konuşup halledebilmişsin."


"Evet," diyerek başını salladı Rio, farkında olmadan gülümsedi. Yuba’nın tavrının hiç değişmediğini görmek onu mutlu etmişti.


Yuba şaka yollu, "Yalnız kaldığımız zamanlarda seninle daha resmi mi konuşmalıyım?" diye sordu. Rio bu teklifi acı acı gülümseyerek geri çevirdi.


"Lütfen yapmayın."


Yuba kahkahalarla güldü. "Daha önce de söylediğim gibi, damarlarında asil kan akıyor olsa bile sen ve ben her zaman büyükanne ve torun olacağız. Ben buna inanıyorum. Sen de böyle düşündüğün sürece bu asla değişmeyecek."


"Çok teşekkür ederim. Aslında, ailevi bir mesele hakkında size danışmak istiyordum..." diye söze girdi Rio, tereddütlü bir tavırla.


"Hayrola? Pek bir resmiyete büründün."


"Konu Ruri ile ilgili. Soyum hakkındaki gerçekleri ona açıklamak için izin aldım ama sizin de rızanızı almak istedim..."


"Seninle kan bağı olduğu sürece, bilmek onun da hakkıdır," diyen Yuba, hafif bir gülüşle onayladı.


"Teşekkürler. Ruri şu an nerede acaba?"


"Köyün diğer kızlarıyla çay içiyordur herhalde. Döndüğünü duyarsa her an koşa koşa gelebilir. Sen aniden köyden ayrılınca çok endişelenmişti."


"Öyle mi..." Rio mahcup bir şekilde gülümsedi.


Tam o sırada Ruri içeri daldı. "Geldim! Rio, dönmüşsün! Aşk olsun, nerelere kayboldun sen?!"


"Halledilmesi gereken önemli işlerim vardı. Seni endişelendirdiğim için üzgünüm."


"Gerçekten ama... Büyükanneme sorduğumda o bile ne olduğunu anlatmadı. Bazı yabancı adamlar seni bir anda köyden alıp götürünce çok korktum."


"Aslında sana tam da bununla ilgili anlatmak istediğim bir şey var..."


"Bana anlatacağın bir şey mi?"


"Evet. Ama anlatmadan önce, duyacaklarını bir sır olarak saklayacağına dair söz vermelisin."


"Ee, ne hakkında bu?" Ruri, Rio’nun bu kapalı anlatımı karşısında başını yana eğdi.


"Kim olduğumla ilgili. Yuba zaten biliyor, bu evde kalmama izin vermesinin sebebi de bu. Senin de bilmeni istiyorum ama bu sırrın kesinlikle gizli kalması gerekiyor; o yüzden önce senin için uygun olup olmadığını öğrenmek istedim..." Rio, Ruri’nin yüzüne bakarak kelimelerini özenle seçiyordu.


"Kim olduğunla ilgili demek... Evet, bilmek istiyorum. Söz veriyorum, bana anlattıklarını kimseye söylemeyeceğim." Ruri’nin yüzünde hafif bir korku belirse de kararlı bir şekilde başını salladı.


"Pekala, başlıyorum o zaman."


"Tamam. Ben hazırım." Ruri derin bir nefes alıp başıyla onaylayarak Rio’nun anlatmaya başlamasını bekledi. Rio, söze biraz gergin bir şekilde başlamadan önce Yuba ile bakıştı.


"Öncelikle, biz seninle kuzeniz. Benim babam, senin babanın küçük kardeşiydi."


"...Ha? Öyle mi... Yani biz kuzeniz."


Ruri bu sözler üzerine hafifçe kaskatı kesilse de kendisine sunulan bu gerçeği beklenmedik bir rahatlıkla kabul etti.


Yuba gözlerini faltaşı gibi açarak sordu: "Hiç şaşırmış görünmüyorsun?"


"...Yok, şaşırdım tabi ama odadaki havadan buna benzer bir şey çıkacağını tahmin etmiştim. Hem Rio zaten aileden biri gibi."


"Teşekkür ederim," dedi Rio mahcup bir edayla. "Ben de seni ailem olarak görüyorum, o yüzden bu konuyu açmak ve sana anlatmak istedim."


"E-evet, ben de aynı şekilde. Teşekkürler." Ruri de utangaç bir tavırla teşekkür etti.


"Ve babam... yani senin amcan olacak kişi, adı Zen’di. Annemin adı ise Karasuki. Karasuki Ayame. Bu krallığın prensesiydi."


Birkaç saniyelik uzun bir sessizliğin ardından Ruri başını yana eğdi. "Affedersiniz, ne?"


"Annem bu krallığın prensesiydi," diye tekrarladı Rio, çarpık bir gülümsemeyle.


