Özün Fısıltısı

“Rio mu? Ne kadar da alışılmadık bir isim.”

“…Göçmen bir çocuğum da ondan.”

“Anladım… Saçların bu yüzden siyah demek. Sana bir soru sorsam sakıncası olur mu, Rio?”

“Buyurun.” Rio başını salladı.

“Mor saçlı küçük bir kız çocuğu gördünüz mü hiç? Onu arıyoruz da. Bir fikriniz var mı acaba?”

“Üzgünüm, öyle birini görmedim…” Rio başını iki yana salladı.

Ama muhtemelen çok geç kaldınız, diye eklemedi.

Başka bir bölgeden gelen herhangi bir çocuğun varoza girdikten sonra zarar görmeden kalabileceğini düşünemiyordu. Varoş sakinleri için, sıradan halktan birinin kıyafetleri bile fahiş bir fiyata satılabilirdi. Bahsi geçen kız bu dört kişiyle bir şekilde akrabaysa, muhtemelen kaliteli giysiler giyiyordu; onlar da şimdiye dek üzerinden çoktan alınmıştır. Şanslıysa, sadece bunlar alınmıştır. Küçük kızlara düşkün erkeklerin takıldığı o genelevlerden birine düşmüş olabilirdi.

***

“Anladım…” Celia’nın sesi hayal kırıklığıyla kesildi. Derin bir nefes alıp kendini toparladıktan sonra sordu: “Varoşlar buradan sonra, değil mi?”

“Evet, doğru.”

“Büyük bir yer mi? İçeri girsek kolayca kaybolur muyuz?”

“Oldukça büyük ve yolları biraz karışık… İçeri mi gireceksiniz?” Rio’nun gözleri hafifçe büyüdü.

“Evet. Bu kızı bulmalıyız,” diye kararlılıkla belirtti Celia.

“Tavsiye etmem.”

“Neden?”

Rio onu baştan aşağı süzerken Celia kafa karışıklığı içinde başını yana eğdi.

“…Kıyafetleriniz çok şık. Sanki saldırıya uğramayı istiyorsunuz. Bu kadar erken saatte etrafta pek kimse olmasa da, yine de başınızı belaya sokarsınız. Sizin gibi bir kız için uygun bir yer değil,” diye nazikçe uyardı. Celia’nın gözleri şaşkınlıkla açıldı.

“Yetim biri için ne kadar da düzgün konuşuyor,” diye mırıldandı küçük kızlardan biri.

“Ah, anladım. Gerçekten tehlikeli bir yermiş demek,” dedi Celia, gergin bir gülümsemeyle kendi kıyafetlerine bakarak.

“Bu da sade bir cübbeydi oysa…” diye mırıldandı kendi kendine.

Eğer Rio'nun içinde Amakawa Haruto'nun anıları ve kişiliği olmasaydı, bu bilgiyi Celia ile paylaşmazdı muhtemelen. Özellikle de, baskıcı Vanessa ve iki küçük kız olsaydı, bu uyarıyı yapmaya hiç zahmet etmezdi.

Umurunda bile olmazdı, varoşlarda kaybolup ölebilirlerdi.

Kalbinin derinliklerinde hissetmesi gereken buydu… yine de, Amakawa Haruto adındaki adam nazikti. Kendisine asgari düzeyde saygıyla konuşan küçük bir kızın varoşlara dalmasını engelleyecek kadar nazik.

***

“Şey… Peki varoşlardaki kadınlar ne tür kıyafetler giyerler?”

“Ne mi giyerler? Bildiğiniz sıradan halktan birinin kıyafetleri, paçavraya dönmüş halde. Güzel giyimli insanlar da var ama onlar genellikle varoşlarda at koşturan tiplerdir.”

“Anladım. Çok yardımcı oldunuz.” Celia düşünceli bir şekilde şirin şirin başını salladı. “Bu arada, bir yetim için çok kibar konuşuyorsunuz. Bütün yetimler sizin gibi mi konuşur?”

“…Kim bilir? Annem ölmeden önce böyle konuşmamı söylemişti,” diye yanıtladı Rio, oldukça sert bir tonla.

