"Gülmeyin lütfen! Gülmeyin diyorum size!"
Ben kahkahalarla gülerken, Tennoji-san sitemkar bir tavırla kolumu çimdikledi.
Ancak gücü oldukça zayıftı.
Rotada ilerledikçe, korku evinin mekanizmaları daha da şiddetleniyordu. Duvardan kanlı eller fırladıkça veya tavandan kopuk kafalar düştükçe, Tennoji-san'ın çığlıkları etrafta yankılanıyordu.
— Ardı arkası kesilmeyen tıbbi hatalar. Perde arkasında yürütülen korkunç deneyler. Her şey bu hastanenin borçları yüzünden...
Hoparlörlerden cızırtılı bir ses geliyordu.
'Vay canına... Atmosferi ne kadar da iyi kurmuşlar.'
Artık korkuyu bir kenara bırakmış, etkilenmeye başlamıştım.
Görünüşe göre bu sınıfta korku türüne oldukça hakim bir öğrenci vardı. Klasik unsurları tam yerinde kullanmakla kalmamış, Kikou Akademisi çevresindekilerin ilgisini çekecek işletme ve borç temalı unsurları da araya sıkıştırmıştı.
Korku evinin sonuna yaklaşmıştık.
Hâlâ koluma sıkıca yapışmış olan Tennoji-san'ın durumuna bir bakayım dedim...
"Hıı... hıı... hıı..."
Tennoji-san'ın yüzü bembeyaz kesilmişti ve kesik kesik nefes alıyordu.
Bu durum pek iyi değildi... En iyisi bir an önce dışarı çıkmaktı.
Neredeyse ağlayacak durumda olan Tennoji-san'ı mümkün olduğunca nazikçe yönlendirerek ilerledim.
Tam çıkışın ışığı görünmüştü ki—
"Geberin!"
Doktor kılığında bir zombi aniden önümüzde belirdi.
Yeşil, yapış yapış bir deri; derinleşmiş göz çukurları ve yanaklarındaki canlı yarıklar... Makyaj o kadar gerçekçiydi ki neredeyse ben bile çığlık atacaktım.
Refleks olarak Tennoji-san'a baktım.
Benim gibi sakin birini bile sıçratacak kadar büyük bir korkuydu bu. Eğer Tennoji-san bunu hissederse—
"Feee..."
Tennoji-san'ın ağzından cılız bir ses döküldü.
Ardından, gözlerinden inci gibi büyük yaşlar süzülmeye başladı.
"Feee... Ühüüü..."
O-Olamaz, ağladı!
Ne yapacağım şimdi? Bu kadarı benim için bile beklenmedikti!
Tennoji-san iki eliyle ceketimin koluna sıkıca tutunmuş, hıçkıra hıçkıra ağlamaya devam ediyordu.
"Itsuki-san... Artık dayanamıyorum... Gitmek istiyorum..."
"Te-Tennoji-san, şu an yalnız değiliz, ismimle hitap etmen biraz şey..."
"...? Yalnız değil miyiz?"
"Yoksa hayaletleri gerçek mi sanıyorsunuz?!"
Tabii ki korkar o zaman!
Doktor kılığındaki zombi suçluluk duygusuyla ne yapacağını bilemez halde debeleniyordu. Ben ise acı acı gülümseyerek Tennoji-san'ın kolundan tuttum ve kendimizi dışarı attım.
Yodogawa!
Seni gidi! Korku seviyesini hiç de iyi ayarlayamamışsın!
Dışarıdaki parlak gün ışığına çıkınca, Tennoji-san nihayet kendine gelmeye başladı.
Böyle durumlar için dinlenebilecek pek çok bank hazırlamıştık. Klima ve atıştırmalıkların bulunduğu salonlar da her yerde mevcuttu ama Tennoji-san'ın ruh halinin oraya kadar dayanacağından emin olamadığım için en yakındaki banka oturduk ve biraz hava aldık.
"Size... hiç görmemeniz gereken bir halimi gösterdim," dedi Tennoji-san, yüzü kıpkırmızı bir halde mırıldanarak.
Sakinleşince bu sefer de utanç duygusu ağır basmıştı galiba. Gerçekten duyguları çok hızlı değişiyordu.
"Yok canım, ben eğlendim. Birçok açıdan tazelendim."
"...Buna benim halim de dahil, değil mi?"
"Yok artık, olur mu hiç öyle şey."
Hahaha, neden bahsettiğini hiç anlamadım canım.
Bana ters ters baksa da gülerek geçiştirdim.
Yine de aklımda olsun; Tennoji-san'ın korku unsurlarına karşı direnci oldukça düşükmüş.
Kikou Akademisi öğrencileri halk kültürüne pek aşina değillerdir. Bu yüzden korku evinin bu akademide marjinal kalacağını düşünmüştüm ama her yıl popüler olan bir etkinlikmiş; demek ki çoğu öğrenci bu korku atmosferinden keyif alabiliyordu.
