Geçmişin Gölgeleri ve Beklenmedik İsim

"Hı!?"

Aniden, üçü de ormana doğru savaş vaziyeti alarak tetikte beklemeye başladı. Hemen ardından, ağaçların arasından süzülen siyah bir parıltı ormanın derinliklerinden fırladı. Hedefi ne Sara, Orphia ve Alma üçlüsüydü ne de Celia. Hedef alınan kişi...

"Ha?"

Christina’ydı. Durumu fark ettiğinde, süper hızlı bir parıltı gözlerinin önüne kadar gelmişti bile. Hareket dahi edemeden olduğu yerde kaskatı kesildi. Varlığını mükemmel bir şekilde gizlemiş, kusursuz bir Sinsi Saldırı’ydı bu. Oradaki herkes tepki vermekte gecikmişti.

Artık Kaçınma için bir çare kalmamıştı. Tam her şeyin bittiğini düşündüğü anlık bir sürede, Christina’nın görüş alanına başka bir siyah gölge daldı. Bu kişinin kimliğine gelince...

"...Ha-Haruto!"

Rio’ydu. Celia onun suretini seçer seçmez gözleri parladı. Rio, yadigâr kılıcını kavramış, o siyah parıltıyı tam göğsünde karşılamıştı. Derken kılıcını savurduğu gibi parıltıyı tamamen yok edip savuşturdu.

O sırada, ormanın derinliklerinden şak şak şak diye bir alkış sesi yükseldi. Alkışın sahibi yavaş yavaş yaklaşıyordu ve sesin kime ait olduğu çok geçmeden anlaşıldı.

"Vay vay, tek kelimeyle muazzam. Beklenmedik bir canavar baskınıyla başınız dertte sanıp yardıma geleyim demiştim ama meğer inanılmaz bir hızla işlerini bitirmişsiniz."

Reiss, alkış tutarak ormanın derinliklerinden kendini gösterdi ve Rio ile diğerlerini takdirle süzdü.

"...Sen."

Rio gözlerini hafifçe kıstı. Bu sesi ve varlığı hatırlıyordu. Daha önce Amande’de canavarların saldırısı sırasında, Rio’nun can çekişecek hale getirdiği Lucius’u kaçıran kişiydi bu.

"Beni hatırlıyor olmanız ne büyük onur. Ben Göklerin Aslanı Birliği’nden Reiss."

Reiss, kendisini Proxia İmparatorluğu’nun elçisi olarak değil, Göklerin Aslanı Birliği’ne bağlı bir paralı asker olarak tanıttı.

"Hem Amande’de hem de buradaki canavarları sen mi kontrol ediyordun?"

Rio’nun sorusu sertti.

"Olamaz. Canavarları kontrol etmek gibi bir yeteneğim yok ki benim. Az önce söyledim ya, sadece yardıma geleyim demiştim."

Reiss omuzlarını silkerek abartılı bir şekilde salağa yattı.

"Öyleyse Prenses Christina’ya savurduğun o son saldırı neydi?"

"Aman efendim, bunu benim yaptığımı da nereden çıkardınız?"

"Başka kim olacak?"

"Belki de gizlenen başka bir düşman vardır?"

Reiss bu cevabı verdikten sonra yüzüne sinsi bir gülümseme yerleştirdi.

"Düşman sensin."

Rio, şüphe dolu bakışlarla Reiss’ı ters ters bakar. Bu bakış oradaki diğer herkes için de geçerliydi.

"Yok canım, burada dövüşmek gibi bir niyetim yok. Tesadüfen Cleia’yı ziyaret ederken, tesadüfen sizi gördüm. Bir selam vereyim dedim o kadar. Gerçi epey çetrefilli bir durumun içindeymişsiniz, ne zaman seslensem diye epey tereddüt ettim ama."

Reiss, akıcı ve pürüzsüz bir sesle karşılık verdi. Ve sonra—

"Ah, sahi. Unutmadan söyleyeyim, o aranızda husumet olan beyefendi gayet iyi durumda."

Sanki bir şeyi yeni hatırlamış gibi, sesine büyük bir keyif katarak ekledi.

"...Lucius nerede?"

Rio buz gibi bir sesle sordu.

Etraftaki Celia ve diğerleri durumu kavrayamadıkları için sessizce konuşulanları dinliyorlardı ama Rio’nun üzerindeki havanın her zamankinden çok daha gergin olması yüzünden hepsi nefeslerini tutmuştu.

"Sana karşı öyle büyük bir kin besliyor ki, er ya da geç karşılaşacaksınızdır. İntikamcı, kurbanına; kurban ise intikamcısına... İnsanoğunun kaderi ne büyük bir zahmet, sizce de öyle değil mi?"

"............"

Reiss kışkırtıcı bir şekilde sırıtırken Rio ifadesini bozmadı. Ancak—

"Öyle değil mi, Rio-san?"

"Hı..."

Reiss sinsi bir gülümsemeyle Rio’nun adını ağzına aldığında; Celia, Sara, Orphia ve Alma aynı anda nefesini tuttu. Onun gerçek adını nereden bildiğini sorguluyorlardı. Öte yandan—

'Rio mu? Yoksa...!?'

Christina gözlerini fal taşı gibi açmış, az önce kendisini kurtaran Rio’nun sırtına bakıyordu. O an, Haruto Amakawa denilen kişiye karşı beslediği tüm şüpheler, bir yapbozun parçaları gibi yerine oturdu.

Henüz kesinleşmiş bir gerçek değildi. 'Olamaz, imkansız' gibi düşünceler zihnini kurcalıyordu ama yine de...

"............"

Rio elindeki kılıcı hazır tutuyor, keskin bakışlarıyla her an Reiss’ın üzerine atılacakmış gibi duruyordu.

"Hoppala, ben yavaş yavaş kaçayım artık. O tehlikeli kılıcı kınına sokun lütfen."

Reiss iki elini öne uzatarak dövüşmeye niyeti olmadığını abartılı bir şekilde gösterdi.

"............"

Rio ifadesini değiştirmeden Reiss’a bakmaya devam etti. Bunun üzerine Reiss;

"Pekala, eğer ille de istiyorsanız sizinle kapışırım ama burada böyle aylaklık ederseniz peşinizdekiler yetişecek. Üstelik yanınızda size yük olacak epey kişi var gibi görünüyor. Eğer savaşa girersek, öncelikle onları hedef alırım. Öyle bir durumda, ne kadar güçlü olursanız olun hepsini koruyabilir misiniz acaba? Benim gücümün sınırlarını henüz görmediniz, değil mi?"

Yine de şansınızı denemek ister misiniz? Reiss yüzünde bir gülümsemeyle sordu.

"...Fikrim değişmeden defol git."

"Ooo, korkunç, çok korkunç. Öyleyse bana müsaade."

Reiss bunları söyleyip ormanın içinde gözden kayboldu. Rio ise sert bir ifadeyle Reiss’ın arkasından bakmaya devam ediyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

NOVZON OKUYUCU TOPLULUĞU

Okuma keyfin yarıda kalmasın.

Bu seriden birkaç bölüm tükettin! Hesabını oluşturarak okuma deneyimini kesintisiz hale getir:

  • Kaldığın Yeri Asla Kaybetme Tüm cihazlarında okuduğun son bölüm ve sayfa otomatik senkronize olur.
  • Özel Kütüphane & Geçmiş Favori serilerini listene ekle, okuma geçmişini dilediğin gibi yönet.
  • Yeni Bölüm Bildirimleri Takip ettiğin serilere yeni bölüm geldiğinde anında haberdar ol.

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.