"Gerçekten de, Yuri... Gelinlik içinde çok güzel olmuşsun."
"Ha, haa!? Ne, ne diyorsun aniden!?"
Bu içten gelen dürüst düşüncemdi.
Management Game bittikten sonra Konohana ailesinin sosyal davetlerinde Yuri'yi elbise giyerken görmüştüm ama... Yuri'ye böyle gösterişli kıyafetler çok yakışıyor. Normalde daha sade kıyafetleri tercih ettiği için, bu tezatlık insanda taze bir hayranlık uyandırıyor.
"Ha-haydi Hirano-san!! Beraber yürüyelim!!"
Sumida telaşlı bir tavırla Yuri'nin elinden tuttu.
İkisi görevlilerin talimatlarına uyarak kilise koridorunda sunağa doğru ilerlediler.
Başta bir papaz vardı ama anlaşılan bağlılık yeminini etmek isteğe bağlıydı. Muhtemelen o kadar ileri gitmekten çekinen müşteriler oluyordu. Son öpücük kısmı ise haliyle kaldırılmıştı.
Eğer sevgili olarak geldiyseniz yemin töreni yapılabilirdi ama aksi takdirde oldukça sade bir etkinlikti. İşin asıl olayı şık kıyafetler giyip hazırlanmaktı.
Yuri ve Sumida döndüğünde, Sumida hemen smokini çıkarıp eski kıyafetlerine döndü. Ardından Itabashi ve Toyoshima-san soyunma odasına geçti. Yuri benden sonraki turda eşim olacağı için gelinliğiyle beklemeye devam ediyordu.
Bir süre bekledikten sonra Itabashi ve Toyoshima-san odadan çıktılar.
İkisi de birbirlerinin yeni hallerine büyülenmiş gibi bakıyordu.
"To-Toyoshima-san... Şey, sana çok yakışmış."
"Te-teşekkürler. ...Sen de çok yakışıklı olmuşsun Itabashi-kun."
Bu toy hallerini görünce Yuri ile gizlice birbirimize bakıp gülümsedik.
"Plan başarılı oldu."
"Evet. Ama..."
Yuri yaklaşıp kulağıma fısıldadı.
"Bunu en sona mı bıraksaydık acaba? Ortam tam itiraf etmeye uygun bir havaya büründü..."
"Yok canım, burada itiraf etse atmosferin gazıyla söylenmiş gibi algılanır. Ayrıca böyle şeyler önce birbirlerinin farkına varmalarını sağlamakla başlar..."
"Sen neden başkalarının aşk meşk işlerinde bu kadar keskin olabiliyorsun ki?"
Yuri ciddi bir suratla gözlerimin içine baktı.
Böyle söylesen de ne diyebilirim ki...
"Tomonari-kun, sıra sizde."
Ikuno'nun seslenmesiyle soyunma odasına girdim.
Küçük odada sıra sıra takım elbiseler diziliydi. Bildiğim markalardan hiç duymadıklarıma kadar pek çok seçenek vardı. Ben incelerken Ikuno da odaya girdi.
"Tomonari-kun, senin stilinle ben ilgileneceğim. Bir isteğin var mı?"
Bu gerçekten makbule geçerdi.
Ama istek ha... Madem öyle, normalde giymediğim bir şey olsun bari.
"Sivri yaka bir ceket denemek istiyorum. ...Ah, pantolon paçası için de duble paça mı yapsak? Resmiyetle spor tarz arasında kalır mıyım acaba, tek bir tarzda mı kalsam?"
Aklımdan geçenleri öylece söyleyiverdim.
Bunun üzerine Ikuno etkilenmiş bir ifadeyle bana baktı.
"Tomonari-kun... Resmi kıyafetler konusunda bayağı bilgilisin."
"Bir şekilde çok sık kullanmam gerekmişti de ondan."
"Vay be, Öğrenci Konseyi Başkan Yardımcısı işte. Sosyal ortamlara ne kadar alışık olduğun belli oluyor."
Hadi oradan, abartma.
Sadece haddim olmayarak pek çok farklı ortama burnumu sokmuş olmamın getirdiği bir tecrübe bu.