Sağlıklı ve zeki öğrenciler, bu tarz korku öğelerine karşı sandığımdan daha dirençli olabilirdi. Tennoji-san bir istisna gibi görünüyordu ama...
Düşününce, Hinako da korku türüne karşı dayanıklı dururdu. En azından korkusunu dışa vurmayacak kadar iyi rol yapabilirdi.
Narika'ya gelince, şaşırma konusunda büyük tepkiler verebilirdi ama hayaletlerden gerçekten korkar mıydı? Çocukken tek bir böcek görse feryat figan ağlardı ancak şimdiki haliyle, duruma göre hayaletlerin ondan korkması daha olasıydı.
Biz Tennoji-san'ı sakinleştirirken, sınıflarının kafe etkinliği için dolaşan kız öğrencilerden biri tesadüfen yanımızdan geçti ve bize denememiz için iki bardak çay ikram etti.
Art deco tarzında, modern desenli fincanı yavaşça dudaklarıma götürdüm.
"...Itsuki-san, planınız başarılı oldu."
"Doğrusunu istersen, bizim planımızdı."
Çayından bir yudum alan Tennoji-san, şimdi tamamen sakinleşmiş görünüyordu.
Görüş alanımızda, ayakta durarak nezaketle çaylarını yudumlayan bir sürü konuk vardı.
Kültür festivalinin klasiği olan kafe etkinliği. Bunun gerçekleştirilmesi aşamasında, bazı öğrenciler konuklara tadımlık içecek ikram etmek istediklerini belirtmişlerdi.
Aslında bu tadım sistemi şimdiye kadar onaylanmamıştı ve ilk kez bu yıl hayata geçiyordu. Bunun sebebi, tadım için kullanılan kağıt bardakların Kikou Akademisi'nin asaletine zarar vereceğinin düşünülmesiydi.
Fakat bu yılın öğrenci konseyi başkanı, zarafet konusunda köklü bir geçmişi olan Tennoji Grubu'nun tek kızıydı: Tennoji Mirei.
Görgü kuralları dersleri vermeye kararlı olan Tennoji-san, öğrencilerin nezaketlerini geliştirebileceği bu tür sosyal ortamları mümkün olduğunca kısıtlamamak gerektiğini düşünmüştü.
Ben ise bu süreçte Tennoji-san'a destek olan kişiydim.
Uzun tartışmalar sonunda, akademinin çeşitli yerlerine yeme-içme alanları kurduk. Sandalye yoktu, sadece masalar vardı ama buradaki öğrenciler ve festivale davet edilen konuklar ayakta ağırlanmaya alışık oldukları için sorun çıkmamıştı. Kafelerin tadım ikramlarına sadece bu alanların çevresinde izin vererek orta yolu bulmuştuk.
Tadımda kullanılan kap kacaklar için şık markalı ürünler şart koşulmuştu. Yakınlarda geri dönüş noktaları olsa da, kural gereği tadım yaptıran sınıfların öğrencileri boşalan fincanları aktif olarak bulup topluyordu.
Tüm bu manzara, öğrencilerin iyi yetişmiş olmaları sayesinde mümkündü.
Kimse yerlere çöp atmıyordu. Kimse aşırı gürültü yapmıyordu. Kimse dışarıdan gizlice yiyecek veya içki sokmuyor, asılma gibi olaylar zaten söz konusu bile olmuyordu.
Bu, sadece Kikou Akademisi'nde mümkün olabilecek bir şeydi. Biz öğrenci konseyi olarak böyle fırsatları erkenden fark etmeli ve hayata geçirmeliydik.
"Acaba Hirano-sanlar da eğleniyor mudur?"
"Hem de nasıl. Onlar için endişelenmemize gerek yok."
Tamamen rahatlamaları zor olsa da, ortama daha alışkın olan Yuri hepsine çok iyi göz kulak oluyordu.
Konu eski arkadaşlarıma gelince, Itabashi'nin danıştığı konuyu hatırladım.
Toyoshima-san'a yapacağı itiraf... Bir şekilde başarılı olmasını istiyordum. Toyoshima-san'ın hislerini de düşünmek gerekirdi elbette ama dışarıdan bakınca birbirlerine çok yakışıyorlardı.
"Bu arada Tennoji-san."
"Buyrun?"
"Bildiğin güzel bir itiraf noktası var mı?"
"Köööööööööööö?!"
Tennoji-san tavuk gibi bir çığlık attı.
Bir şeyi yanlış anladığını fark edince hemen ekleme yaptım.
"Şey, aslında Yuri ile birlikte gelen eski bir arkadaşım bu festivalde birine aşkını itiraf etmek istiyor da."
"An-anlıyorum, o anlamda sordunuz demek..."
Sakinleşen Tennoji-san bir süre düşüncelere daldı.
"Maalesef aklıma bir yer gelmiyor. Ben bu tarz işlerden uzak bir hayat sürdüm."
"Senin gibi biri herhalde karşı cinsin ilgi odağı oluyordur, Tennoji-san."