"Sanırım buna inanmak biraz daha zor," dedi Yuba yürekten bir kahkaha atarak.


"Şey... Bu bir şaka, değil mi?"


"Gerçek bu. Rio’nun babası... Yani amcan... Bu krallığın prensesiyle evlendi."


"Gerçekten mi büyükanne?"


"Sana gerçek olduğunu söylüyorum. Bu konuda neden yalan söyleyelim ki?" Ruri’nin hâlâ dalgın bir halde sorduğu soruya Yuba, zoraki bir gülümsemeyle karşılık verdi.


"Ama... Şey... Neee? Gerçekten mi? Ama o zaman... Eyvah. Bu durumda... yani... Bu Rio’yu bir prens yapmaz mı?"


"Şey... Sanırım öyle. Her ne kadar resmen tanınmasa da Rio bu krallığın hanedanından sayılır."


"Ahaha... Ama bu imkansız. Sonuçta bir köylü asla bir prensesle evlenemez ki."


"Şapşal kız. Rio’nun babası, savaşta gösterdiği üstün başarılar sayesinde savaşçı rütbesine yükseltilmişti. Prenses Ayame ile de öyle tanıştılar. Köydeki diğerlerine sor diyeceğim ama... tabii ki soramazsın; yine de köyün eskileri Zen’in bir savaşçı olduğunu bilir."


"Bir savaşçı mı... O zaman prensesle tanışması o kadar da garip değil herhalde? Ama o zaman bu Rio’yu gerçekten... Bu krallığın bir prensi yapar... değil mi?"


"Soy olarak evet. Ben de başından beri bunu anlatmaya çalışıyorum," dedi Yuba yorgun bir iç çekerek.


Ruri, bir Yuba’nın bir Rio’nun yüzüne defalarca baktıktan sonra nihayet duyduklarını idrak edebildi. Bir anda yüzü kireç gibi olan kız, telaşla Rio’nun önünde yere kapandı. "Ş-şey, P-Prens Rio... Ç-çok özür dilerim! Lütfen şimdiye kadar size karşı sergilediğim hadsizlikleri ve kaba davranışlarımı bağışlayın!"


"Dur! Lütfen yapma böyle. Lütfen bana şimdiye kadar nasıl davrandıysan öyle davranmaya devam et!" Rio panik içinde Ruri’yi durdurmaya çalıştı.


"A-ama... Prens Rio asilzade... değil mi?" Ruri ürkekçe başını kaldırıp Rio’ya baktı.


"Annem öyleydi belki ama ben değilim. Bir prensesin çocuğu da asildir diye iddia edecek olsan bile, benim varlığım halka açıklanamaz. O yüzden lütfen. Benimle eskisi gibi iletişim kur." Rio kesin bir dille başını iki yana salladı, sonra Ruri’nin önünde eğildi.


"Sana sadece... Rio diyebilir miyim yani?"


"Evet, olur. Eskisi gibi."


"A-anladım..." Ruri bir şekilde razı gelse de hâlâ bariz bir şekilde gergindi.


"Konuşma tarzın henüz düzelmedi ama, farkında mısın?" diye takıldı Rio.


"Ah, evet... Doğru." Ruri farkında olmadan yine o mesafeli üslupla cevap verecekken, düşüncelerini toparlayıp rahatsız bir gülümsemeyle tekrar başını salladı.


"Kuzen olduğumuzu aniden öğrenmenin seni zorladığını biliyorum ama lütfen aramızı iyi tutmaya devam edelim."


"...Evet. Anlıyorum... Doğru ya, Rio ve ben artık kuzeniz," diye mırıldandı Ruri dalgın bir halde, sanki gerçeği kendi kendine teyit ediyordu. Rio’nun annesinin bir prenses olması o kadar büyük bir şok yaratmıştı ki, Rio’nun öz kuzeni olduğu gerçeğini tamamen unutmuştu.


"Öyle. Senin kuzeninim," dedi Rio.


"Demek büyükannemden başka kan bağım olan akrabalarım da varmış. Ah, bu durumda ben senden bir yaş büyük olduğuma göre ablan oluyorum, değil mi?"


"Doğru. Sana abla dememi ister misin?" diye sordu Rio şakacı bir gülüşle.


"H-hayır, gerek yok! Özür dilerim! Vay canına, ne kadar utanç verici! Olamaz!" Ruri kıpkırmızı bir suratla bağırdı.


"O zaman sana eskisi gibi Ruri demeye devam edeceğim," dedi Rio, dudaklarının kenarı mutlu bir gülümsemeyle kıvrılarak. Ruri’nin ifadesi ise tam olarak ikna olmuş gibi değildi. "Hm. Ama kuzeniz madem... Benimle biraz daha samimi konuşmanı tercih ederdim. Daha arkadaşça bir dil kullansan olmaz mı?" diye sordu Rio’nun yüzüne bakarak.