"İsteklerine göre ayarlayacağım. Pantolon paçası, ayakkabıların hacmiyle güzel bir denge kuracaktır. ...Yaka dengesini kurmak biraz zor olabilir. Yeleklerde de sivri yaka seçenekleri var, onlara bir bakarken..."
"...Sen de çok bilgilisin Ikuno."
"Ben aile işlerini görerek büyüdüm sonuçta. Bir de sınıf arkadaşlarımdan biri erkek giyim zincirinin varisiydi, ondan çok şey öğrendim. Hani şu mavi tabelasıyla ünlü olan yer."
Kiko Akademisi'nde de herkes var zaten...
Bir an Shizune-san'ın da fikrini mi alsam diye düşündüm ama... vazgeçtim.
Kesin konu uzayıp giderdi.
Hazırlandıktan sonra soyunma odasından çıktığımda, Yuri ve diğerleri şaşkınlıktan gözlerini kocaman açtılar.
"...Sen gerçekten Itsuki misin?"
"Ayıp ediyorsun ama."
Yuri'nin bu aşırı tepkisine karşı acı acı gülümsedim.
Tamam, üzerimdeki kıyafetler kaliteliydi ama normalde dışarıdan nasıl görünüyorum ki acaba?
"Tomonari-kun, çok yakışıklı olmuşsun! Üstüne tam oturmuş!"
"Teşekkürler Toyoshima-san."
Bu iltifat hoşuma gitse de, Itabashi'nin önünde beni bu kadar övmesi pek...
Biraz endişeyle Itabashi'ye baktığımda, onun Toyoshima-san'ın sözlerini hiç umursamadığını, aksine saf bir merakla benim kıyafetlerimi incelediğini gördüm.
"Vay canına... Harbiden yakışmış. Tanıyamadım resmen."
"Bu akademiye başladığımdan beri sık sık giymek zorunda kaldım, ondandır."
Itabashi'nin bana duyduğu derin saygıyı iliklerime kadar hissedince biraz utandım.
Aşkı ve diğer her şeyi birbirinden net bir şekilde ayırıp değerlendiriyordu. ...Itabashi'nin çekiciliği de buradaydı. Saf mı desem, dürüst mü desem.
"Hadi Yuri, gidelim mi?"
"E-evet..."
Seslendiğimde Yuri biraz tereddüt ederek yaklaştı.
Yuri, yanaklarının kızarıklığını gizlemek istercesine başını öne eğmiş, huzursuzca gözlerini kaçırıyordu. ...Olamaz, yoksa heyecanlanıyor mu?
Pek alışıldık bir durum değildi. Genelde Yuri daha baskın çıkar, benim elimden tutup sürüklerdi...
Kilise koridorunda yürüyüp sunağın önüne geldiğimizde Yuri'nin yüzüne baktım.
Hâlâ utangaç göründüğü için... biraz takılmak istedim.
"Öpücük kısmını da yapalım mı?"
"Aptal!!"
Yuri kıpkırmızı bir suratla haykırdı.
Görüş alanımın kenarında Sumida'nın "Kahretsin!" der gibi pişman bir ifade takındığını gördüm.
Arada bir Yuri ile dalga geçmek de eğlenceliymiş diye düşünürken, alkış sesleri duyuldu.
Yuri ile birlikte arkamıza döndüğümüzde gördüğümüz kişiler—
"Mutluluklar dilerim..."
"Torun yolu gözleyeceğiz desene..."
Yuri'nin anne ve babası, gözleri dolarak bizi alkışlamaya devam ediyordu.
"Baba, anne!?"
Yuri ne zamandır orada olduklarını anlamayarak paniğe kapıldı.
Onun bu halini bir kenara bırakıp ceketimi düzelterek ikisine de selam verdim.
"Sizi yeniden görmek ne güzel."
"Vay be, ne kadar da serpilmişsin. O takım elbiseyi taşıman falan, film yıldızlarından daha havalı duruyorsun."
Yuri'nin babası Heizo-san, samimi bir gülümsemeyle konuştu.
Hiramaru Lokantası'nın sahibi ve aşçısıydı. Yuri'nin hep izinden gittiği ve bir gün yerini devralmak istediği kişiydi.
Küçükken açlık çektiğim zamanlarda, bu adam bana tıka basa yemek yedirmişti.