"Ben, ailemin seçtiği nişanlı ile evleneceğimi sanıyordum."
Ah... Anlıyorum.
Özgürce aşk yaşayabileceği bir konumda olmadığını düşünüyorduysa, haliyle bu işlere uzak kalması doğaldı.
"Gerçi birileri sağ olsun, ailemin bana bir nişanlı adayı tanıtma ihtimali artık ömür boyu ortadan kalktı gibi görünüyor."
Tennoji-san yüzünde bir gülümsemeyle bana baktı.
"Ömür boyu değildir o. Eğer sen istersen..."
"İstediğimi de nereden çıkardınız?"
...İstemezdi herhalde.
O olaydan beri Tennoji-san kendi iradesine değer veriyor. Eğer bir nişanlı edinecekse, bu başkasının hazırladığı biri değil, kendi iradesiyle seçtiği biri olurdu.
Hafifçe güler "Eğer evde kalırsam sorumluluğu üzerinize alırsınız, ona göre."
Sorumluluk ağır...
Yine de pek baskı hissetmiyorum.
Çünkü Tennoji-san'ın evde kalması gibi bir durumun gerçekleşme ihtimali neredeyse sıfır.
"Peki ya siz, Itsuki-san? Dans sırasında birçok hanımefendi sizinle ilgileniyordu... Şey, aralarında ilginizi çeken biri oldu mu?"
"İlgimi çeken mi? Yok canım, öyle birdenbire..."
Bu ani soru karşısında bocalayınca Tennoji-san iç çekti.
"Salon danslarında karşı cinsle temas kaçınılmazdır. Size dansı öğreten kişi olarak o ciddi tavrınızı takdir etsem de... Ne olursa olsun, biraz fazla soğukkanlı değil miydiniz? Ben bile ilk kez karşılaştığım beylerle dans ederken heyecanlanıyorum."
"E-evet, öyle mi?"
"Zaten bir süredir düşünüyordum; siz beni iyice yüzsüz, pişkin biri sanıyorsunuz galiba."
"Ha-hayır, estağfurullah."
Zihinsel olarak çok dayanıklı olduğunu düşünüyordum ama...
Fakat dans sırasındaki partnerle olan mesafe meselesine Yuri de takılmıştı. Gerçekten dışarıdan bu kadar kayıtsız mı görünüyorum acaba?
"Itsuki-san, benimle dans ederken bile hiçbir şey hissetmiyor musunuz?"
Tennoji-san dudaklarını büzerek sitemle sordu.
Bir şeyler hissetsem bir dert, hissetmesem genç bir kızın kalbi kırılıyor demek ki.
"Dürüst olmak gerekirse, ben de erkeğim; bazen başımın döndüğü oluyor."
"Ne-ne-ne, gerçekten mi?!"
Tabii ki.
Yuri'ye 'alıştım' falan dedim ama bazen anlık olarak dengem şaşabiliyor. Hele ki karşındaki Tennoji-san gibi karizmatik bir kadınsa, bu çok daha olası.
"Ama dans başlayınca kendiliğinden bir sakinlik çöküyor üzerime. Muhtemelen bu da Tennoji-san'ın derslerinin meyvesi. O zamanlar o kadar çaresizdim ki, dans sırasında gereksiz şeyleri düşünmemeyi bir şekilde öğrendim."
Sert eğitimlerin için teşekkürler, demek isteyerek cevap verdim ama Tennoji-san nedense dişlerini gıcırdatıyormuş gibi bir ifadeye büründü.
"Höh! Geçmişteki aptal ben! O zaman daha nazik davransaydım, belki şimdi neler neler olmuştu!"
Tennoji-san iki eliyle yüzünü kapattı ve kıvranarak göğe baktı.
Ne dediğini tam anlayamıyorum ama Tennoji-san'ın kişiliği gereği 'nazikçe öğretmek' pek mümkün olmazdı sanırım.
"Duyduğuma göre Itsuki-san, önceki okulunda da birinden itiraf almış."
"Şey... Evet."
Yaz tatilinde Yuri herkese anlatmıştı tabii...
O zamanlar bir sınıf arkadaşım bana itiraf etmişti ama onu ailevi durumlarıma dahil etmek istemediğim için reddetmekten başka çarem yoktu. Hayır, 'başka çarem yoktu' demek sadece sorumluluktan kaçmak olur. O zamanki kendimde, normal bir insan gibi aşk yaşayacak cesaret yoktu sadece.
"Dans sırasında da birçok kadın Itsuki-san'a olan ilgisini belli ediyordu. Güzeller, sevimliler, neşeliler... Onları hiç mi çekici bulmadınız?"
"O ilginin boyutu ne kadardır bilemem ama... Hepsi çekiciydi tabii. Yani, Kikou Akademisi'ndeki tüm kızların seviyesi bana göre çok yüksek ve—"
Dürüstçe cevap verince Tennoji-san bana ters ters baktı.
Ama soran sendin!
Tuzaktı resmen!
"Y-yoksa..."
