İsimsiz Kısım

BAŞLIK: Sonsuz Minnet ve Veda

İğneleyici bir yorumdu Abel’in nefes almak kadar doğal bir şekilde sarf ettiği, ama sözleri aynı zamanda hiç de azımsanmayacak derecede ince anlamlar barındırıyordu.

Bu denli anlaşılması güç inceliklerin fark edilmesini bekleyen bir İmparator’un, İmparatorluk’u bundan sonra hakkıyla yönetip yönetemeyeceği konusunda biraz endişeliydi, ama――

Subaru: “Şey, sanırım Medium-san ve diğerleri yanınızda olursa iyi olursunuz.”

Yaklaşan Büyük Felaket ve kaybolacak İmparator kehanetini duyduktan sonra Abel, kişisel işlerine zaman ayırmadan, resmi ve özel tüm günlerini bu amaca adamıştı.

O uyarı boşa çıkmıştı ve bundan böyle Abel, ilk kez hiçbir şeye bağlı olmayan bir İmparator olarak, Büyük Felaket’e hazırlanmakla zaman harcamadan, Vincent Vollachia olarak günlerini geçirecekti.

Başlangıçta biraz ne yapacağını bilemez halde olsa da, şüphesiz, çevresindekileri de dikkate almayı öğrenecekti.

Bunun kanıtı olarak――

Vincent: “Bu seferki tehlikeye gelince, o kız büyük bir görevi üstlendi. Dahası, bundan sonra İmparatorluk'taki ıstırabı gidermek için çabalayacağına söz verdi―― Kötü şöhretine denk bir unvan ile ödüllendirilecek.”

Subaru: “――――”

Spica’nın İmparatorluk'ta kalma kararını destekleyen bu sözler, Abel’in gerçek niyetleriydi.

İmparatorluk'taki hikayeleri Subaru, Rem ve Spica üçlüsüyle başlamıştı―― Bu hikayeye ilk müdahale eden kişi olarak, Abel’in Subaru’ya borcunu ödemesinin oldukça karakteristik bir yoluydu bu.

Ne kadar söz sarf ederse etsin, Spica’nın geçmişte Oburluk Günah Başpiskoposu olduğu gerçeği değişmeyecekti ve bu gerçek yüzünden onu kınayacak ve reddedecek birçok insan vardı.

Bu konuda böylesine olumsuz duygular besleyen insanları inkâr edemezlerdi, etmemelilerdi de.

Yine de, Spica adındaki o kız varlığını onaylamak, yaşadığını kanıtlamak istiyorsa, bunun bir şekil almasını arzuluyorsa, bunu inşa etmekten başka çaresi yoktu.

――Kötü şöhretini aşan büyük bir ün inşa etmekten başka çaresi yoktu ki, Spica olarak yaşamasına müsaade edilsin.

Vincent: “Unutma bunu, Natsuki Subaru. Kutsal Vollachia İmparatorluğu’nun Kılıç Kurtları, taşıdıkları yaraları asla unutmaz. İster nefret yarası olsun, ister dostluk, bu değişmez.”

Subaru: “Abel…”

Vincent: “Söyleyecek bir şeyin varsa, çekinme. Sen ve yolunu paylaşanlar, Kılıç Kurtları sürüsüne eşitsiniz.”

Bu yorum sayesinde Subaru, Abel’in―― yani başkalarına asla boyun eğmeyen, kendisine yaltaklanılmasına da asla izin vermeyen Vincent Vollachia’nın, kalbinin en derinlerini açığa vurduğunu hissetti.

Subaru bu hisle kalbinin ta derinliklerinden bir titreme yaşarken, Abel başını salladı,

Vincent: “Büyük bir hizmetti―― Yolculuğun boyunca ve yarından itibaren, yere sağlam adımlarla ilerle.”

Subaru: “…Siz de. Aman be, düşseniz bile size yardım etmeyeceğim.”

Vincent: “Budala.”

Subaru hakkında kötü konuşurken dudaklarında, alaydan kesinlikle farklı bir gülümseme vardı. Buna tanık olan Subaru――

Subaru: “――――”

Sırtını dönen Subaru, ejderha arabasına doğru ilerlemeye başladı.