Benim için öz babamdan daha baba gibi bir insandı.
"Itsuki-kun, bizi kültür festivaline davet ettiğin için teşekkürler."
"Rica ederim... Asıl siz bugün geldiğiniz için ben teşekkür ederim."
"Bu kadar resmiyete gerek yok ki. Biz yabancı mıyız?"
Yuri'nin annesi Namie-san şefkatle gülümsedi.
Resmi olmaya çalışmıyordum aslında, sadece saygımı gösteriyordum. Benim de yüzümde bir gülümseme oluştu.
Yuri bir yana, anne ve babası da benim için birer iyilik meleğiydi. Yarı zamanlı işte çalışabilecek yaşa gelene kadar uzun süre Hirano ailesinin ekmeğini yemiştim.
Bu yüzden bugün onları Kiko Akademisi'ne davet edebildiğim için çok mutluydum.
Bu benim için bir nevi evlatlık görevini yerine getirmek gibiydi.
"Me-merhaba!! Ben Hirano-san'ın sınıf arkadaşı Sumida!!"
"Aman, ne kadar da enerjiksin."
Sumida büyük bir hevesle Yuri'nin annesine selam verdi. O sırada Itabashi ve Toyoshima-san da kısaca kendilerini tanıttılar. Yuri biraz utanmış görünse de aynı zamanda içten içe mutlu olduğu her halinden belliydi.
Minami-san'ın merkezinde olduğu, neşeli ve samimi bir sohbet başladı. Bu manzarayı biraz uzaktan izlerken Heizou-san yavaşça yanıma yaklaşıp seslendi.
"Kikou Akademisi gerçekten muazzam bir yer. Kızımızdan çok ben ürktüm desem yeridir."
"Şey, Yuri zaten Konohana-san'ın evine defalarca gitti, o yüzden alışkın sayılır."
"Konohana-san meselesi... Hâlâ tam idrak edebilmiş değilim. Bizim kızın, o koca Konohana Grubu'nun tek kızıyla bu kadar yakın olacağı hiç aklıma gelmezdi."
"Görünüşe göre sık sık kız mangaları üzerine hararetli sohbetler ediyorlar."
"Hahaha!! Demek bir hanımefendi olmasının ötesinde, o da o yaşlardaki her genç kız gibi desene!"
Heizou-san bir süre güldükten sonra, yüzüne her şeyi kabullenmiş, bilgece bir ifade yerleşti.
"Bizi pek kafana takmana gerek yok, tamam mı?"
Bu ne anlama geliyordu?
Ben şaşkınlıkla başımı yana eğerken Heizou-san anlatmaya devam etti.
"Yuri'nin hayalini biliyorsun, değil mi? Bizim dükkânı devralıp onu daha da büyütmek... Ama bir baba olarak, dükkânı devralmasa da olur; Yuri mutlu olsun yeter. Eğer Yuri istiyorsa, onu bu lüks ortama daha da fazla dahil et. O mutlu olduğu sürece eve dönmesine gerek yok."
"Biraz yalnız hissettirecek olsa da..." diye ekledi Heizou-san sonuna.
Heizou-san'ın ne hissettiğini anlamıştım.
Aslında bu, benim de zaman zaman üzerine kafa yorduğum bir şeydi. Halk tipi bir lokantayı devralmaya karar vermiş olan Yuri'ye, gereğinden fazla üst tabaka görgüsü öğretmek acaba üzerinde kötü bir etki yaratır mıydı?
En üst sınıf yemekler, en kaliteli malzemeler, en seçkin baharatlar, en profesyonel mutfak aletleri ve en elit müşteriler. Tüm bunlarla içli dışlı olma deneyiminin, halk tipi bir dükkânı devralacağı o uzak gelecekte nasıl bir sonuç doğuracağını merak etmediğimi söylersem yalan olurdu.
Heizou-san... Ve muhtemelen Minami-san da, Yuri'nin bu yüksek sosyete dünyasına tamamen adım atıp orada kalmasına razıydı.
İkisi de kızlarının mutluluğunu yürekten istiyordu.
'Gerçekten de... ne kadar güzel.'
Yuri'nin anne ve babası harika insanlardı.