Tennoji-san gergin bir ifadeyle dudaklarını araladı.
"I-Itsuki-san'ın hayatında zaten... o tarz biri mi var?"
O tarz biri derken, yani sevgilim mi var demek istiyordu...
"Yok."
"Fuuuuuuuuuu."
"Yani, şu an yapma niyetim de yok."
"He-e-e-e... ne?!"
Tennoji-san neredeyse sandalyeden kayıp düşecekti.
Tehlikeli! Fincan düşecek!
Aceleyle Tennoji-san'ı tutup sandalyeye oturttum.
Elini göğsüne koyup bir şekilde sakinleşen Tennoji-san'a durumu açıkladım.
"Yapmak istediğim, yapmam gereken çok şey var. Şu anki halimle, kiminle çıkarsam çıkayım o kişiye birinci önceliği veremem."
Böyle toyca bir laf edince kendi kendime utandım.
"Itsuki-san, siz de amma açgözlüymüşsünüz."
"Açgözlü mü?"
Ciddi olduğum çok söylenirdi ama açgözlü olduğum pek söylenmezdi.
Tennoji-san soruma cevap verdi:
"Hem sevdiğiniz kişiyi mutlu etmek hem de kendi hedeflerinize ulaşmak istiyorsunuz. İkisinden de vazgeçmek istemediğiniz için bu tarz bir endişe taşıyorsunuz."
Öyle söyleyince, belki de haklıydı.
"Yanlış mı düşünüyorum?"
"Olamaz. Ben de öyle olmak isterdim."
Tennoji-san "Ancak," diye devam etti.
"Bu elden bir şey gelmeyecek bir durum. İnsan kaynakları sınırlıdır. Her şeyi aynı anda seçemezsiniz. Kendi analiziniz sonucunda ikisini bir arada yürütmenin zor olduğuna karar verdiyseniz, bu düşüncenizi destekliyorum."
Her zaman aşırı pozitif olan Tennoji-san'ın sınırlar hakkında konuştuğunu görmek ilginçti.
Ama yapay durmuyordu. Benim bilmediğim yerlerde Tennoji-san kim bilir kaç kez sınırlarıyla yüzleşmişti. Sözlerinde derin bir anlam vardı.
Zaman sınırlıydı.
Ve adil değildi.
Dünyada her şeyi bir arada yürütebilen birçok insan vardı elbet. Özellikle bu akademide onlardan çokça bulunuyordu.
Ama ben yapamazdım. İnsanın sınırları vardı ve sahip olduğu seçenekler farklıydı.
Kendi tempomda yaşamaktan başka çarem yoktu.
"Itsuki-san, bu akademiye transfer olduktan sonra hiç kimseden itiraf aldınız mı?"
Zihnimde Narika'nın yüzü canlandı.
O itirafı hayatım boyunca asla unutmayacaktım.
"Aldım."
"Aldınız mı?!"
"Yani, evet."
"Ki-kim o?! Öhöm! Şey, sakıncası yoksa kim olduğunu öğrenebilir miyim?"
Konuşması iyice birbirine karışmaya başlamıştı.
"Onu söyleyemem maalesef..."
"Haklısınız tabii."
Tennoji-san ile yaptığımız anlaşmayı hatırladım.
Yalan söylememek. Cevap veremiyorsam, veremeyeceğimi söylemek.
Ben ikinci hakkımı kullandım.
"İtirafı reddettim ama... O kişi benim canıgönülden saygı duyduğum biriydi. Onun sayesinde kararlılığım daha da pekişti."
"Kararlılığınız mı?"
"Evet. 'Böylesine harika birini reddettim, artık geri dönüşüm yok' dedim kendi kendime."
Ne de olsa o Narika'nın itirafını geri çevirmiştim.
Geri dönüşü yoktu. Öyleyse geçmişteki seçimlerimden pişmanlık duymadan, şu anı yaşamalıydım.
İçimdeki bu kararlılığı iliklerime kadar hissederken...
"Hımm, acaba öyle mi?"
Tennoji-san şüphe dolu bir ifade takındı.
"Yönetim Oyunu sırasında, kurduğu şirketi hemen satıp başka bir işe girişen birinin söyleyeceği sözlere pek benzemiyor bu."
"Höh!"
Keskin bir noktaya parmak basmıştı!
Düşününce mesele sadece Yönetim Oyunu'ndan ibaret de değildi. Gelecekteki yolum için de durum aynıydı.
Aslında en başta bir BT şirketine girmek istiyordum ama... Takuma-san ile tanışmam vesile olmuştu ve şu an rotayı danışmanlığa kırmıştım. Daha az önce Narika ile konuşurken bile acaba başka bir yol mu izlesem diye tartıp duruyordum.
"Itsuki-san, siz hedeflerini esnekçe değiştiren bir tipsiniz. Elbette bunu bir avantaj olarak görüyorum ama madalyonun öteki yüzüne bakarsak, bu durum size sızmak için sayısız açık kapı bırakıyor. Muhtemelen o kadın hala size yaklaşmaya devam ediyordur, değil mi?"
