"Olamaz! Tomoya-senpai'yi görmezden gelmek mi? Benim için böyle bir şey söz konusu bile olamaz! Sadece, şey... Abim, 'Asıl jön sahneye en son çıkandır' dediği için..."
"Asıl jön mü? Kim?"
"Yine senin tezgahınmış demek, Iori!"
Arkamda duyulan kısık mırıltıları görmezden gelip, Izumi-chan'ın yanında pişkin pişkin sırıtan Iori'ye tekrar dik dik baktım.
"Yahu, bak şimdi, ben sadece karanlık tarafa geçmiş bir karakterin sahneye girişini mümkün olduğunca aslına sadık kalarak canlandırmak istedim. Tomoya-kun, senin bu estetiği anlayacağını sanıyordum ama?"
"Kuh..."
Beklenmedik bir anda ortaya çıkış. Tamamen siyahlara bürünmüş bir silüet. Sessiz bir konuşma tonu.
Evet, bu tam olarak karanlık tarafa geçen karakterlerin sahneye giriş klişesiydi.
Başka bir deyişle, üçüncü sezondan itibaren ortaya çıkan, sesinden kim olduğu kabak gibi belli olan o gölge karakter.
Resmen her yerinden 'yeniden dirilen canavar' kokusu akıyor... Gerçi o zaman zayıflamış olması gerekirdi, yani durum biraz farklı mı ne?
"Izumi-chan! Seni kandırıyorlar!"
"Senpai..."
Yine de ben, bu uğursuz ama bir o kadar da estetik kötülükten bahseden Iori'yi tüm gücümle reddediyorum.
"Sen sadece sevdiğin eserleri yüceltmek için Doujin yapmıyor muydun?"
Çünkü bu, benim tanıdığım Izumi-chan değil.
"Popülerlik ya da para için değil... Sadece seninle aynı Little Love Stephens hayranı olan insanlarla dostluğunu pekiştirmek için başladığın bir doujin faaliyeti değil miydi bu?!"
Sadece tek bir kitabıyla müridi olduğum dahi bir doujin yazarının yürüyeceği yol için bu tablo fazlasıyla hazin.
"Hatırla Izumi-chan! Senin doujinshini okuyup kalbinin derinliklerinden gülümseyen o insanları hatırla!"
Bu yüzden, boğazımı patlatırcasına tüm duygularımla Izumi-chan'ın kalbinin derinliklerine sesleniyorum.
Sadece üç ay önceki o masum kalbine geri dönmesini istediğim için.
Ancak...
"Affedersiniz Senpai..."
"..."
Iori'nin kurduğu bu mizansen, lanetlenecek kadar kurnazcaydı.
"Bu kıyafetleri ve bu sunumu abim düşündü ama... Ama bu seferki olayda her şeyi ben düşündüm, ben tereddüt ettim ve kendi irademle karar verdim."
"I-Izumi-chan..."
Evet, bu durum, karanlık tarafa geçen karakterin aslında bir kukla ya da beyin yıkama kurbanı değil, kendi iradesiyle düşman saflarına geçtiği o 'altın kural' anına mükemmel bir şekilde oturmuştu.
"Bakın Senpai... Ben artık Tomoya-senpai'nin bildiği o kouhaisi değilim."
"Senpai Senpai deyip durdun zaten."
"Artık Senpai'sini çok seven, o Senpai aşığı Hashima Izumi yok."
"Arada kaynatıp kafasına göre bir sürü yalan sıkıyor bu yüzsüz kouhai," diye araya girdi arkadan bir ses.
"Elveda Tomoya-senpai... Sizin bana kitap sattırdığınız o yaz, hayatımın en mutlu zamanıydı... Ağlar"
"Izumi-chaaaaaaaaan!"
Evet, bu sahne o kadar havalıydı ki, aslında ağlanacak bir şey olmamasına rağmen bir şekilde gözyaşlarım sel olup aktı.
"Yazık oldu değil mi Tomoya-kun? Ahahahahaha... A-hahahahaha!"
Öte yandan Iori de ortada zafer kazanılacak bir durum olmamasına rağmen atmosfere kapılmış, "sen de kimsin be" dedirtecek kadar karakterinden ödün vererek doğal olmayan bir yüksek enerjiyle gülüyordu.
"...Bu arada, siz bayağı eğleniyor gibisiniz."
...Ayrıca arkamda, durumu tersine çevirmeyecek dozda kontrataklar yapan şu tip biraz sinir bozucu olmaya başladı.
"Böylelikle, nihayet kapışabiliriz değil mi Sawamura-senpai? Hayır, Kashiwagi Eri-..."
"Hıh..."