Bu insanlarla tanıştığım için kalbimin derinliklerinden şükrediyordum.
Eğer bu ikisiyle tanışmasaydım, muhtemelen anne ve baba denen varlıklara karşı soğuk ve mesafeli bakan biri olarak kalacaktım.
"Merak etmeyin," dedim uzaktan Yuri'yi izlerken. "Yuri, biz ne kadar kafa yorarsak yoralım, kendi mutluluğunu bir şekilde bulacaktır."
"Haklısın, sanırım öyle..." diye onayladı Heizou-san, biraz hüzünlü bir ifadeyle.
Yuri, Konohana ailesinin katıldığı bir davette, birinci sınıf bir restorandan teklif almıştı.
Buna rağmen Yuri, Hiramaru'yu devralma konusundaki asıl niyetine sadık kalmıştı. Heizou-san babası olduğu için haliyle endişeleniyordu ama benim gözümden bakınca Yuri'nin kararlılığı çok netti; üstelik bu tamamen kendi özgür iradesiydi.
Benim için endişeye mahal olmayan bir durum olsa da, onlar için endişelenmek kaçınılmazdı.
Ama ebeveyn olmak böyle bir şeydi. Aile olmak buydu.
"Kızımın yanında Itsuki duracaksa içim çok daha rahat olur."
Bunu söyleyen Heizou-san sırıttı.
"Eee, asıl meseleyi ne zaman halledeceksiniz? Mezuniyetten sonra mı?"
"Baba!! Saçma sapan konuşma!!"
Yuri, yüzü kıpkırmızı kesilmiş bir halde yanımıza uçtu.
Elbisesi içinde hiddetle söylenen Yuri'ye acı acı gülümserken o an bir ses duyuldu.
"Tomonari-sama."
Aniden arkamdan sakin ama vakur bir ses geldi.
Arkamı döndüğümde, kusursuz bir zarafetle eğilen, hizmetçi üniforması içindeki o kadın duruyordu; Konohana ailesinin hizmetçisi Shizune-san.
"Shizune-san?"
"Az önce Kagen-sama'dan haber geldi. Douzen-sama birazdan akademiye varmış olacak."
İşte sonunda geliyordu...
İçimde kabaran gerginliği derin bir nefesle dağıttım.
Kagen-sama, Konohana Grubu'nun yönetimini elinde tutan başkan olsa da; Douzen-sama, Konohana hanesinin başıydı. Genellikle Konohana malikanesinin sadece en üst düzey isimlerinin girebildiği ana binada vakit geçirirdi ve konumu Kagen-sama'dan bile daha yukarıdaydı...
Yine de benim için, uzun yıllar boyunca iyi ilişkiler kurmak istediğim biriydi.
Çünkü ben, Konohana Hinako'nun bakıcısıydım.
Eski arkadaşlarıma döndüm.
"Beyler, bayanlar; benim şimdi işle ilgilenmem gerekiyor, o yüzden şimdilik ayrılıyorum."
"Tabii. Konohana-san'ın tiyatro saati gelince buluşuruz."
Hinako'nun tiyatrosunu Yuri ve diğerleriyle birlikte izleyeceğime dair söz vermiştim.
Üstümü değiştirdikten sonra, eski arkadaşlarımın uğurlamaları eşliğinde Shizune-san ile birlikte yürümeye başladım.
Dışarı çıktığımızda kültür festivalinin gürültüsü kulaklarıma ulaştı.
Çaktırmadan etrafı süzerek Douzen-sama'yı karşılama hazırlıklarının tamam olup olmadığını kontrol ettim. İşe alınan güvenlik görevlileri programa uygun şekilde devriye geziyordu. Bahçede hünerlerini sergileyen öğrenciler de yoldan geçenlere engel olmamak için kurallara uyuyorlardı.
"Bu seneki kültür festivalinde her ayrıntı titizlikle düşünülmüş," dedi Shizune-san yürürken aniden. "Çalışanlar için hazırlanan dinlenme salonunu kullandım. Gerçekten çok konforluydu."
"Teşekkür ederim. Önerdiğime değmiş demek ki."
"Demek sizin fikrinizdi Itsuki-san. Geçen yıl böyle bir şey olmadığı için şaşırmıştım."
