Subaru'nun bilinci, kara gölgenin hüküm sürdüğü o diyara bir kez daha çekildi.
Hiçbir şey yoktu. Sadece bilinci uzayda asılı kalmış gibiydi; Subaru, varlığını belli belirsiz idrak etti.
Kimse yoktu. Hiçbir şey yoktu. Başlangıç da yoktu, son da. Tamamen varoluşun silindiği bir dünyaydı bu.
Subaru, kendini gece vakti denize atılmış gibi hissetti. Zihnini, bu gelgitli hisle birlikte sürüklenmeye bıraktı.
Birdenbire, bu karanlık dünyada bir değişim belirdi.
Tam önünde, Subaru'nun zihninin karşısında biri duruyordu.
Gölge dikeyde yükseldi. O farkına bile varmadan, Subaru'nun karşısında insana benzer bir silüet belirmişti.
Yüzünü seçemiyordu. Şekli belirsizdi, ama belli belirsiz bir kadına ait olduğunu hissetti.
Gölge titredi ve yavaşça bir el uzattı.
Nedense, parmakları zihnine nazikçe dokunduğunda Subaru ağlamak istedi. Üzerine çöken bu garip duygu dalgası, sanki hep onun bu dokunuşunu beklemiş olduğunu fısıldıyordu.
Kıvranan gölgenin onu kucaklaması, bütün olarak yutması için içgüdüsel bir arzu duydu—ve sonra durdu. Bir şey onu engellemişti.
Subaru'nun zihni, arkadan uzanan beyaz parmaklarıyla onu kucaklayan başka bir gölgenin varlığını fark etti.
Dokunuşu yumuşaktı; sadece ılık değil, adeta yakıcı bir sıcaktı.
Subaru o sıcaklığı anlık hissettiği anda, önündeki gölge hızla solup gitti.
Önüne döndü. Kalbi titredi. Vahşice bağırdı. Ama yokluk dünyasında sesin zerresi yoktu.
Gölge uzaklaşırken, solup giderken, o geride kalakaldı.
Sonunda, neredeyse gözyaşları içinde olan Subaru'ya doğru, gölge parmaklarını sakince uzattı.
"—seviyorum."
Duyamadığı o kelimeler bile silinip gitti ve dünya parçalandı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.