Henüz yedi yaşında olan Rio'nun kelime dağarcığı pek geniş değildi. Ama kaba konuşmanın erkeklerin onu dövmesine neden olacağını biliyordu, bu yüzden insanların ruh hallerini tartarak konuşmayı öğrenmişti. Annesinin ilk etkisi ve Amakawa Haruto'nun kişiliğinin geri dönmesiyle, Rio'nun zihniyeti gelişmiş ve konuşması yetişkin birininkine dönüşmüştü.

“Ü-üzgünüm, bunu sormamalıydım,” diye kekeleyerek özür diledi Celia, telaşla.

“Hayır, sorun değil…” Rio, oldukça isteksizce yanıtladı.

Sessizlik

Celia'nın gözleri, Rio'nun gözlerinin derinliklerinde bilinmeyen bir duygunun izini görmüş gibi hafifçe büyüdü.

“Celia, kıyafetlerimizi değiştirdikten sonra dönelim,” diye araya girdi Vanessa. Sessizce onları izliyordu.

“Ne diyorsun sen! Acele etmeliyiz yoksa o—”

“Aynen öyle!”

İki küçük kız telaşla itiraz etti.

“Eğer bilgilerimiz doğruysa, hala biraz zamanımız var. Unutmayın, protokole aykırı hareket ediyoruz. Yanlış bir adım atıp resmi arama partisinin çabalarını mahvetmeyi göze alamayız. Katılmıyor musun, Christina?”

“…O zaman acele edip kıyafetleri alalım,” dedi Christina adındaki küçük kız, Vanessa'nın açıklamasına mutsuz bir şekilde kaşlarını çatarak.

“Celia, yakınlarda şüpheli bir öz kaynağı var mı?”

“Şey… Bir an izin verin. Zona Revelare!”

Celia derin bir nefes aldı ve Rio'nun tanımadığı bazı kelimeler mırıldandı. Ayaklarının altından geometrik bir ışık çemberi yükselmeye başladı.

Hmm?

Rio'yu anlık tuhaf bir his kapladı. Sanki bir tür… nabız atışı gibiydi. Aynı anda, Celia'nın kendisinden hafif bir ışık dalgasının yayıldığını görebiliyordu. Halüsinasyon mu görüyordu? Rio kontrol etmek için gözlerini ovuşturdu ki—

“Ah. Sen…”

Celia, Rio'nun yüzünü yakından inceledi.

“Çocuğa ne oldu?” diye sordu Vanessa.

“Alan aramam ona tepki verdi. Büyümü belirli bir büyü özü seviyesine tepki verecek şekilde ayarladım, bu da bu çocuktan oldukça fazla öz aktığı anlamına geliyor. Büyücülük kullanma potansiyeli var.”

“Ah, doğru… bir yetim bile potansiyele sahip olabilir,” dedi Vanessa.

“Bu çocukta öz mü var?”

Vanessa durumu kolayca kabullenirken, Christina şüpheyle başını yana eğdi.

“Soylu sınıfı dışında da büyü kullanabilecek kadar öze sahip insanlar var. Ebeveynlerinin pek özü olmasa bile, geçmişte bir ataları öze sahip olmuş olabilir. Yine de, eğitim almadıkları sürece bunların hiçbiri önemli değil, çünkü aksi takdirde özü algılayamazlar. Çoğu insan tüm hayatını bunun farkında olmadan geçirir,” diye basitçe açıkladı Celia.

“Hıh… Görünüşe göre her şeyi dış görünüşe göre yargılayamazsın,” diye mırıldandı hala adı söylenmeyen küçük kız.

“Hmm, mantıklı… ama yine de bir yetim. Özün bir önemi yok.”

Vanessa, Rio'ya keskin bir bakış attı.

Büyü mü? Öz mü? Az önceki o tuhaf ışık nabzı öz müydü? Kesinlikle bir şeyler hissettim… ama eğitim almadan onu algılayamamam gerektiğini söylediler…? Bu ne anlama geliyor?

Rio, kafa karışıklığı içinde konuşmalarını dinledi.

***

“Peki şüpheli bir öz tepkisi oldu mu?”

“En azından 50 metrelik bir yarıçap içinde hiçbir şey yoktu. Aramamın yakaladığı tek kişi buradaki bu çocuktu,” diye açıkladı Celia.

