Vanessa en önde yardırırken bağırır.
"Hieee..."
Kouta’nın Senpai'si olan Rei, rezil bir ses çıkararak inledi.
Diğer yandan, Can Puanı çoktan sınıra dayanmış olan Celia ve Christina da aynı durumdaydı. Ancak Vanessa ile aynı kararlılığı paylaşıyor olmalılar ki, yüzlerinde ölümüne bir ifadeyle koşmaya devam ediyorlardı.
Böylece on saniye kadar daha koştular. En önde ilerleyen Vanessa’nın görüş alanı aniden karardı.
"Ne...?"
Vanessa tuhaf bir şeyler olduğunu sezip gökyüzüne baktı. Ve o anda—
"BUMOOOOO!"
GÜM! diye yankılanan bir darbe sesiyle birlikte, kapkara bir Minotauros gökten indi. Üstelik—
"BRRRRRRR!"
GÜM! Arkalarından bir tane daha çıktı.
"Ne...?"
Herkes ne ara olduğunu anlamadan durmuş, öylece boş bakışlarla kalakalmıştı.
"N-ne oluyor lan böyle..."
Rei, yüzü seğirerek sordu.
"Bu, akademideki saha tatbikatındaki..."
Christina, akademi çağında tatbikat sırasında karşılaştığı Minotauros’u hatırlayınca yüzü kireç gibi oldu. Ve—
"M-Minotauros bu! N-neden böyle bir yerde!?"
Onu daha önce bizzat gören Celia, panikle bağırır.
"BRUU!" "BUFÜFÜ!"
Minotauroslar keyifli bir şekilde yüzlerini buruşturarak güldüler.
"Y-yan taraftaki orman... oraya da..."
Vanessa yan taraftaki ormana kaçmaları için bir rota göstermeye yeltendi ama hışırtılarla birlikte her iki yan taraftaki ormandan da Ork sürüsü belirdi. Resmen dört bir yanları sarılmıştı.
Kimse kımıldayamıyor, olduğu yerde çakılıp kalıyordu. O sırada Celia ve diğerlerinin arkasında duran Minotauros, gözüne kestirdiği Christina’yı yakalamak için sol elini uzattı. Fakat—
"BUMOU!?"
O kapkara dev kütle, Christina’nın vücudunu yakalamayı başaramadan, şiddetli bir ivmeyle yana doğru uçup gitti. Ormanın girişini kapatan Orkları da önüne katarak sertçe yere serildi. Öte yandan, uçup giden Minotauros’un kafasının olduğu yerde Alma duruyordu.
"A-Alma!?"
Celia şaşkınlıktan donakalmış bir halde onun adını sayıkladı. Alma, elindeki gürzüyle Minotauros’un kafasına arkadan var gücüyle vurmuş olmalıydı; savuruşunu tamamlamış bir duruşla yere indi.
"Guh... guggu..."
Darbe alan Minotauros zayıfça ayağa kalkmaya çalışıyordu. Ancak buna izin verilmeyecekti.
"Destek veriyoruz! Lütfen geri çekilin!"
Celia’nın yine kulağına aşina gelen bir ses yankılandı. Derken, Celia’nın yanından gümüş bir parıltı geçti. Gümüş kurt canavar soyundan Sara'ydı bu.
Sara, ayağa kalkmaya çalışan Minotauros’a yaklaştı ve tepki vermesine bile fırsat tanımadan çevik bir hareketle boğazını yarıp geçti.
"Guh..."
Yere yığılan Minotauros o an can verdi ve kül olup yok olmaya başladı. Yine de çevrede hâlâ az önce ezilmeyen sayısız Ork vardı. Sara vakit kaybetmeden geriye doğru sıçrayarak kalan Orklar ile arasına mesafe koydu.
Onunla yer değiştirircesine sayısız ışık oku havada süzüldü ve oradaki Ork sürüsünün gövdelerini birer birer delip geçti. Saldıran, Celia ve diğerlerinin yaklaşık on metre arkasında yayını germiş duran High Elf Orphia’ydı.
"N-neden siz buradasınız...?"
Celia, şaşkın bir suratla Sara, Orphia ve Alma üçlüsüne sordu. Üçü de dönüşüm büyü aletiyle ırklarının özelliği olan kulaklarını insan kulağına çevirmişti ama yine de böyle bir yere gelmeleri doğru muydu?
"Yardıma geldik. Gereksiz miydi?"
Sara, biraz mahcup bir şekilde gülümseyerek sordu.
"Y-yardımınız dokundu ama..."
"Henüz bitmedi. Kalan büyük parçayı ve ormandaki Orkları halledelim."