Ve karakteri bozulmanın eşiğinden son anda dönen Siyah Izumi-chan, bu sefer bakışlarını hemen yanımdaki kişiye, düşmanlık dolu bir şekilde çevirdi.
Bunu duyan sarışın çift kuyruk, az önceye kadar sadece laf sokan bir yan karakter gibi davranmayı bırakıp, sonunda asıl kişiliğini konuştururcasına öne atıldı ve o altın sarısı saçlarını savurdu.
...Acıdı be, saçın gözüme girdi.
"Demek 'Rouge en Rouge'un ana çizeri oldun... Tebrikler. Sadece birkaç ayda bayağı yükselmişsin Izumi-san."
Eriri, bu Siyah Izumi-chan karşısında bir adım bile geri atmadan, Spencer hanımefendi modunda onunla yüzleşti.
"...Gerçi, abinin torpili sayesindedir ama."
"..."
"Eriri?!"
Ha? Ne? Neler oluyor? Neden bu ikisi arasındaki hava bu kadar gergin?
Yaz ortasındaki Comiket'ten sonra Eriri, Izumi-chan'dan özür dilememiş miydi? Hatta hediye verip barışmamışlar mıydı?
Dahası, aynı serinin hayranı oldukları için neşeyle kaynaşmamışlar mıydı?
"Kış Comiket'inde lütfen hiç acımadan, gerçek bir düello yapalım, Kashiwagi-san."
"Şaka mı yapıyorsun? Acıyacak halim yok herhalde."
"...Teşekkür ederim."
"Çünkü rakibim koca 'Rouge en Rouge'. Seviye farkını göstermezsem, grubun prestij farkı yüzünden kaybederim."
"...Grubun falan alakası yok."
"Senin benim yerime endişelenmene gerek yok, biliyorsun değil mi? Ne kadar dezavantajlı olursam olayım, kaybedeceğimi hiç sanmıyorum."
"Küçümsemeyin beni! Ben de o günden beri canımı dişime takıp çalıştım!"
"Peki, dört gözle bekliyorum... Rouge en Rouge'un Izumi-chan'ı? Sakın o tabelanın altında ezilip kalma, tamam mı?"
"~~~~~~~~~!"
Ha? Ha ha ha?
Üstelik Eriri'den yayılan kötü karakter aurası çok daha baskın değil mi şu an?!
"Be-bekle biraz, hey, Eriri."
"Ne var, şu an meşgulüm, araya girme."
"Hayır yani... Neden böyle kavga çıkarır gibi konuşuyorsun?"
"Kavgayı başlatan o değil mi?"
"Ama yazın benimle birlikte gidip özür dilemiştin ya?"
"Ha, o mu? ...Tabii ki yalandı."
"Eeeeeeeeeee?!"
Vay be, bunu duymayı hiç istemezdim.
O zamanki içimi ferahlatan o rahatlama hissi de neydi öyle? Kadınlar ne korkunç.
"Hayır, sorun değil. Ben Sawamura-senpai'nin hislerini anlıyorum."
"I-Izumi-chan?"
Ben Eriri'nin bu ani değişiminden dehşete düşmüşken, asıl muhatabı olan Izumi-chan bu ihaneti gayet doğal bir şeymiş gibi karşılıyordu.
"Çünkü hiçbir başarısı olmayan, bir anda ortaya çıkmış isimsiz bir yazar tarafından kaşla göz arasında geçilmek... Sawamura-senpai olmasanız bile, zavallılıktan başka bir şey değil sonuçta."
"Seni gidi eziikkkkkkk!"
"Hiiiiiiiiiiiiiiiii!"
Korkunç! Kadınlar arasındaki bu husumet acayip korkunç?!
Ah, Iori pezevengi ne ara arkasını dönüp kulaklarını tıkamış.
O bile böyle sahnelerden hoşlanmıyor demek.
"..."
"..."
"..."
"..."
"Şey... yavaş yavaş dönelim mi Eriri?"
"Şey... artık gidelim mi Izumi?"
Söz dalaşı bitip de sessiz bir bakışma savaşına girilmesinden birkaç dakika sonra.
Nihayet sakinleşen dış kapının mandalları olarak, artık geri çekilme çağrısında bulunduk.
"...Peki, anladık."
"Tamam, gidelim abi."
Olaya dahil olan o iki kişi de galiba işi biraz abarttıklarını düşünmüş olacaklar ki, hafif mahcup bir ifadeyle çağrımıza uyup birbirlerinden uzaklaştılar.
"Şe-şey, madem öyle, o zaman böyle olsun Iori."
"A-ah, evet. Kış Comiket'inde ikimiz de elimizden geleni yapalım, Tomoya-kun."