“Anladım,” dedi Vanessa. “Seni buraya kadar getirdiğimiz için üzgünüm ama çok yardımcı oldun. Zona Revelare kullanıcıları nadirdir ve arama menzilinle kimse sana yetişemez.”

İkili kafa karıştırıcı sohbetlerine devam ederken Rio tamamen kaybolmuştu, ta ki Celia onlardan ayrılıp tekrar ona dönene kadar.

“Teşekkür ederim. Bize verdiğiniz bilgiler karşılığında bunu kabul eder misiniz?” diye sordu ve Rio'ya beş büyük gümüş uzattı. Paraları kabul etti ve şaşkınlıkla onlara baktı. Beş büyük gümüş, onlara verdiği bilgilerden çok daha değerliydi… Belki de bu kızın para algısı yoktu? Hayretle kıza baktı ama…

“Ah, yeterli değil mi?” diye sordu.

“…Hayır.”

Bir an duraksadıktan sonra Rio başını iki yana salladı. Verilen her parayı kabul ederdi; mevcut durumunda nezaketen reddetme lüksü yoktu.

“Çok teşekkür ederim,” dedi, minnetle Celia'ya başını eğerek.

“Açıkça söylemek gerekirse, bu aynı zamanda sus payı. Burada gördüklerini ve duyduklarını unut,” diye uyardı Celia, biraz daha soğuk bir tonla.

“Anladım.” Rio anında başını salladı.

Bu dört kişi muhtemelen soyluydu ve Rio'nun soylu sınıfının zahmetli işlerine burnunu sokmaya hiç niyeti yoktu. Ne de olsa merak kediyi öldürürdü.

“Şey… teşekkür ederim. Bize bu kadar nazikçe anlattığın için,” diye garip bir şekilde teşekkür etti Celia.

“…Rica ederim.”

“Hoşça kal o zaman. Kendine iyi bak.”

Celia, kısa etkileşimleri sırasında yetim çocuğa bir tür bağ kurmuş gibiydi, zira başlığının altından Rio'ya biraz pişmanlık dolu bir gülümseme bahşetti.

“Hadi gidelim, Celia.”

“Peki.”

Dördü de arkalarını dönüp varoşların girişinden uzaklaştı. Rio, onların uzaklaşan sırtlarını izlerken, bedenlerinden hafifçe tuhaf bir ışığın aktığını fark ettiğinde gözlerini kıstı. Nefesi kesilir, kendi bedenine gözlerini dikti. Kızların sahip olduğu aynı hafif ışık kendisinden de akıyordu. Bu bir halüsinasyon değildi. Hem görebiliyor hem de hissedebiliyordu. Işık, damarlarındaki kan gibi tüm vücudunda akıyordu. Bir pınardan fışkıran su gibi, bedeninden durmaksızın dışarı akıyordu. Dört kişilik grup, en çok ışığı Celia, Christina, Vanessa ve Christina'nın hizmetlisi olabilecek kişi sırasına göre yayıyordu. Ancak, Rio'nun bedeninden akan ışık miktarı, Celia'nınkinden bile çok daha fazlaydı.

Bu ışık ilk ne zaman kendisinden yayılmaya başlamıştı? Celia ve diğerleri bunun farkında mıydı? Bu tür sorular Rio'nun zihninden geçti ama hiçbirine cevap bulamadı.

Başkaları da bu ışığı görebiliyor muydu? Fark ederlerse kötü mü olurdu?

Panikle, çıkan ışık miktarını azaltmaya odaklandı ve şaşırtıcı bir şekilde iradesine uyduğunu fark etti. Hala biraz sızıyordu ama Celia'nın grubunkinden çok daha azdı, bu yüzden muhtemelen sorun olmazdı. Rio iç çeker bir rahatlama hissetti.

Bu ışık “büyü özü” müydü…?

Eğer gerçekten bir öz ise, sezgisel olarak onunla bir şeyler yapabilmeliydi. Ancak bu konuda hiçbir bilgisi olmadan böyle eylemlere kalkışmak, işlerin kontrolden çıkma riskini taşıyordu, bu yüzden onunla deneme yapmak için daha iyi bir zaman ve yer seçmesi gerekiyordu.

Geç dönmesi de kötü olacağından, Rio şimdilik kulübeye geri dönmeye karar verdi.