Subaru, İmparator’un bakışları sırtında yürürken, Emilia ve diğerleri ejderha arabasının yanında onu bekliyordu. Onları uğurlamaya gelmiş, yola dizilmiş yüzlere, aralarında doğal olarak Pleiades Taburu’nun figürlerine bakarken, Subaru hafifçe nefesini yuttu.

Subaru: “――――”

Subaru’nun yalvarışıyla, dokuz yüz otuz bir kişiye telafi etme eylemiyle başlayan Sparka; Subaru, geriye kalan altı yüz yetmiş üç vuruşla henüz tamamlanmadığını savunsa da, hiçbiri onu dinlememişti.

Şimdi hepsi burada sıraya dizilmiş, lafta kalan Subaru’nun bakışlarını karşılıyordu――

Subaru: “――Ah.”

――Sıraya dizilmiş Pleiades Taburu’nun hepsi art arda kollarını kaldırdı ve kaba elleri, Subaru’nun yolunu hanamichi gibi süsledi.

Bunun ardındaki niyeti anlayan Subaru, yüzünü kaldırdı. Gözlerinde birikenlerin dışarı taşmasına izin vermemek için dayandı, dayandı, dayandı, dayandı ve sonra――

Subaru: “Hepinizi seviyorum!”

Rem’i daha önce kendisine kızdıran şeyi, Subaru depar atarak bir kez daha haykırdı.

Sağdan soldan uzanan birçok elle, Subaru kendi ellerini üst üste getirdi. Bir alkışla, elin ele çarpma sesi yankılandı ve yağmur sesi gibi aralıksız, hızla art arda devam etti.

Sadece ellere çarpan eller değil; Subaru’nun vücuduna çarpan eller de vardı. Natsuki Schwartz’ı tanıyanlar, geriye kalan altı yüz yetmiş üç vuruşu muhtemelen unutarak, onların itip kakması, çarpmasıyla Subaru’nun Sparka’sına yardım ettiler.

???: “Şahsım adına oldukça eğlendim.”

Dört iri, kocaman el sırtına vurdu.

???: “Sayende, sıradan bir değirmencinin oğlu hayalini yaşadı!”

Görünüşünün aksine çok daha sağlam ve esnek bir adamla el sıkıştı.

???: “Kahretsin, kahretsin! Teşekkürler, Schwartz!”

Titreyen dili ve gözlerinde gözyaşlarıyla haykıran kertenkele adamın kuyruğuna yumruğunu tokuşturdu.

???: “Asla unutma… biz… biz senin yoldaşlarınız…!”

Birbirlerini geçerken, yüzünün yanına güçlü bir yumruk yiyerek çenesini tuttu ve “Anladım!” diyerek başını salladı.

Ve sonra――

???: “――Schwartz-sama.”

Herkes tarafından itilip kakıldıktan sonra yolunu açarak, tüm bunların sonunda onu bekleyen kimonolu kıza doğru ilerledi. Benzer şekilde kimonolu olan Yorna ile birlikte Subaru’yu bekliyorlardı.

İkisinin önünde duran Subaru, önce Yorna ile göz göze geldi.

Subaru: “Yorna-san, her şey için teşekkürler. Ayrıca…”

Yorna: “Herhangi bir özür dilemenize gerek yok. O kızın meselesi, onunla benim aramdaki bir meseledir.”

Subaru: “――――”

Yorna: “Ayrıca, istediğiniz zaman bizi ziyaret edebilirsiniz. Size sıcak bir karşılama sunacağız.”

Şeytan Şehri’nin Hanımefendisi’nin nazikçe gülümsediğini gören Subaru, “Evet,” diyerek derin bir şekilde başını salladı.

Ardından, Yorna ile birlikte duran kıza, Tanza’ya bir kez daha döndü――

Subaru: “Şimdi bana yine Schwartz-sama dedin, değil mi?”

Tanza: “――Benim için, size hitap etmeye en alışkın olduğum isim bu.”

Subaru: “Benim için de, bana öyle demediğin sürece içime sinmiyor.”

Yüzünde bir gülümseme belirirken, Subaru onun önünde çömeldi.

Daha önce bakışları aynı yükseklikteydi, ama şimdi dizlerini böyle bükmedikçe boyları hizalanmıyordu. Bu boy farkına geri döndüklerine göre, onunla aynı göz hizasında konuşmak istemişti.

Ne de olsa, İmparatorluk'ta Tanza, Subaru’nun sarsılmaz, vazgeçilmez destekçisiydi.