Kültür festivaline gelen misafirler her ne kadar sıkı bir denetimden geçse de, güvenlik sebebiyle hizmetçilerini veya korumalarını yakınlarında bekletmek isteyen ailelerin talepleri bitmek bilmiyordu. Ben de öğrenci konseyine onlar için bir bekleme alanı oluşturulmasını önermiş ve kabul ettirmiştim.
Bu fikrin, Konohana ailesinin bir çalışanı olduğum için aklıma geldiğini düşünüyorum. Hazır gelmişken çalışanların da biraz rahat etmesini istemiştim, bu yüzden salona sınıfların sunduğu yiyecek ve içeceklerden sipariş verilebilen bir sistem kurmuştuk. Tabletten verilen siparişler ilgili sınıfa bildirim olarak gidiyor ve ürün salona kadar getiriliyordu. Temelde bir paket servis hizmetiydi ama şaşırtıcı bir şekilde çoğu sınıf buna destek vermişti. Bu kültür festivalini vesile edip normalde yapmadıkları şeyleri denemek isteyen öğrenci sayısı sandığımdan fazlaydı. Çalışan salonu okul binasına yakındı; ara sıra elinde şık bir servis arabasıyla koridorlarda ilerleyen öğrencilere rastlıyordum.
"Bir şeyler yediniz mi?"
"Evet, 1-E sınıfının İngiliz Çay Salonu'na sipariş verdim."
"Pastası ve sütlü çayıyla öne çıkan sınıftı değil mi? Lezzetten ziyade ev sıcaklığını hissettirmeyi amaçlıyorlardı ama..."
"Haklısınız. Malikanede hanımefendiye sunulsa mutlu olacağı bir tadı vardı, bu yüzden yakında aynısını yapıp yapamayacağımı deneyeceğim. Neyse ki malzemeleri bulmak zor olmayacaktır."
Konohana ailesinin ve Shizune-san'ın yetenekleriyle, muhtemelen her şeyi bulabilirlerdi. Kikou Akademisi'nin kültür festivali birbirinden uçuk kaçık etkinliklerle doluydu ama Konohana ailesi isterse bunların çoğunu birebir kopyalayabilirdi. Bir kez daha anlıyordum ki, Konohana ailesinin maddi gücü ve yetenekleri bambaşka bir seviyedeydi.
Neyse ki Shizune-san da festivalin tadını çıkarıyor gibi görünüyordu.
Dışarıdan çok ciddi dursa da, Shizune-san için bu hali bile oldukça keyifliydi.
"Bu arada... Az önce üzerinizdeki takım elbise çok şıktı," dedi Shizune-san ses tonunu biraz ciddileştirerek. "Öyle kalsanız da olmaz mıydı?"
"Hayır, öğrenci konseyi işlerini hallederken üniforma giymek çok daha kullanışlı oluyor."
Bu seferlik üniforma, takım elbiseden daha işlevseldi. Dışarıdan gelen misafirler, bakar bakmaz benim bu okulun bir öğrencisi olduğumu anlayabiliyorlardı.
"Haklısınız sanırım..."
Shizune-san ikna olmuştu ama... O yüzündeki tuhaf, tatminsiz ifade de neyin nesiydi?
"Yoksa takım elbiseli halim mi sizin zevkinize daha uygundu?"
"İrkilir"
Şaka yollu sorduğum bu soru üzerine, Shizune-san'ın omuzları bir anlığına sarsıldı.
"L-lütfen yanlış anlamayın. Bu tamamen bir çerçeve meselesi."
"Çerçeve mi?"
"Sadece takım elbise olsa, Konohana ailesinin uşakları da giydiği için alışkınım. Ancak Mitsuki-kun'un yaşında birinin takım elbise giydiğini görmek nadir bir durum olduğu için..."
Öğrenci çerçevesi mi desem, reşit olmayan çerçevesi mi desem; o anlamda bir çerçeveden bahsediyordu herhalde.
"Bana böyle göz banyosu falan derseniz..."
"Göz banyosu değil. Sanat eserini takdir etmek diyelim. Kıyafetlerin giyilen bir sanat eseri olduğunu söylersek mübalağa etmiş olmayız."
