Sesler uzaklardan, çok uzaklardan yankılanıyordu.
Tanımlayamadığı seslerdi bunlar. Erkek mi, kadın mı, genç mi, yaşlı mı? Üstünden mi geliyordu, altından mı? Söyleyemezdi. Kimi zaman bir savaş narası gibiydi. Sonra yaslı bir ağıta dönüştü. Bir çığlık, bir hıçkırık, öfke dolu bir kükreme, kesik kesik bir feryat.
Tüm bu sesler, şelale gibi üzerine yağıyor, dev bir dalga gibi çarpıyor, kaçışı olmayan bir girdap gibi etrafında dönüyordu. Sanki uzun zaman sonra nihayet karşılaştığı biri, yıllardır içinde tuttuklarını bir bir döküyordu.
Ve bu bitmek bilmez sesler sağanağının içinde yutulmuş, nerede olduğunu dahi unutmuştu.
Eller, bacaklar, baş, kalça, göğüs, sırt—hepsi birbirine karışmıştı. Seslerin o muazzam akıntısında, benlik duyu yavaş yavaş eriyor, şeklini kaybediyordu. Belirsizleşiyor, solup dağılıyor, ta ki geriye sadece sayısız ses kalana dek.
Sesler karardı, durgunlaştı; kimliğini parçalamaya, onu küçültüp tüketmeye niyetlenmişti. Bu karanlığa direnemeden batıyordu. Ama tam da merhametli bir yok oluşa teslim olmak üzereyken, özünde çözülmez bir şekilde bağlı, etrafındaki bu durgunluğu reddeden bir iplik olduğunu fark etti.
İçinin derinliklerinde kıvranan bir şey vardı; o siyah durgunlukla savaşmayı reddeden bir iplik. İki güç de benliğinin sahipliğini iddia ediyor, birbirleriyle dövüşüyor, her biri onu çalmaya, diğerini yok etmeye çalışıyordu.
Ve sonra nihayet… nihayet—
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.