Subaru: “――Bir dahaki sefere, şüphesiz, kaybetmeyeceğiz.”

Tanza: “――? Ne?”

Subaru: “O bana yaptığın büyüydü. O olduğu için vazgeçmedim.”

İri, yuvarlak gözlerini kırpıştıran Tanza, kendi anılarında aynı sözleri aradı. Ancak, ne kadar ararsa arasın, onları bulamayacaktı.

Ne de olsa, Subaru’nun asla ödeyemeyeceği o devasa minnet borcu, Subaru’nun dışında hiçbir yerde artık var olmuyordu.

Önemli değildi. Bunun bu gerçeklikte olup olmadığı önemli değildi.

O solmayan minnet ve sevinç kesinlikle Subaru’nun içinde mevcuttu, bu yüzden――

Subaru: “Seni seviyorum, Tanza.”

Tanza: “…Böyle devam ederseniz, kesinlikle pişman olursunuz, Schwartz-sama.”

Subaru: “Rem de benzer bir şey söylemişti. Daha fazla zaman olsaydı, ikiniz muhtemelen iyi anlaşırdınız… bunun karşılığında, soğuk bakışlarınızdan ölür müydüm!?”

Tanza: “Bu kadar coşmasanız ve kendi başınıza ölmeye kalkmasanız olmaz mı…? Ayrıca, bunu ömür boyu bir veda gibi ele alma tavrınızın, daha sonra sizi boğacağına inanıyorum, Schwartz-sama.”

Subaru: “Hım? Bu ne anlama geliyor şimdi?”

Tanza: “Yakında öğrenirsiniz.”

Subaru başını eğdiğinde, Tanza ona cevabı söylemedi.

Yalnızca, Subaru’nun uzattığı eline hafifçe vurdu ve Tabur’daki diğer yoldaşları gibi Sparka’ya katkıda bulunduktan sonra, iki eliyle nazikçe elini kavrayarak,

Tanza: “Başlangıçta beklenenden daha uzun bir süre himayenizde kalmama izin verdiğiniz için teşekkür ederim. Lütfen, esen kalın.”

Subaru: “Bu uzun vedayı, daha kısa bir şekilde ifade etmenin bir yolu var, biliyor musun?”

Tanza: “Söylemeyeceğim. Lütfen evinize dönün.”

Soğuk Tanza’dan elini ayıran Subaru, burukça gülümsedi ve eliyle onun başını okşadı.

Subaru, onun elini çekmemesini ve biraz gizem bırakan tavrını, ondan gelen veda hediyeleri olarak kabul etti.

Ve sonra――

???: “Uu!”

Arkasını döndüğünde önünde, ejderha arabasının önünde Rem’in yanında Spica onu bekliyordu.

Onu bırakamayacağından zaten uzun uzadıya bahsetmişti. Yine de, bir kez daha onu evine götürme isteğini dile getirmeye yeltenmişti ki, Spica’nın kucaklamasıyla tüm bunlar engellendi.

Üzerine atlayan Spica’ya sıkıca sarılan Subaru, onun başını okşadı ve sonra yukarı bakarak,

Subaru: “Spica’ya iyi bakman için sana gerçekten güveniyorum, Ceci.”

Cecilus: “Tamamdır, Patron!”

Güvenilir olsa da bitmek tükenmek bilmeyen endişeye yol açan bu kefilden gelen yanıtı duyan Subaru, nihayetinde onunla son bir çak yaptı.

Bunu yaptıktan sonra arkasını döndü.

Orada sıraya dizilmiş yüzlere, hepsine bakarak Subaru derin bir nefes aldı. Ve sonra――

Subaru: “Bir gün yine karşılaşırız, hepiniz! ――ZAFERRRR!!”

Pleiades: “――ZAFERRRR!!”

Subaru iki kolunu birden göğe fırlatıp yüksek sesle haykırınca, Pleiades Taburu'nun sesleri yankılandı.

Bu coşku karşısında, Tabur'un geleneklerini bilmeyenler büyük bir şaşkınlık yaşarken, Tabur üyeleri ise kahkahalarla gülüp ağlıyordu; böylece gülünç derecede gürültülü bir sahne gözler önüne serildi.

Vincent: "――Sonuna kadar, saygısızlığına sınır tanımayan kocaman bir budala olarak kaldın."