"Şey... Bunu daha önce de söylemiştim ama bu konuşma tarzı artık bende alışkanlık haline geldi. Yani... Bir kere bu dile alışınca, çok önemli bir sebep olmadıkça değiştirmek zor geliyor," diye açıkladı Rio, mahcup bir gülümsemeyle. Karşısındaki bir çocuk olsa bile, küstah biri olmadığı sürece Rio yeni tanıştığı biriyle fazla senli benli konuşmaktan rahatsız oluyordu. Elbette yakınlaştıktan sonra çekinmeden konuşmaya hazırdı ama aksi bir durum için geçerli bir sebep görmedikçe utancından dolayı resmi dilini koruyordu.


"Hıh. Yani kuzenin olmam yeterince önemli bir sebep değil mi diyorsun?" Ruri, hafifçe somurtarak Rio’ya dik dik baktı.


Bunun üzerine Rio nihayet durumu kavradı. "...Şey, sanırım bu haklı bir sebep sayılır. Özür dilerim... Haklısın. Şöyle yapalım o zaman?" dedi utangaç bir tavırla, gözlerini kaçırarak.


"Hah şöyle!" Ruri’nin ifadesi neşeyle aydınlandı. Belki de Rio’nun o huzursuz çekingenliği ona da geçmişti; çünkü şu an tarif edilemez bir mutluluk duyuyordu.


Bundan sonra Rio, Ruri’ye bilinmesi gereken diğer detayları anlattı; özellikle de Zen ve Ayame’nin köyden ayrılma sebepleri, o dönemin koşulları ve Ruri’nin Rio’nun soyu hakkında diğer köylülere neden sessiz kalması gerektiğine dair açıklamalar yaptı. Ruri, Rio’nun geçmişi hakkında derin düşüncelere dalmış görünse de sessiz kalacağına yemin etti.


Rio, soyunu Ruri’ye de açıkladıktan sonra duruşunu düzeltti ve dikkatle hem ona hem de Yuba’ya baktı.


"Ayrıca, belki biraz erken olacak ama bu fırsatı değerlendirip ikinize bir şey daha bildirmek istiyorum." Rio ciddileşerek ikisine baktı.


"Konu nedir?" diye sordu Yuba.


"Önümüzdeki yılın bu zamanlarında köyden ayrılmayı düşünüyorum," dedi Rio, doğrudan konuya girerek.


"Anlıyorum... Bu biraz üzücü ama yapacak bir şey yok. Doğduğun topraklara mı döneceksin?" Yuba, yüzünde buruk bir gülümsemeyle sordu.


"Evet. Önce uğramak istediğim pek çok yer var ama en sonunda..." Rio, gözlerindeki kararlılıkla onayladı.


"Bir gün bu köye yine geleceksin, değil mi? Bu sonsuz bir veda değil, öyle değil mi?" Sessizce dinleyen Ruri, Rio’nun yüzüne bakarak sordu. "...Şey... Evet. Eğer beni kabul ederseniz, geri gelmek isterim." Rio, biraz mahcup bir gülümsemeyle ve hafif bir tereddütle başını salladı.

“Tabii ki seni her zaman bekleriz! O nasıl söz öyle?!”


“Doğru söylüyor, istediğin zaman gelebilirsin. Burası artık senin de memleketin, sen de bu köyün bir parçasısın.”


Ruri ve Yuba, hiç ikiletmeden Rio’yu geri davet ettiler. Rio bu içten cevapları duyunca yüzünde güller açtı, ikisine de minnetle teşekkür etti.


Ruri meraklı bir tavırla, “Bu arada, madem gitmen gereken bir yer var, orada seni bekleyen birileri mi var demek oluyor bu? Öyleyse anlatmanı çok isterim. Bize biraz bahseder misin?” diye sordu.


Rio hafifçe kızararak, “Aramızda kan bağı olmasa da beni abisi olarak gören bir çocuk ve bana emeği geçmiş birkaç kişi var,” diye yanıtladı.


“Vay canına, demek öyleleri de var. Seni abisi belleyen şu ufaklık bir kız mı yoksa?”


“Şey, evet...”


“Hıh, tahmin etmiştim zaten. Madem durum böyle, seni burada sonsuza dek tutamayız o zaman. Eğer senin kız kardeşin sayılıyorsa, bir nevi benim de kuzenim sayılır. Bir gün bizi mutlaka tanıştır. Hey, hadi ismini de söyle!” Ruri, heyecanla sorularını peş peşe sıralamaya devam etti.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.