***

Kulübeye dönerken Rio'nun kafası geleceği hakkındaki düşüncelerle dolup taşıyordu. Celia'dan aldığı beş büyük gümüşle bir süre idare edebilirdi ama istikrarlı bir geliri olana kadar o adamlardan kopamazdı. Varoşlarda onlardan kaçacak hiçbir yer yoktu ve kaçtığını fark ederlerse muhtemelen onu avlayıp öldürürlerdi.

Yine de… Şimdilik karnı ve cebi dolu olan Rio, kendini biraz daha iyi hissediyordu. Elindeki yeni parayla tek istediği, o adamlardan nasıl kurtulacağını, kaçış rotasını ve bundan sonra nasıl yaşayacağını dikkatlice planlamak için biraz zamandı. Bu düşüncelerle boğuşurken, sonunda derme çatma kulübesine geri döndü. Kulübenin görüntüsü anında keyfini kaçırdı. İçini çekti.

“Geldim.”

Hafifçe eğilerek kulübeye girdi. Adamlar bazen Rio’ya sebepsiz yere bağırıp çağırırlardı ama o sabah keyifleri yerindeydi, en sevdikleri Gigi’yi içki doldurması için yanlarına getirmişlerdi, bu yüzden bugün böyle bir şey pek olası değildi. Muhtemelen şimdi parti yapıyor, ortalığı ayağa kaldırıyorlardı.

En azından Rio öyle sanmıştı.

Lamba sönük mü?

Kulübenin içi zifiri karanlıktı ve tamamen sessizliğe bürünmüştü. Pencere kapalıydı ve odayı aydınlatan lamba sönmüştü, bu da hiçbir şey görmeyi imkânsız kılıyordu. Paslı demirin keskin, metalik kokusu duyularını tırmaladı, Rio’nun kaşlarını çatmasına neden oldu.

Bu koku da ne? Kan mı?

Rio’nun zihnine dolan koku kan kokusuydu… Tıpkı yaralandığında aldığı kan kokusu gibi.

“Mmrgh! Mmmgh!”

Tam o sırada, kulübenin içinden boğuk bir ses duyuldu. Odanın köşesinden geliyordu.

“…!”

Ani ses, Rio’yu şaşkınlıkla irkiltti.

Bu da ne?

Kumaş hışırtıları duyabiliyordu. Biri uyuyakalmış mıydı?

Rio temkinli adımlarla sese doğru ilerlemeye başladı ki ayağı kaydı. Çıplak ayağının tabanında gizemli bir sıvı hissetti. Zemin ıslaktı. Tenine bu kadar tuhaf gelen bilinmeyen maddeden şüphelenen Rio, önce pencereyi açmaya karar verdi.

Pencere…

Odanın düzenine dair hafızasına güvenerek, ayaklarının altındaki rahatsız edici hissi görmezden geldi ve ahşap kulübenin tek penceresine doğru ilerledi. Pencereyi sonuna kadar açtı; dışarıdan ışık içeri doldu ve karanlık odayı aydınlattı.

“Ne…”

Rio, gözlerinin önündeki korkunç manzara karşısında nutku tutulmuştu.

Her yerde cesetler yatıyordu. Az önce kulübede içki içen adamların cesetleri ve—

“Gigi…”

Bu, fahişenin cansız bedeniydi. Sabah Rio’ya yemek parası veren kız, şimdi kanlar içinde bir cesetti. Yüzü yukarı dönük yatıyordu, kışkırtıcı elbisesi tamamen kana bulanmıştı.

“Urgh…”

Rio kusmak istedi. Bir elini ağzına bastırarak bu isteğe direndi.

“Mm! Mm, mmrgh!”

Odanın içinden hâlâ boğuk ses geliyordu. Rio’nun kaşları daha da çatıldı ve gözlerini sese doğru dikti – odanın köşesinde tek bir çuval duruyordu. İçinde canlı bir şey vardı.

Bir insan…? Olamaz…

Bir yetişkini alacak kadar büyük görünmüyordu. Eğer bir insansa… o zaman bir çocuk olmalıydı.