Ağzımdan hayranlık dolu bir ses kaçmasına sebep olacak kadar etkileyici bir ifadeydi bu.
Narika için dövüş sanatları, Tennoji-san için de nezaket kuralları neyse; belirli bir alanda sivrilmiş insanların sözlerinde, sıradan bir bakış açısıyla ulaşılamayacak bir ağırlık oluyordu.
Zihnimdeki not defterine Shizune-san'ın bu sözlerini kazırken, yan taraftan bir bakış hissedip arkama döndüm.
Küçük bir kız çocuğu, parıldayan gözlerle Shizune-san'a bakıyordu.
"Hizmetçiiiii!!"
Kız çocuğu, Shizune-san'ı işaret ederek bağırdı.
Sanki bir büyüye şahit olmuş gibi gözleri parlayan küçük kıza, Shizune-san gururlu bir tavırla gülümsedi.
"Görüyorsunuz ya, işte bu kıyafetin gücüdür."
"...Hizmetçi kıyafetinin bir gücü olduğunu kabul ediyorum."
Pek sanatsal bir güç olduğunu düşünmesem de...
...Yine de bu durum epey sıra dışıydı.
Önümdeki çocuğa bakarken bunu düşündüm.
Burada bir çocuk görmek şaşırtıcı değildi. Bugün ortaokul çağında çocuklara da rastlıyordum, ebeveynlerinin yanındaki ilkokul öğrencilerine de. Muhtemelen Kikou Akademisi mezunları veya buraya girmeyi düşünen aday öğrencilerdi.
Benim asıl dikkatimi çeken şey ise...
'Gümüş saçlı birini ilk defa görüyorum.'
Tennoji-san'ın altın sarısı lülelerinden aşağı kalır yanı olmayan, son derece karakteristik gümüş rengi ikiz örgülü saçlar.
Gördüğüm kadarıyla on yaşlarında olmalıydı, yani boya değil de kendi doğal saçıydı herhalde. Ne de olsa Kikou Akademisi; dünya çapında bir kültür festivali oluyordu.
"İlk defa gerçek bir hizmetçi gördüm! Gerçekten varmışsınız!!"
"Evet, aslında sandığınızdan daha fazlayız."
"Vay canına!!"
Sandığımızdan daha fazla... Haklıydı aslında.
Sadece Konohana malikanesinde bile epey bir hizmetçi çalışıyordu.
Eğilip kızla göz hizasına geldim. Bir sorun olduğunu sanmıyordum ama kaybolma ihtimaline karşı yine de kontrol etmeliydim.
"Öğrenci Konseyi'nden Tomonari ben. Ebeveynlerin buralarda mı?"
"Babamla annem gelmedi ki. Bugün beni dedem getirdi!"
Endişeli bir hali yoktu ve yalan söylüyor gibi de durmuyordu ama... Onu böyle tek başına bırakmak biraz riskliydi.
Küçük kız enerji dolu bir cevap vermişti ama bakışları demin beri Shizune-san'ın hizmetçi kıyafetine çivilenmişti. Resmen delecekmiş gibi bakıyordu.
"Ben de ondan giymek istiyorum!"
Küçük kız masum gözlerle bana baktı.
"Ondan derken, hizmetçi kıyafetini mi kastediyorsun?"
"Evet!!"
Kız geniş bir gülümsemeyle başını salladı. Bu yaşlardaki kızlar için hizmetçi kıyafeti, bir prenses elbisesi kadar büyüleyici görünüyor olmalıydı.
"Mitsuki-kun, vaktimiz de daralıyor, bu kıza ben eşlik etsem de..."
"Hayır, ben hallederim. Bazı sınıfların sergilerinde hizmetçi kıyafeti kullanılıyordu, onlardan rica ederim."
Vaktimizin dar olduğu gerçeği değişmediği için işi başka bir konsey üyesine devretmek en iyisiydi.
2-A sınıfı tiyatroda hizmetçi kıyafeti kullanacaktı ama çocuk boyutu hazırlamamışlardır. Üstelik oyunun başlamasına az kalmıştı, şimdi onları darlamamak lazımdı.
Bu yüzden konseyi arayıp tesadüfen müsait olan Yodogawa'yı çağırdım ama...
