—Biz engel miydik, değil mi?! Ablamla ben, onun mutlu olmasına engel miydik, değil mi?!
On yıldır Garfiel'in içinde birikmiş hisler, işte böyle boşalıyordu.
—Anladım, elbette anladım! Ablamla beni terk etti. Değil mi?! İstenmeyen çocuklardık, üstelik melez. Dışarıda daha iyi bir hayata kavuşmasına elbette engel olacaktık! Bizi terk etmesinde ne var ki… Hiçbir konuda haksız değildi…!
Sesindeki titremeyi gizleyemese de, en azından gözlerindeki titremeyi saklamaya çalıştı, elleriyle yüzünü kapattı.
—Elbette terk etti bizi. Bu yüzden anneme kin beslemiyorum… Elbette terk etti. Ablamla ben engel oluyorduk, o da dışarıya mutlu olmaya gitti!!
O gün, henüz çok küçükken, Garfiel annesinin onları Kutsal Alan'da bırakıp gidişini izledi.
Ve sonra, Sınav'a girdiğinde, Garfiel annesinin onları bir kez daha terk ettiğini gördü.
Garfiel annesi tarafından iki kez terk edilmişti. Genç kalbindeki çatlaklar için onu kim suçlayabilirdi ki?
Ama Garfiel'i asıl çaresiz bırakan, annesinin onu terk edişini görmek değildi.
—Ama gördüm. Büyükanne'ye söylemeden mezara girdiğimde gördüm… Bizi terk eden annem… gider gitmez, bir toprak kaymasına yakalandı ve sonra…!
—!
—Ablam bilmiyor… Ablam hâlâ annemin uzaklarda bir yerde yaşadığına inanıyor… Ama bu doğru değil! Bizi terk ettikten hemen sonra, annem… öldü!!
Garfiel, gözleriyle gördüğü o parçalı gerçeği, ağlamaklı bir sesle haykırdı.
Bu acımasız gerçek, zaten bilen Subaru'ya ve bilmeyen Emilia'ya tokat gibi çarptı.
—Öldü… hiç mutlu olamadı ki…
Garfiel, yüzünü avuçlarıyla kapalı tutarak, hıçkıra hıçkıra ağlamaya devam etti:
—Neden? Mutlu olmak için mi gitmemişti dış dünyaya?
Subaru yanıt vermedi.
—Bizi terk etmemiş miydi, mutlu olup gitsin diye?
Emilia yanıt vermedi.
—Eğer bizi terk edip, hiç mutlu olamadan hemen ölecek idiyse, o zaman…
Garfiel, yanıtlayamayacak bir çifte, cevapsız sorular fırlatmaya devam etti.
Bu, muhtemelen Garfiel'in kalbinin derinliklerinde yankılanan, durmadan sorduğu bir soruydu—
—Bizi terk etmesinin getirdiği yalnızlık ve hüzünle ne yapmalıyız ki…?
—O on yıl boyunca, bu sorunun yanıtını aramış, ama bulamamıştı.
—Annemin mutlu olmasını istiyordum…!
Ağlamaklı sesine tüm gücünü kattı. Ellerini yüzünden çekerken, Garfiel'in köpek dişleri gıcırdadı.
Dişlerini çatlayacakmış gibi sıktı, paramparça dudaklarından kan damlarken uludu.
—Bu hüzün! Terk edilmenin yalnızlığı! Eğer bunlar onu mutlu edecekse, bir anlamı olduğuna inanmak istedim! Annemin benden nefret etmesini istedim…!!
Annesine duyduğu hislerin gidecek başka yeri kalmamıştı. Garfiel kalbini Kutsal Alan'ın içine hapsetmişti. Çarpacak hiçbir şey bulamayan vahşi duyguları, bir alev gibi yanmaya devam etmiş, ruhunu yakıt olarak tüketmişti.
İçten içe yanan kalbinin alevleri arasında, Garfiel kendine yemin etti.
—Artık kimsenin gitmesine izin vermeyeceğim.
Sesi titriyordu.
Öfke, hüzün ve şiddetli duyguların kalıntıları, o an hâlâ yanan bir ateş oluşturuyordu.
—Sadece değişmek mutlu olmak anlamına gelmez. Etrafta bunu yapamayan bir sürü insan var! Onlar ne yapacak?! Başkaları mutlu olsun diye kurban mı olsunlar, tüm hüznü üstlensinler mi? Hepsi ablamla benim gibi mi değişmeli?!
Garfiel iki kolunu da açtı, dış dünyadan izole Kutsal Alan'ı kendi omuzlarına yüklendi.
—Ben, koruyacağım—
İki ayağıyla güçlüce yere basarak, Garfiel ulumayı kesti ve sözlerini sakin bir şekilde dile getirdi.
—Koruyacağım. Ellerimin uzandığı her şeyi koruyacağım. Koruyacağım, koruyacağım, onları koruyacağım… Başka kimseyi kaybetmeyeceğim… Annemin yaşadıklarını kimsenin yaşamasına izin vermeyeceğim…
Garfiel'in kalbini titreten öfke değildi. Hüzün de değildi.
On yıllık azim, on yıllık kararlılık, on yıllık arzular: Garfiel'in haykırışına sinen bunlardı.
—Ben bariyer olacağım!! İçeriyi dışarıdan ayıran gerçek bir bariyer!!
—Garfiel!!
—Bu yüzden! Koruyacağım! Kutsal Alan'daki herkesi koruyacağım! Büyükanne'yi koruyacağım! Bunu yapabilecek tek kişi benim! Bilen tek kişi benim! Bilmesi gereken tek kişi benim!!
Kan tükürerek güçlü bir haykırış yükselten Garfiel, büyük bir sıçrayışla geriye atıldı. Taş merdivenleri tırmanmaktan vazgeçip, çimenlik alanın ortasına dört ayak üzerine indi.
Bir ürperişle, vücudundaki her kıl dikildi. Subaru, ne yapmaya niyetlendiğini avucunun içi gibi anladı.
—Subaru.
—Sorun değil, Emilia.
Emilia ona seslendiğinde, Subaru başını salladı, tek başına taş merdivenlerden inerek çimenlik alana doğru döndü.
Batan güneşin rengine boyanmış o çimenlik alanda, Subaru yavaş yavaş dönüşen Garfiel ile karşı karşıya geldi.
—Sen cahil, kalın kafalı bir piçsin.
Garfiel artık sözlerle durdurulamazdı. Geriye tek bir şey kalmıştı.
—Seni yere serip aklına sokacağım. —Ne kadar iyi kalpli ve gerçekten aptal bir herif olduğunu!!
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.