Rio’nun içine çok kötü bir his doğmuştu. Kalbi göğsünde gümbür gümbür atıyor, titremesini durdurmak için nefesini tutuyordu. Korkuyla çuvala yaklaştı. Varlığını ilan edercesine kıpırdandı. Rio yavaşça ipini çözdü ve çuval yumuşak bir sesle açıldı. Gerçekten de içinde güzel, rahibe benzeri bir elbise giymiş şirin bir kız vardı. Rio’nun yaşına yakın lavanta saçlı kız, şaşkın, mor gözlerle ona baktı.

Ah, biliyordum.

O an, umutsuzluk onu sardı. Kafasında alarm zilleri yüksek sesle çalıyordu; ona orada durmamasını söylüyorlardı. Bir an önce bu yerden kaçmalıydı… yine de önündeki korkmuş kızın görüntüsü onu olduğu yere mıhlamıştı.

“…İyi misin?” Rio sormaktan kendini alamadı.

Kız bir kez başını salladı. Korku dolu gözleri onu dikkatle izliyordu ama benzer yaşlarda olmaları, gardını biraz indirmesine yardımcı olmuştu. Neyse ki, çuvalın içinde yan yatmış vaziyette bağlıydı, bu yüzden odada yaşanan korkunç manzaradan hâlâ habersizdi. Fark etseydi daha da panikleyebilirdi.

Yakında fark ederdi zaten.

“Ağzındaki bağı ve ipleri çıkaracağım. Bekle,” dedi Rio, önce ağzındaki bağı çıkarırken.

“Pwah… hah…”

Küçük kız ağır ağır nefes nefese kaldı. Oldukça uyuşuktu ve yüzü ateşli görünüyordu.

“N-Nerede…? Nerede…yim…?”

Küçük bedeni titreyerek sordu, muhtemelen loş odanın, soğuk havanın ya da her ikisinin korkusundan.

“Varoş. Burası bana patronluk taslayan çetenin yaşadığı evdi…” Rio, çevik parmaklarıyla kızın vücudundaki ipleri çözerken yanıtladı.

“V-Varoş mu? N-Neden ben…” diye sordu kız kafa karışıklığı içinde.

“Kim bilir? İşimiz bitti. Şimdi ayağa kalkabilirsin,” dedi Rio ipler çözüldüğünde.

“T-Tamam. Çok teşekkür e… ah, oyy.”

Kız ayağa kalkarken teşekkür etmeye çalıştı ama bacaklarında hiç güç kalmamıştı ve yere yığıldı. Yarı yola kadar kalkmış, sonra tekrar çökmüştü.

“İyi misin?” Rio düşen kızı yakaladı ve nazikçe sırtüstü çevirdi.

“E-Evet.”

Onaylayarak yanıtlasa da nefesi sığdı ve vücudu ateşliydi.

“Gerçekten mi…?” Rio, kızın yüzünü incelerken şüpheyle sordu.

Bu, Celia’nın grubunun az önce aradığı kız mıydı…?

Az önce varoşların yakınında karşılaştığı dört soylunun aradığı kız olduğuna inanmak için her türlü nedeni vardı. Lavanta rengi saçları ve güzel, üst sınıf elbisesiyle bundan emindi.

“Ş-Şey…” diye mırıldandı Rio’ya sessizce, sanki konuşmak tüm enerjisini almıştı. Muhtemelen bunca zaman çuvalda kaldığı için susuzluktan muzdaripti.

“Üzgünüm… Beni… kaleye götürebilir misin…?” diye soluk soluğa sordu.

“Kale mi?”

“Lütfen… Babama söyleyeceğim… seni ödüllendirmesini…”

“Baban…” Rio irkildi. Bunun iyi biteceği imkânsızdı.

“Ve ayrıca, su…”

Demek susamıştı.

“Orada yat ve biraz bekle. Kıpırdama,” dedi Rio.

Suyun saklandığı fıçıya doğru yürüdü. Burnunun kokuya duyarsızlaşmış olmasına rağmen, kanlı sahneyi gözleriyle görmek yüz ifadesini buruşturdu. Midesini bulandıran sürekli tiksintiye rağmen, Rio garip bir şekilde sakindi ve kendine burada ne işi olduğunu soruyordu. Genellikle kullandığı ahşap kupayı suyla doldurdu ve hızla yere yığılmış kızın yanına geri getirdi.

“Al. Su. Hepsini bir anda içme.”