"B-bunu nereden biliyorsun?!"
Medyum musun nesin, Mirei?!
"Ben de olsam öyle yapardım... Öhöm! Biraz hayal gücü olan herkes bunu anlayabilir!"
Demek sadece hayal ederek anlaşılabilecek bir şeydi bu...
Ben ne kadar kolay okunan biriyim böyle.
Beni bu kadar iyi tanıyan Tennoji-san'a karşı hem bir mutluluk ve utanç, hem de bunlardan daha ağır basan bir yetersizlik hissi duyuyordum.
Acaba bir insan olarak daha fazla derinlik mi kazansam, kendimi mi geliştirsem?
"Öğrenci Konseyi üyeleri el ele vermiş, kaytarıyor mu bakayım?"
Aniden bankın arkasından bir ses yükseldi.
Arkamı döndüğümde karşımda gümüş çerçeveli gözlük takan bir erkek öğrenci vardı.
Asahi Rintaro. Asahi-san'ın kardeşi ve Öğrenci Konseyi seçimlerinde aynı başkan yardımcılığı koltuğu için defalarca karşı karşıya geldiğim rakibimdi.
"Rintaro. Şey... Kaytarmıyoruz canım. Sadece, şey, devriyeye çıkmıştık..."
"Şaka yapıyorum. Konsey üyelerinin her gün geç saatlere kadar ne kadar çabaladığını tüm okul biliyor. Boş an yakalamışken tadını çıkarın."
O kendinden emin bir şekilde gülümserken, Tennoji-san ile ben tuhaf bir havada birbirimize baktık.
"Rintaro, senin burada ne işin var?"
"Bir bakayım dedim. Tennoji Senpai bayılacak gibi duruyordu da."
Tennoji-san "Ne?!" diyerek yüzü kıpkırmızı bir halde şaşırdı.
"Bunu nereden...?"
"Bu kıyafetime bakınca anlamış olmanız gerekirdi."
Rintaro bunu söylerken üzerindeki beyaz önlüğün yakasını çekiştirdi.
Aaa?
Bu önlüğü daha yeni görmüş gibiyim...
"En son çıkan doktor zombi bendim."
Tennoji-san'ın kıpkırmızı suratı bu kez kireç gibi bembeyaz oldu.
"İkinizi görünce biraz asılıp öyle sahneye çıkayım dedim ama... Beklediğimden çok daha etkili olmuş herhalde, merak edip bakmaya geldim. İyi misiniz Tennoji Senpai?"
"Hı... hııı... uuuuu!"
"Aman, neden öyle ters ters bakıyorsunuz? Ben bile şaşırdım doğrusu. Koca Öğrenci Konseyi Başkanı'nın bir hortlak karşısında ağlayıp zırlayacağı hiç aklıma gelmezdi."
"Kuaaaaaaahhhhhhh!"
Tennoji-san'ın devreleri yandı...
Joto olsun, Rintaro olsun... Bu ikisi, konseye girememenin acısını ara sıra böyle dalga geçerek çıkarıyorlardı.
Gerçi, gereksiz bir resmiyet yerine bu tarz bir yakınlık kurmaları çok daha rahat hissettiriyordu.
Bu da bir nevi onların düşünceli olma biçimiydi herhalde.
"O korku evi senin sınıfınındı demek, Rintaro."
"Evet. Arka planda organizasyon işlerini yürütürken son büyük rolü de bana yıktılar."
"Harikaydı. Senin olduğun hiç aklıma gelmedi."
"Bir sınıf arkadaşımın bağlantısı sayesinde Hollywood'da çalışan bir makyaj sanatçısını getirttik, ondan teknik eğitim aldık."
İşte yine Kiko Akademisi kalitesi...
"Seçimlerden hemen sonrası olduğu için festivalden gerçekten keyif alabilir miyim diye endişeliydim ama birlikte bir şeyler üretmek beklediğimden daha iyi bir deneyim oldu."
Rintaro, eğlence ile ciddiyeti harmanlayan bir ses tonuyla konuştu.
"Rintaro, sen gelecekte kendi işini kuracaktın, değil mi?"
"Niyetim o yöndeydi ama son zamanlarda farklı bir seçenek de düşünüyorum."
"Farklı bir seçenek?"
Benzer şeyler düşünen biri olarak bu sözü ilgimi çekmişti.
"Ablam ciddi ciddi aile şirketinin başına geçmek için kolları sıvadı. Ama o seyyar beyaz eşya satışı işini hayata geçirmek falan derken işler pek kolay görünmüyor. Okulla birlikte yürütmek de onu epey zorlayacak gibi. Birinin ona destek olması gerektiğini düşünüyorum."
"Yani... Sen mi Asahi-san'a destek olacaksın?"
"Seçeneklerden biri olarak aklımda. Bir süre ablamın yardımcısı olarak çalışıp pratik deneyim kazandıktan sonra kendi işimi kurmak da fena bir fikir değil."