Gerçekten de, Vollachia İmparatoru'nun bile bir yorum yapmasına neden olacak kadar gülünç ve şamatalı bir veda sahnesi yaşanmıştı.

***

Subaru: "...Spica iyi olacak mı acaba? Bizsiz üstesinden gelebilir mi?"

???: "Durmadan endişelenip duruyorsun, öyle değil mi? Aslında bu kadar kaygılanmana hiç gerek yok! O kız şu an Subaru'dan çok daha net düşünüyor, emin ol!"

Geri dönüş yolundaki ejderha arabasında, Subaru çenesini eline dayamış pencereden dışarı dik dik bakarken, kucağında oturan Beatrice yanağını çekiştirerek onu azarladı.

Subaru, Beatrice'in sitemi karşısında dudaklarını büzse de, ona karşı çıkamadı.

Aslında haklıydı. Beatrice'in de dediği gibi, Spica daha gerçekçi bir bakış açısına sahipti.

Geçmişini bir Günah Başpiskoposu olarak ciddiye alan Spica, o kötü şöhretli unvanı üzerinden atmak için harekete geçmişti. Üstelik hatırlamadığı başka bir "o"nun günahı olsa bile.

???: "Spica-chan'a uzun zaman boyunca çok soğuk davrandın, bu da ona kendi konumunu anlama fırsatı verdi."

???: "Ha, anladım. Durumlar ne kadar öyle olsa da, Barusu ona bu kadar bağlı bir kıza karşı bile hâlâ her zamanki gibi dar görüşlü."

Subaru: "Öğğ..."

Karşılarında, Oni kız kardeşler el ele, yan yana oturmuş, sivri dilleriyle acımasız yorumlar savuruyorlardı.

Bu yorumlar Subaru'nun geçmişteki eylemlerini öyle bir işaret ediyordu ki, ona tartışacak tek bir boşluk bile bırakmıyordu. Kız kardeşleri bu kadar uyumlu görmek iç ısıtıcı olsa da, Subaru için gülümsemek zordu.

???: "Şahsen, onun bu kararından içim rahatladı. Zaten onu yanımızda getirecek olsaydık, kriz yönetimi için bir kutuya kilitlenmesi gerekirdi..."

Subaru: "Bana mı öyle geliyor, yoksa senin kutun farklı bir amaca hizmet ediyor ve benimkinden çok daha az rahatsız edici duruyor?"

???: "Kim bilir? Her halükarda, İmparatorluk ve Anastasia Kampı bu konuda iş birliği yapıyor... Bence bu, olası en iyi sonuçtu."

???: "Karmaşık işlerden pek anlamam ama tüm zombilerle işini bitirirse, İmparatorluk'tan geri dönebilecek, değil mi? Öyleyse, umarım çabucak halleder."

Garfiel'in Spica'nın dönüşünü dört gözle bekleyen dobra tavrı, özellikle Otto'nun katı gerçekçiliğine kıyasla, Subaru'nun takdir ettiği bir şeydi.

Garfiel'in Günah Başpiskoposlarına karşı muhtemelen kendine özgü bir hoşnutsuzluğu vardı ama――

Garfiel: "Benim muhteşem benliğim de Kaptan'la ve hepinizle savaşıp sizi öldürmeye kalkıştı. 'Vinuere'ye çift dalmak' gibi, ikinci bir fırsat yakalamak iyi bir şey olabilir, değil mi?"

Subaru: "Kocaman bir kalbin var senin. Belli biri gibi değil..."

Otto: "Size diyeyim ki, Natsuki-san ve Garfiel'in o sözde kocaman kalpleri, bana sorarsanız, sorumsuzca ardına kadar açık!"

Otto yüksek sesle bağırırken, Subaru ve Garfiel yumruk tokuşturdular.

Subaru, Otto'nun sesini bu denli enerjik duyalı uzun zaman olmuştu. İmparatorluk'u kurtarma ağır sorumluluğundan nihayet kurtulan Subaru, yeniden eski benliğine dönmeye başlıyordu.

Elbette, bu durum, yoldaşları hakkındaki endişelerinin ya da Spica'dan ayrılmış olmanın hiçbir şekilde azaldığı anlamına gelmiyordu ama――

???: "――Sonuçta, hepimiz birlikteyiz."