Kızın içmesini kolaylaştırmak için başını kaldırdı ve kupayı uzattı. Susuzluğunu gidermesine yardımcı olmak için biraz tuz veya şeker eklemek en iyisi olurdu ama kulübede böyle süslü malzemeler yoktu.

Kız suyu minnetle yudumladı.

“Puhah… hah…” diye öksürdü.

“Yavaş ol. Çok hızlı içmek sana zarar verir,” diye uyardı Rio.

“T-Tamam…” diye zayıfça yanıtladı.

Belki de susuzluğunu gidermiş olmanın rahatlamasıyla, bir sonraki an vücudundaki tüm gücü kaybetti.

“H-Hey!”

Rio telaşla onu uyandırmaya çalıştı ama kız bayılmıştı.

“Bayıldı mı…?”

Durumun bu olduğunu düşünerek Rio gözlerini kapattı ve derin bir iç çekme isteğini bastırdı. Onu nazikçe tekrar yatırdı ki…

Gıcır.

Derme çatma eski kulübenin zemini gıcırdadı, odanın sessizliğini bozdu. Rio arkasını döndüğünde maskeli bir adamın ona yaklaştığını gördü—

Maskeli adam atıldı, Rio’nun vücuduna bıçak saplamaya çalıştı. Öldürülecekti. O an Rio’nun içinden kalbi durduran bir korku geçti. Aniden elleri kendi kendine hareket etti ve adamın savuruşunu ustaca savuşturdu; bıçak hedefini şaşırdı ve boşluğa saplandı.

“Ne…”

Adamın maskeli yüzünden şaşkın bir ses sızarken Rio şaşkınlıkla ellerine baktı. Fiziksel bedeni, Amakawa Haruto’nun önceki hayatında ustalaştığı hareketleri tekrarlamıştı. Rio o kadar çaresizdi ki vücudu içgüdüsel olarak tepki vermişti.

Ama şimdi dikkat dağıtma zamanı değildi.

Bu adam bunca zaman gizli miydi? Neden beni öldürmeye çalışıyor?

Hayatının ilk gerçek savaşı aniden üzerine yıkılmıştı. Rio panik içindeydi ama bu anlaşılırdı. Daha önce, önceki hayatında olsun ya da olmasın, öldürme niyetiyle bıçak tutan biriyle hiç karşılaşmamıştı. Vücudu sıcaktı ve kalbinin gümbürtüsü tüm bedeninde yankılanıyordu. Pek hareket etmemişti bile, yine de nefes nefese kalmıştı. Korkmuştu – bacakları durduğu yerde titriyordu. Rio titreyen ellerini savaşmaya hazırladı ve geriye doğru bir adım attı. Maskeli adam, saldırısı sorunsuz bir şekilde savuşturulduğu için onu temkinli bir şekilde süzdü. Bıçağı Rio’ya doğrulttu.

Dürüst olmak gerekirse, o ilk saldırı tamamen şanstı. Rio, adamın amatör olduğunu düşünemezdi ve Rio hâlâ bir çocuktu sonuçta. Eğer adam gerçekten üzerine gelseydi, fiziksel farkları maçı çabucak bitirirdi.

Adam yavaşça aralarındaki mesafeyi kapattı; bu gidişle Rio ölü gibiydi – bundan emindi. Ama kaçmaya çalışsa bile, küçük bedeniyle uzağa koşamazdı. Tamamen köşeye sıkışmıştı.

Sonra…

Haruto.

Rio’nun kafasında tanıdık olmayan bir ses yankılandı. Berrak, güzel bir kız sesiydi… yine de onda anormal bir şey vardı, sesi zayıf kılıyordu. Ama aniden—

“…?”

Rio’nun gözleri büyüdü. Gözlerinin önünde muazzam güzellikte, şeftali saçlı bir kız belirmişti – ama bu sadece bir an sürdü, bir sonraki an kaybolmuştu. Bir halüsinasyon mu? Bir şeyler mi görüp duyuyordu? Rio kızın hiçbir yerde olmadığını kontrol etmek için gözlerini odanın içinde gezdirdi. Ve daha da önemlisi… o kız ona “Haruto” mu demişti?