Gerçekten de bu çok daha sağlam bir yoldu.
Rintaro'nun kendi işini kurma hırsı, aslında evdeki karışıklıklardan kaynaklanıyordu. O sorunlar çözüldüğüne göre, artık geleceğe daha geniş bir pencereden bakabiliyordu.
"Neyse, ben kaçar. Geldiğiniz için teşekkürler."
Rintaro nazikçe selam verip uzaklaştı.
Tennoji-san ise onun arkasından elindeki mendili ısırarak öfkeyle bakıyordu. Bu şekilde hırslanmak gerçekten mümkünmüş demek.
"Tennoji-san, sen de gelecek için adımlarını atmaya başladın mı?"
Narika da, Rintaro da bir sonraki adımlarını nasıl atacaklarını planlıyordu.
Tennoji-san ne durumdaydı? Bu soruyu öylesine, merakımdan sormuştum.
"Bakalım. Nihayet başkan olabildim, öncelikle şu anki görevlerime odaklanacağım ama... Vakti gelince ben de aile işlerini devralmak için hazırlıklara başlayacağım."
"Anlıyorum. Herkes gerçekten bir şeyler planlıyormuş."
"Peki ya siz, Itsuki-san? Siz ne yapmayı düşünüyorsunuz?"
Tennoji-san'ın delici bakışları altında düşünmeye daldım.
"Ben hala danışman olmak istiyorum. Sanırım bana uygun bir meslek ve motivasyonum da oldukça yüksek. Bunun için iyi notlar almalı, iyi bir üniversiteye girmeliyim..."
"Görünüşe göre mezuniyetten sonra ikimizi de zor günler bekliyor."
Bir anda zihnim boşaldı.
Mezuniyet. Tennoji-san'ın ağzından öylesine çıkan bu kelime kafamda yankılanıyordu.
Doğru ya...
Sonsuza kadar Kiko Akademisi'nde kalacak değildik.
Garip bir histi. İçten içe sanki geleceğimin bu akademinin bir uzantısı olacağını sanmıştım. Ama böyle bir şey mümkün değildi. Mezun olduktan sonra herkes farklı yollara dağılacaktı.
'Oyalanacak vaktim yok.'
Yönetim Oyunu'ndan beri zihnimde yavaş yavaş şekillenen bir tutku vardı.
Bir gün, gerçek kimliğimi saklamadan herkese açıklamak istiyordum. Ondan sonra da göğsümü gere gere Kiko Akademisi öğrencilerinin arasında yerimi almak...
Eğer böyle ağırdan alırsam, zaten mezun olup gidecektik.
Bu tutkumun bir son kullanma tarihi olduğunun bir kez daha farkına vardım ama...
"Şimdilik şu festivalin tadını çıkaralım."
"Vay, biraz gelişim göstermişsiniz. Eğer o asık suratınız üç saniye daha devam etseydi, alnınızın ortasına bir tane patlatacaktım."
Az kalsın gidiyordu kafa.
"Itsuki-san, siz birazdan Hirano-san ve diğerleriyle buluşacaksınız, değil mi?"
"Evet. Bu civarlarda onlara katılmayı planlıyordum."
"O halde size iyi eğlenceler dilerim."
Tennoji-san ile vedalaşıp Yuri ve diğerleriyle sözleştiğimiz yere doğru yola koyuldum.
Yuri'lerle ara ara karşılaşıp selamlaşmıştık ama günün bu kısmını beraber geçirmeye karar vermiştik.
Şimdi... Herkesi nereye götürsem acaba?
Tennoji-san ile konuşurken aklımda bir aday belirmişti. Itabashi ve Toyoshima-san'ı birbirine yakınlaştırmak için biçilmiş kaftan bir etkinlik vardı.
Çaktırmadan teklif edeyim bari.
Yuri ve diğerleriyle buluştuktan sonra herkesi hedeflediğim yere götürdüm.
"İnanılmaz! Bir şapel!"
Toyoshima-san'ın gözleri parıl parıl parlıyordu.
Sırf bu tepkiyi görmek için bile gelmeye değerdi...
Okul bahçesinin bir köşesine, düğünlerde kullanılan türden bir şapel inşa edilmişti. Etrafta genç kadınlar toplanmış, bazıları fotoğraf çekiyordu.
"Tomonari-kun, içeri girebilir miyiz?"
"Tabii ki."
İçeri büyük bir neşeyle dalan Toyoshima-san'ın peşinden biz de adımımızı attık.
Ve karşılaştığımız manzara karşısında büyülenip kaldık.
Duvarlar ve pencereler ince işçilikli bir taş yapı havasındaydı. Tavan ise ahşap kemerlerden oluşuyordu. Karşıdaki devasa vitraydan, üzerinde ince ince düşünülmüş yumuşak bir ışık hüzmesi süzülüyordu.