Emilia, düşünceli düşünceli gözlerini kısmış olan Subaru'ya yumuşakça seslendi.

Subaru, elinin nazik dokunuşuna döndüğünde, yumuşak ametist gözlerinin ona öyle bir şefkatle baktığını gördü ki, göğsü sıkıştı.

Kimse Subaru'ya bir şey sormamıştı.

Şimdi iyi olup olmadığını, depresyonunun geçip geçmediğini ya da olağan sorulardan hiçbirini.

Morali bozuktu, yaralıydı ve bir daha asla iyi olup olamayacağını bilmiyordu. Onlar, Subaru'nun duygularını sormaya gerek duymadan anlamışlardı.

Subaru: "Teşekkür ederim, Emilia―― Beni kurtarmaya geldiğin için."

Emilia: "Hımm."

Subaru: "Hepinize teşekkür ederim―― Bizi kurtarmaya geldiğiniz için."

Subaru, sınırı aşıp ona ve diğerlerine yardım etmek için Vollachia İmparatorluğu'nun katliam diyarına adım atan Emilia'ya ve herkese minnettarlığını sundu.

Herkes Subaru'nun teşekkürlerine kendi yöntemleriyle karşılık verdi――

***

Subaru: "――――"

Kaybettiği bazı şeyler vardı.

Parmaklarının arasından kayıp giden, erişemeyeceği bir yere doğru yok olan şeylerdi.

Bu, kendine özgü, kendine sadık yaşam tarzıydı. Ne o, ne de başka hiçbir şey, Subaru'nun veya başkasının istediği gibi gitmemişti. Son ana kadar, her olası şekilde.

Belki de bu yüzdendi, onca pişmanlığına rağmen――

Subaru: "――Şu an, gülümseyen yüzünden başka hiçbir şey gelmiyor aklıma."

Onun için yas tuttu; korkusuz ve gururlu benliğini Subaru'nun anılarına kazımış olan o kadın için.

Bu, Natsuki Subaru'nun onun için yas tutma biçimiydi; son anlarını kendisiyle sohbet ederek geçiren kişiye duyduğu içten şükran ve takdirin bir karışımıydı. Ve――

Subaru: "――――"

Yanında duran yoldaşlarla kutsanmış olsa da, Subaru'nun aklı, Krallık'a doğru ilerleyen diğer ejderha arabasındaydı―― merhum Priscilla'nın kampı ve geride kalanlar.

O arabada giden Roswaal, muhtemelen Priscilla'nın elindeki Barielle Bölgesi'nin geleceği hakkında danışmanlık sağlarken, Subaru'nun zihni bambaşka bir konuya odaklanmıştı. Bu konu da şuydu――

Subaru: "――Al."

Priscilla'nın son anlarında yanında olan, onu sonuna kadar kucaklayan Al.

Subaru Sparka ile meşgulken, Abel ise kız kardeşinin anısını onurlandırmak için kendini işine atarken, birçok kişi Priscilla'nın yokluğunun bıraktığı boşluğu doldurmaya çalışıyordu. Ancak Al, sürekli odasına kapanmıştı.

Kaybıyla öyle yıkılmıştı ki, adeta yok olup gidecek gibiydi. Şimdi ise Krallık'a geri dönüyordu.

Al'ın Krallık'a dönmesinin nedeni şuydu――

Al: "――Abi, senden bir ricam var. Bir şeye kulak misafiri oldum da. Bilge'nin Kulesi hakkında. O Kule'de, ölülerin kayıtları okunabiliyormuş ve benim de okumak istediğim bir kitap var."

Subaru: "...Priscilla'nın Ölüler Kitabı."

Subaru ikilemde kaldı. O Kitabı elde etmek, o kadar asilce aramızdan ayrılmış olan Priscilla'nın dileklerini çiğnemek anlamına gelir miydi?

Yine de, Al ve Priscilla'nın vedasına tanık olmuş ve Al için ardından gelen umutsuzluğu bilince, Subaru ona yardım etmek istedi. Ve böylece――

Subaru: "Tekrar yardımını istesem sorun olur mu, Shaula?"

Kum denizinin kenarındaki o Kule'ye bir kez daha hac yolculuğu yapmak, Subaru'nun Ölümle Dönüş'e güvenmeden Al'a destek olabileceğini hissettiği tek yoldu.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.