'Biraz gecikti sanki.'
"Hemen geliyorum!" diye neşeli bir cevap vermesine rağmen, Yodogawa ancak bir süre sonra göründü. Hafif koşar adımlarla yanımıza gelip özür diledi.
"Kusura bakmayın, geciktim!"
"Bir sorun mu çıktı?"
"Yok ya, çok acil bir mesele değildi ama zor sorular geliyordu da..."
Yodogawa bir anlığına yanımızdaki küçük kıza baktı. Etkinliğin perde arkasındaki işleri bir çocuğun duymasından çekiniyor olmalıydı. Ancak çocuğun anlamayacağına kanaat getirmiş olacak ki konuşmaya başladı.
"Şey, kültür festivalinin kâr marjını soran epeyce müşteri var. Malum, hepsi iş adamı olunca merak ediyorlar. Az önceye kadar hesaplama yapıyordum ama..."
Öyle hemen hesaplanacak bir şey değildi bu.
Tahmin edilebilir sorular için önceden bir cevap listesi hazırlamıştık ama kâr marjı aklımıza gelmemişti. Gerçekten de bu festival birçok etkinlik için bir model teşkil edebilirdi. Organizasyon şirketleri için merak konusu olması doğaldı.
Daha sonra muhasebedeki Abeno-san'la da konuşmalıydım diye düşünürken—
"Bence yüzde 15 civarı olur!"
Küçük kız saf bir tavırla bunu söyleyiverdi.
Yodogawa ile birbirimize bakıp sonra ikimiz birden kıza döndük.
"Şey, bu rakamı nasıl çıkardın peki...?"
"? Fermi tahminiyle!"
Kız kendinden emin bir şekilde cevap verdi.
Fermi tahmini, bilinmeyen bir niceliği mantıksal varsayımlarla yaklaşık olarak hesaplama tekniğiydi ama... Bu kadar küçük bir kızın bu terimi bilmesi bile başlı başına hayret vericiydi.
"...Her ihtimale karşı bu rakamı da ekleyerek Abeno-san'a bir haber vereyim."
"Tamamdır, anlaşıldı."
Yodogawa'nın kulağına fısıldadım. O da hala şaşkınlığını üzerinden atamamıştı ama daha fazla bu tarz meselelerle kızı bekletmek istemiyordum.
"Hadi bakalım küçük hanım! Bundan sonrasında sana ben rehberlik edeceğim. Hizmetçi kıyafeti giymek istiyordun, değil mi?"
"Evet!! İstiyorum!!"
Yodogawa'nın çocuklarla iyi anlaşan karakteri sayesinde küçük kızın yüzünde masum bir gülümseme açtı.
"Abiciğim! Hizmetçi abla! Teşekkürler!"
Kibarca eğilip selam veren kıza, Shizune-san ile birlikte el salladık.
Yodogawa'nın elinden tutan küçük kızın sırtı, kalabalığın arasında kaybolup gitti.
"...Tuhaf bir çocuktu ama meseleyi ustalıkla çözdünüz."
"Her gün sizin tarafınızdan eğitiliyorum sonuçta."
Pazımı göstererek şaka yollu söyledim bunu.
Shizune-san sessizce gülümsedi.
"Mitsuki-kun, sizden çok iyi bir baba olur."
"Az önceki şeyi ben olmasam da yaparlardı."
"Sadece bu mesele değil, hanımefendiyle her gün ilgilenme şeklinize bakınca da bazen bunu düşünüyorum. Birilerine özenle bakmayı seviyorsunuz, değil mi?"
Yani, sanırım... Öyleydi.
Öyle olmasa, şu anki hayatımdan bu kadar büyük bir tatmin duymazdım.
"...Eskiden, Hinako için bir baba figürü gibi olabilmeyi dilerdim."
"Öyle mi?"
"Evet. Hinako ilk kez yanımda ateşlenip bayıldığında, uykusunda 'baba' diye sayıklamıştı. Kagen-san da kendi sorumlulukları içinde boğuluyor gibiydi; o boşluğu birinin doldurması gerektiğini düşünmüştüm."
O boşluğu ben kapatabilirim sanmıştım.
Aile bağlarına muhtaç olan Hinako'nun yanında olabilecek bir varlık...