Kıpkırmızı halının serildiği o kutsal yolun her iki yanına, antika görünümlü, ağır meşe ağacından uzun sıralar nizamla dizilmişti. Bir yerlerden görkemli bir orgun çaldığı ilahiler yankılanıyor, tüm mekan kutsal bir atmosferle dolup taşıyordu.
Yanımdaki Yuri, şaşkınlıktan ağzı bir karış açık bakakalmıştı.
"Eee, bu ne böyle? Kikou Akademisi'nde evlenilebiliyor mu?"
"Hayır... Bu da bir etkinlik."
Şaşırtıcı olan şu ki, bu yapı sadece bu kültür festivali için yapılmıştı.
Birkaç gün içinde yıkılması planlanıyordu ama dürüst olmak gerekirse bu kadarını gördükten sonra insanın içinden yıkmak gelmiyordu.
"2-F sınıfının Gelinlik ve Damatlık Deneyimi'ne hoş geldiniz."
Öylece dikilip hayran hayran bakan bize, takım elbiseli bir erkek öğrenci seslendi.
Bu öğrenciyi tanıyordum.
Göz göze gelip hafifçe gülümsedikten sonra, çocuk bize doğru selam verdi.
"Memnun oldum, ben Ikuno. Tomonari-kun'un bana her zaman çok yardımı dokunuyor."
"Dokunmuyor, dokunmuyor."
Ikuno tam başını eğmeden hemen önce muzipçe sırıttığını gördüğüm için, acı acı gülümseyerek onu reddettim. Aksine, asıl Ikuno'nun bana çok yardımı dokunmuştu.
"Ikuno, Kikou Akademisi'ndeki derslerden tanıdığım bir arkadaşım. Ailesi 'Wedding Needs' adında, düğün sektöründe faaliyet gösteren bir şirketi yönetiyor."
"Reklamlarını duymuştum!"
"Ablam orada evlendiğini söylemişti!"
Toyoshima-san ve Itabashi sırayla enerjik tepkiler verdiler.
"Şapel dedin de... Burası resmen gerçek bir kilise gibi değil mi?"
Sumida'nın kısık sesle mırıldanmasına Ikuno, sanki bir şeyi fark etmesine sevinmiş gibi "Ooo," diye tepki verdi.
"Güzel bir noktaya parmak bastınız. Dediğiniz gibi, bu şapel gerçek bir kilise tarzında tasarlandı. Japon usulü şapeller de fena değildir ama son zamanlarda gerçek bir kilisede tören yapmak isteyenlerin sayısı arttı. Hatta yurt dışına gidenler bile var."
Beşimiz birden "Hee..." diyerek ikna olduk.
Doğru ya, Yönetim Oyunu sırasında Ikuno'nun şirketini araştırırken tesadüfen bir makalede okumuştum. Yurt dışındakilere göre Japonya'daki şapeller oyuncak gibi kalıyormuş, papazlar da pek inandırıcı gelmiyormuş. Çoğu insan bunu dert etmezdi belki ama takılanlar da oluyordu demek ki.
"Sumida-kun, iyi yakaladın."
"Ha? E-eyvallah!"
Yuri omzuna hafifçe vurduğunda, Sumida mutlu bir şekilde sırıttı.
Ardından Yuri yanıma yaklaştı.
İkimiz de Itabashi ve Toyoshima-san'a baktık.
'Geldiğimize değdi değil mi?'
'Evet. Toyoshima-san bu tarz şeyleri seviyor zaten... Itabashi de durumun farkına varmaya başladı.'
Karşı cinsle gelindiğinde, ister istemez aşk meşk işlerini düşündüren bir etkinlikti bu.
Özellikle kadınların gelinliklere olan ilgisi büyüktü. Toyoshima-san'ın hiç olmadığı kadar keyifli görünmesinin yanı sıra, Yuri de içten içe heyecanlı gibiydi.
"Beş kişi mi deneyeceksiniz? İsterseniz buradan bir gelin adayı ayarlayabilirim..."
Ikuno kadromuzu kontrol edip sordu.
Kadınlı erkekli ikişerli gruplar olunca bir erkek açıkta kalıyordu. Bu yüzden bir gelin adayı rica edebilirdik ama herkesin yüzüne bakıp başımı iki yana salladım.
"Yuri iki kere yapsa hallolur, değil mi?"
"Doğru. O zaman hem Itsuki hem de Sumida-kun için gelin ben olurum."
Sumida "Benimle mi? Cidden mi?!" diyerek sevindi.
Deminden beri bu tepkileri... Yok canım, hemen bir sonuca varmak için henüz erken sanırım?
Toyoshima-san gelin rolünü iki kez üstlenirse Itabashi kendini tuhaf hissedebilirdi, bu yüzden Yuri hemen duruma el atıp kıvrak bir zekayla arayı bulmuştu. Yuri bu tarz inceliklerde gerçekten çok iyiydi. Eski okulumda yarı zamanlı işler yüzünden çok meşgul olduğum zamanlarda da bana hep destek çıkmıştı.
"O zaman her seferinde bir çifti soyunma odasına alalım."