Alma böyle diyerek elindeki gürzü kavradı.
"Celia-san, siz Orphia’nın olduğu yere kadar çekilin."
Sara, karşısında duran Minotauros’a dik dik bakarken Celia’ya talimat verdi.
"Ce-Celia Sensei, onlar da kim...?"
Christina, göz açıp kapayıncaya kadar değişen durum karşısında ne yapacağını bilemez halde, derin bir şaşkınlıkla Celia’ya sordu.
"Bu üçü Haruto’nun yoldaşları. Neyse, bu tarafa! Siz de!"
Celia kısa bir cevap verip Christina’nın kolundan tuttu. Ardından, orada donup kalan Rei ve Kouta’ya da işaret etti. Diğer yanda ise Vanessa, rütbesinin hakkını verircesine yan ormandaki Orkları kollayarak kılıcını çekmiş bekliyordu.
"P-peki..."
Christina vücudu kaskatı kesilmiş olsa da Celia’nın yönlendirmesiyle geri çekildi. Ve o an—
"BUMOAAAAAAA!"
Kalan son Minotauros, kaçmaya çalışan Christina ve diğerlerini tehdit edercesine kükreyerek havaya doğru büyük bir sıçrayış yaptı.
"Bu kadarıyla gözümüzün korkacağını mı sanıyor acaba?"
Alma, bıkkın bir tavırla havaya zıplayan Minotauros’a baktı.
"Bizi hafife alıyorlar. Orphia, onu geri püskürt!"
Sara keskin bakışlarını Minotauros’a dikerek arkasındaki Orphia’ya komut verdi.
"Tamam!"
Başını salladığı anda Orphia, inanılmaz bir hızla ışık okunu fırlatmıştı bile. Kalın bir ışık topu gibi ilerleyen saldırı, havada süzülen Minotauros’un dev gövdesine doğru dosdoğru ilerledi ve—
"GUA!?"
Minotauros, refleks olarak elindeki devasa taş kılıçla saldırıyı engelledi. Ancak darbenin etkisiyle şiddetle geriye savruldu.
"..."
Christina gözlerini kocaman açmış, bu manzarayı izliyordu. Az önceki saldırı orta sınıf büyüler arasındaki en üst seviye güçteydi; böylesine bir olguyu bir saniyeden kısa sürede büyüsel olarak inşa edip piyasaya sürmek Strahl bölgesinin mantığına göre imkansızdı. Bu yüzden—
'O yay, antik sınıf bir büyü aleti mi?'
Orphia’nın elindeki zarif yaya bakarak anlık olarak böyle bir çıkarım yaptı. Fakat bunu düşünürken Alma ve Sara’nın bir an içinde gözden kaybolduğunu fark etti.
"Alma, onu yere çarp! Son darbeyi ben vuracağım!"
"Söylemene gerek yok."
Uçan Minotauros’u takip ederek yerde süzülen Sara ve gürzünü hazırlayıp havaya fırlayan Alma. İkisi de insan sınırlarını çoktan aşmış hareketler sergiliyordu.
"BUMOFU!?"
Minyon yapılı Alma, o devasa gövdeye gürzüyle bir darbe indirdiğinde Minotauros’un açısı aniden değişti ve büyük bir gürültüyle yere çakıldı.
Sara, yaratığın gövdesinin yere çarpıp hafifçe havaya sıçradığı o kısacık anlık sürede Minotauros’a yetişti ve boğazını kusursuz bir şekilde kesti. Kapkara dev cüsse bir sonraki sefer yere çarptığında, çoktan kül olup yok olmaya başlamıştı.
Geriye sadece ormanda bekleyen Orklar kalmıştı.
"Gru, gruu..."
Normalde vahşi olan Orklar, Minotaurosların bu kadar tek taraflı katledilmesinden korkmuş olacaklar ki, çekindikleri her hallerinden belli oluyordu. Derken—
"GUAA!?" "GAA!?"
Orphia bir kerede sayısız ışık oku ateşledi ve Orkları bir an içinde yok etti. Her bir atışı öylesine isabetliydi ki, ıskalaması imkansız gibi görünüyordu.
Sonuç olarak, sadece on saniye içinde Orklar tamamen ortadan kayboldu.
"...Başka iz yok."
"Canavarların temizliği bitti sanırım."
Sara ve Alma çevrelerine bakındıktan sonra Celia ve diğerlerine doğru yürüdüler.
"Elinize sağlık, ikiniz de."
Orphia hafifçe kıkırdayıp gülümsedi ve Sara ile Alma'ya seslendi. Ancak tam o anda——
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.