Wilhelm, Stride hakkında bilgi toplamak için önce şatoda Bordeaux'ya, ardından barda Roswaal'a gitmişti; ancak pek bir şey elde edemediği ortadaydı. Buna rağmen Bordeaux alışılmadık derecede umutsuz, Roswaal ise her zamanki gibi azimliydi. İkisinin de bu takibi bırakmaya niyeti olmadığı belliydi ve Wilhelm onları müttefikleri arasında görmekten memnundu.
Ancak aynı zamanda göğsünde sert ve ağır bir yumru büyüdüğünü hissediyordu. Savaş için bu kadar hevesli görünen İmparatorluk, bir de peşinde olunduğunu bilmesine rağmen krallığın sınırlarını terk etmediği aşikâr olan yürüyen felaket... Ve onun iğrenç planlarının merkezinde, Wilhelm'in taptığı eşi vardı.
İstese de istemese de Kılıç Şeytanı Wilhelm van Astrea ve kılıcı, kendilerini bir girdabın içinde bulmuştu.
***
"Hep bir adım geride kalmaktan nefret ediyorum," diye hırladı, sürekli savunmada kalmaya zorlanmasına öfkeyle içerleyerek.
Kılıcını savurmak, Wilhelm'in her zaman bildiği tek şeydi. Bunu farklı yerlerde yapabilir, hatta bu sırada bazı astlar edinebilirdi; ama temel prensipler asla körelmez veya gizli kalmazdı.
Theresia'nın onu beklediği lüks daireye dönerken bu bilgiyi kalbinde saklı tuttu. Grimm, Bordeaux'nun sonuçsuz görevini ona zaten anlatmış olmalıydı ve Roswaal'ın çabalarının da boşuna olduğunu eklemek zorunda kalmaktan hiç hoşlanmıyordu. Theresia açıkça hayal kırıklığına uğramazdı elbette; ama onun daha fazlasını umduğunu bilirdi.
Wilhelm'in endişesi boşunaydı, ama olabilecek en kötü şekilde.
***
Eve vardığında beklediği selamlamayı duymadı. Bunun üzerine elini kılıcına attı ve tanıdık koridorlarda sanki bir savaş alanıymış gibi dikkatle ilerledi. Ve sonra…
"Demek döndün. Benim gibi birini bekleten ne kadar da yiğit bir budalasın."
Wilhelm ve sevgili eşinin her sabah ve akşam birlikte mutlu saatler geçirdiği o yerde, beklemediği—ama belki de hayal ettiği—biriyle karşılaştı. İğrenç bir karşılama.
Felaketin vücut bulmuş hali gibi bir adamdı bu; Wilhelm'in onu bulma çabalarıyla alay edercesine açıkça duruyordu—şimdiye dek hep atlatmayı başardığı çabalarla.
"Stride," dedi Wilhelm, ona öyle açık bir düşmanlıkla dik dik baktı ki, sanki gözlerini dikmesi bile Stride'ı kanatabilirdi. Diğer adam tüm bunlardan etkilenmemiş görünüyordu.
"Dediğim gibi, beni beklettin, Wilhelm van Astrea. Adın bu, değil mi?"
Stride, Wilhelm ve Theresia'nın yaşadığı Astrea lüks dairesindeki kanepede yayılmış oturuyordu ve belki de bir erkeğin yüzünde görülebilecek en iğrenç gülümsemeyi takınmıştı. "Uşaklarını peşimden süründürdüğünü duydum ama hiçbirinizin gölgeme bile basamadığını da," dedi. "Ama ben kalpsiz bir canavar değilim. Bu yüzden kendimi burada göstermeye tenezzül ettim. Karşılığında biraz misafirperverlik bekleyebilir miyim?"
Stride gülümsedi, gözlerini kıstı; ki bu gözler—sözlerine rağmen—en ufak bir merhamet izi bile taşımıyordu ve dili tutulmuş duran Wilhelm'e gözlerini dikti.
Yeni bir perdenin açılışını, Kılıç Şeytanı ile Ölüm Arzusu arasındaki bir sonraki savaşı kutluyor gibiydi adeta.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.