Ikuno'nun yönlendirmesiyle önce Sumida ve Yuri çifti kıyafetlerini değiştirmeye gitti.
İkinci grup Toyoshima-san ve Itabashi, üçüncü grup ise ben ve Yuri'ydik.
Sandalyede oturup bir süre bekledikten sonra, önce Sumida dışarı çıktı.
"B-bu biraz utanç vericiymiş..."
Smokin giymiş olan Sumida, mahcup bir şekilde gülümsedi.
"Sumida, yakışmış ha."
"Y-yok be, böyle olacağını bilseydim biraz kilo verirdim. Haha, hahahah."
Sumida pişmiş kelle gibi sırıtarak konuşuyordu.
Onun bu halini görünce içimde müthiş bir empati duygusu uyandı.
'Anlıyorum... Seni anlıyorum, Sumida...!'
Benim de başlarda öyle olmuştu...!
Kimsenin bir şey söylemesine gerek kalmadan, sadece aynaya bakarken bile insan kendi kendine düşünüyordu: "Bir şeyler eksik sanki", "Kıyafet üzerimde eğreti duruyor" diye...
Mankenin üzerindeki her şeyi takım halinde almama rağmen, neden bende o kadar şık durmadığı hissi... Tam olarak buydu.
İnsanın canını sıkıyordu... Sanki kıyafet seni reddediyormuş gibi.
"Sen ne kadar süslenirsen süslen, nafile!" deniliyormuş gibi geliyordu...
Ama bunu kabullenmek istemediğin için hemen uyduruk bir bahane buluveriyordun.
"...Noluyor Tomonari? O sıcacık bakışlar da ne?"
"...Sumida. Biz seninle çok daha yakın arkadaş olabiliriz."
Sumida bakışlarıyla "Bu herif ne saçmalıyor?" der gibiydi.
Normal şıklık için de geçerliydi belki ama resmi kıyafetler sadece özgüvenle taşınabilecek şeyler değildi. Sumida'nın dediği gibi; vücudunu şekle sokmak, saçına ve cildine özen göstermek gibi günlük birikimler olmayınca o kıyafet üzerine oturmuyordu.
Kıyafetin kendisinde hiçbir sorun olmadığı kesindi. Ancak bu kadar kaliteli bir şey giyince anlıyordu insan: Kendine bakmanın, yani bütünsel bir imajın önemini.
Hinako'ya veya Shizune-san'a söylememiştim ama ben de takım elbisenin yakıştığı bir adam olmak için geceleri gizli gizli şınav çekiyordum. Profesyonelce bir antrenman değildi ama en azından mankenin üzerinden aldığım kıyafetlerin sırıtmaması için formumu korumak istiyordum.
Günlük çabalarımı hatırlayıp duygulanmışken, soyunma odasının kapısı açıldı.
Yuri'nin de hazırlığı bitmişti.
"Biliyordum ama bu biraz dar sanki..."
Şikayet eden bir sesle ortaya çıkan Yuri'nin görüntüsü karşısında, hepimiz bir anlığına büyülenmiş gibi bakakaldık.
Saf beyaz bir gelinlik ve profesyonel ellerle özenle taranmış ışıl ışıl saçlar... Sadece bir deneyim olduğu için makyajı hafifti ama kendi duru güzelliğiyle birleşince fazlasıyla büyüleyici görünüyordu. Günlük hayatındaki o enerjik ve dobra tavrından eser kalmamıştı.
Onu gören Toyoshima-san ayağa fırlayıp alkış tuttu.
"Hirano-san!! İ-i-i-nanılmaz güzel olmuşsun!!"
"G-gerçekten mi? Kendim bakınca pek anlayamıyorum ama..."
"Çok tatlısın ya! Bak, Sumida-kun bile kafasını hayranlıktan sağa sola sallamaya başladı!"
"Kafa sallıyor derken headbang yapıyor sandım bir an."
İlahiler eşliğinde headbang yapmak da yeni bir boyut olurdu herhalde.
Sumida, resmen arkasında iz bırakacak bir hızla defalarca kafa sallıyordu ama onu çok iyi anlıyordum.
Yuri, elbisesinin eteklerini parmaklarının ucuyla tutup hafifçe utangaç bir tavır takındı.
İnsanın nefesini kesecek kadar güzel görünüyordu. Olamaz... Bizim bildiğimiz Yuri'den resmen asil bir hanımefendi havası yayılıyordu.
Bir an için tek kelime bile etmeyen Itabashi'ye gözüm kaydı.
"............Vay canına, ne kadar da güzel."
Hop.
Senin böyle hayran hayran bakmaman lazım değil mi?
Itabashi bakışlarımı fark edince durumu geçiştirmek istercesine boğazını temizledi. Toyoshima-san fark etmediği için dua etse iyi olurdu.
Tekrar Yuri'ye döndüğümde göz göze geldik.
"Ne var? İçinden 'Eşeğe altın semer vursalar yine eşektir' diye geçirdin, değil mi?"
"......Hayır."
Öyle bir şey değildi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.