Bu dünyada kimsenin bilemeyeceği bir isim…

Rio, şaşkın ve ne olduğunu anlamadan orada duruyordu ki—

Şimdi… zamanı değil. Sana özünü… ya da özünü nasıl kullanacağını öğreteceğim… Bu hissi hatırla.

Bir kez daha, hayalet kızın sesi kafasında yankılandı. Demek bu bir halüsinasyon değildi, diye düşündü Rio.

“N-Ne demek ‘özü nasıl kullanacağını’?” diye bağırdı sese doğru, ulaşabileceği her türlü çareye sarılarak.

Önündeki adamın irkildiğini gördü ama Rio’nun şimdi ona ayıracak zamanı yoktu.

Zihnini keskinleştir. Bedeninden bir ışık... akmalı. O ışığı bedenini... ve fiziksel yeteneklerini güçlendirmek için kullan. Zihninde canlandır. Endişelenme. Yapabilirsin... Haruto.

Kızın sesiyle kesik kesik cümleler yankılanıyordu zihninde. Çok da ayrıntılı bir açıklama sayılmazdı bu... Ancak bir sonraki an, Rio’nun tüm bedeni sıcak bir tabakayla sarılıyormuş gibi hissetti.

Artık hareket edebilirsin... bedeninin fiziksel sınırlarının ötesine. Hatırladın mı... bu hissi? Bunu sürdürmen gereki... üzgünüm, yapamam —

Kızın sesi tamamen kesildi.

Ama Rio, bedenindeki değişiklikle afallamış durumdaydı; bedeninden akan ışığın arttığını düşündüğü anda, aniden bir hafiflik hissetti. Duyuları keskinleşmişti — sadece görme ve işitmesi değil, normalde hissedemediği altıncı bir duyu da uyanmıştı. Tıpkı kızın anlattığı gibiydi: Bedeninden akan ışık, fiziksel yeteneklerini ve bedenini güçlendirmek için kullanılmıştı. Yarı şüpheciydi ve ardındaki mantığı hiç anlayamıyordu, ama kızın desteği sayesinde bunun mümkün olduğunu biliyordu. Bu sayede artık temel bilgileri öğrenmişti. Bu durumu sürdürmek artık çok zor olmazdı ve muhtemelen bir dahaki sefere kendi başına da yapabilirdi. Kızın kim olduğunu veya ışığın ne işe yaradığını hâlâ bilmese de, şu anki ilk önceliği önündeki katildi. Bu noktada, Rio’nun adamın bıçağından sıyrılmasından bu yana yaklaşık on saniye geçmişti. Adam, Rio’nun açmaya çalıştığı mesafeyi yavaş yavaş kapatıyordu, ancak Rio aniden durduğunda o da durmuş, Rio’yu şüpheyle izlemişti. Rio, maskeli adamı gözlemlerken tüm savaşma azmini topladı. Adam aniden sözlerini bir tür büyüye dönüştürdü.

“Augendae Corporis!”

Adamın bedeni bir anlık geometrik bir çemberin ışığıyla yıkanırken Rio’nun gözleri büyüdü. O ana dek adamın bedeninden sızan zayıf ışık, aniden hacim kazandı. Rio’nun bedeninden akan miktarla kıyaslanamazdı, ama Rio’nun dikkatli olması için yeterliydi. Bir sonraki an, suikastçı Rio’ya yaklaştı ve bıçağını insanlık dışı bir hızla savurdu.

Savaşı tek bir darbeyle bitirmeye kararlıydı, ancak Rio’nun takip yeteneği ve tepki hızı artırıldığı için adamın hareketi Rio’nun gözüne çok yavaş geliyordu. Saldırıdan kolayca sıyrılabildi. Gelişmiş yeteneklerinin verdiği his onu şaşırtmıştı; gövdesini yana kaydırdı ve adamın bıçağı hızla boşluğu kesti. Daha kısa menzili nedeniyle, Rio adamın karnına avuç içiyle vurmak için bir adım öne atmak zorunda kaldı.

“Gwahah?!”

Karnına aldığı şiddetli darbe adamın acıyla haykırmasına neden oldu. Yaklaşık 80 kilogram olmalıydı, yine de kolayca savrulmuştu. Rio’nun tek bir saldırısının ardındaki güç, bir çocuk için akıl almazdı.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.