"Ama son zamanlarda Kagen-san gerçekten babalık yapıyormuş gibi görünüyor."
"...Az önceki söylediklerimi duymamış olun lütfen."
Öyle yaparsa sevinirdim ama Shizune-san'ın itiraz etmemesi, onun da benimle aynı fikirde olduğunu gösteriyordu. Shizune-san'ın gözünde bile Kagen-san son zamanlarda Hinako'ya karşı yumuşamıştı.
"Siz gelmeden önce bakıcılık görevini de ben üstlendiğim bir dönem olmuştu... Bu yüzden duygulanıyorum ister istemez."
"Öyle miydi?"
"Evet. Adeta annesi gibiydim diyebilirim."
Shizune-san şaka karışımı bir tavırla konuştu.
Hinako'nun annesi vefat etmişti. Bu yüzden Shizune-san gibi bir konumda olan biri, Hinako için muhtemelen bir anne figürü haline gelmişti.
"Hahaha, o zaman biz evli bir çift sayılırız."
Ben baba, Shizune-san anne ve ikimizin arasından doğan kızımız Hinako.
Uyumlu bir karı koca ilişkisini hayal ettiğim sırada... Shizune-san'ın profiline kısa bir bakış attım.
".................. Özür dilerim, garip bir şey söyledim."
".................. Hayır, aslında en başında ben sebep oldum."
İkimiz de kızardık.
Farkında olmadan hayal kurmuştum. Güneş ışığıyla yıkanan huzurlu bir yuva. Mutfakta Shizune-san yemek yapıyor, ben televizyon izlerken Hinako dizlerime yatmış. Shizune-san "Yemek hazır!" dediğinde, Hinako ve ben "Tamam!" diye cevap verip ayağa kalkıyoruz ve birlikte tabakları taşıyoruz. Yemek sırasında Hinako sürekli dudaklarının kenarını kirletiyor, ben de yanında oturup bir mendille onu siliyorum, Shizune-san ise bu manzarayı görüp nazikçe gülümsüyor...
'Ölesiye gerçekçi hissettiriyor be.'
Bu gerçekten var olmayan bir anı mıydı? Kendi kendime kurduğum bu hayalin çözünürlüğü o kadar yüksekti ki, sanki bir yerlerde gerçekten böyle yaşamışım gibi hissediyordum. Shizune-san'ın o karmaşık yüz ifadesine bakılırsa, o da benimle aynı şeyleri hissediyor gibiydi.
"...Konohana ailesinden kovulursak, anaokulu öğretmeni olarak işe başlayalım."
"...Zaten normalde yaptığımız şeyden pek farklı olmayacak gibi."
Uyutmak, elinden tutmak, bazen de uyarmak...
Hmm... Bu işte başarılı olacağıma dair içimde müthiş bir özgüven var. Tuhaf doğrusu.
"Peki, Kagen-sama Hanımefendi'nin kalbindeki o boşluğu doldurduysa... Itsuki-san, sen şu an tam olarak nasıl bir konumdasın?"
Shizune-san ciddi bir tavırla sordu.
Biraz düşündükten sonra cevap verdim.
"Elbette bakıcısıyım."
Dönüp dolaşıp geldiğim o basit cevap, içimde bir yerlerde netleşmişti.
"Ne zaman olursa olsun, Hinako için en güvenilir varlık olmak. İşte böyle, gerçek anlamda bir bakıcı olmak istiyorum. Ne bir ebeveyn, ne de bir uşak... Aynı göz hizasında, aynı amaç doğrultusunda Hinako'nun yanında durmak. Sanırım benim konumum bu."
Burada bahsettiğim konum, kesinlikle iş odaklı bir anlam taşımıyordu. Büyük sorumluluklar altında ezilen Hinako'nun, içini dökebileceği o özel mesafe. Ben, onun sığınabileceği o yer olmak istiyordum.
"Tam puan."
"Efendim?"
"Önemli bir şey değil. Hadi, Dozen-sama'yı karşılamaya gidelim."
Shizune-san önümden yürümeye başladı.
Sırtına bakınca keyfinin yerinde olduğunu düşünmem herhalde bir hayal ürünü değildi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.