Bu sözlerin ardından, az önce birbirine giren bizler, sanki centilmenlik anlaşması yapmış sporcular gibi selamlaşıp birbirimize sırtımızı döndük.
"Hey, Iori."
"Efendim Tomoya-kun?"
"Hangi hileye başvurursan başvur, biz 'blessing software' olarak pes etmeyeceğiz."
Bu yüzden son bir kez daha, sportmenliğe uygun o savaş ilanı sahnesini sergiledim.
"Bayağı öz güvenlisin bakıyorum."
"E herhalde, oyun dediğin şey bir bütünleşik sanat dalı değil midir?"
Bugünlük sadece çizerlerin o çirkin kavgası... Yok, yani o ateşli çarpışmaları ön plana çıkmış olabilir ama hedeflediğimiz zirveye sadece onların gücüyle tırmanmamız imkansız.
Göz alıcı çizimler, o atmosferi renklendiren müzikler, hepsini uyum içinde gösteren kodlamalar...
Ve her şeyden önemlisi, bizde 'rouge en rouge'un asla ulaşamayacağı bir koz daha var.
"Sen de biliyorsun değil mi? Bizim ekipte bir kişi daha..."
"Ah, Utako Kasumi mi? Kabul etmeliyim ki popülerliği olan bir ismi ekibe dahil ederek akıllıca bir hamle yaptın."
"Popülerlik falan umurumda değil. Sadece, bizim oyunumuzun senaryosu asla..."
"Yine de o konuda mağlup olacağımı hiç sanmıyorum be."
"...Ha?"
O an, Iori'nin ne dediğini kavrayamadım.
Çünkü bu herif, beş yüz bin satan bir Light Novel yazarının varlığını tuhaf bir rahatlıkla, sanki hiç ilgisini çekmiyormuş gibi görmezden gelivermişti.
"Ne saçmalıyorsun sen... Doujin camiasında Utako Kasumi'yi alt edebilecek bir yazarın olduğunu mu iddia ediyorsun?"
"Ah, tabii ki hikaye konusunda kazanabileceğimizi düşünmüyorum."
"O zaman ne demeye çalışıyorsun?"
"Az önce kendin söyledin ya Tomoya-kun... Oyun dediğin, bütünleşik bir sanattır."
"Iori...?"
Iori'nin bu tavrı, ne bir yenilgiyi kabullenmeme çabasıydı ne de sadece hava atıyordu.
...Bir zamanlar birbirini en derininden anlayan biri olarak, bunu hissedebiliyordum.
Fakat durum buysa, Iori'nin bu sarsılmaz öz güveninin kaynağı neydi, işte onu çözemiyordum.
"Hadi o zaman, bu sefer gerçekten... İyi geceler Tomoya-kun."
"Hey, beklesin..."
Benim bu şaşkınlığımdan haberi var mıydı yok muydu bilinmez, Iori artık konuşmanın bittiğini belli edercesine Izumi-chan'ı yanına alıp parkın çıkışına doğru süzüldü.
"Tomoya Senpai... Özür dilerim."
Ve Izumi-chan da, son ana kadar bizimle uzlaşmadan, içinde biraz mahcubiyet biraz da kararlılık barındıran bir tavırla hafifçe başını eğip yanımdan ayrıldı.
"Hadi gidelim, Eriri."
"Tomoya..."
Artık o ikisini durdurmaya mecali kalmayan ben, Eriri ile birlikte onların aksi yönüne doğru yürümeye yeltenmiştim ki...
"A, Izumi-chan gidiyor musun?"
"Efendim?"
O an...
Hemen yanımızdaki bankta oturan bir kız, sanki çok normal bir şeymiş gibi Izumi-chan'a seslendi.
"Kış Comiket'inde başarılar. Hazırladığın oyunu merakla bekliyor olacağım, tamam mı?"
"E...?"
Bu ses... Bizimle birlikte evden çıkan, bu parka kadar bizimle gelen ve başından beri yanımızda duran...
"Ö-öööö-özür dilerim Megumi-san! Şu ana kadar varlığını tamamen unutmuşum!"
"Tomoya-kun, sen de benden pek farklı sayılmazsın hani. Bu kadar ustaca birini sakladığına inanamıyorum."
"Hayır, kimseyi saklamıyorum, saklamam için bir sebep de yok zaten!"
"Megumi de hiç sohbete katılmıyor ki. Kusura bakma ama varlığını tamamen aklımdan çıkarmışım."
"Ah, pardon. Oynadığım oyunda tam heyecanlı bir yere gelmiştim de... Dağılıyor muyuz?"
Sahi, Kato'nun çoktan eve gittiği yanılgısına ne zaman kapılmıştım ki?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.