Fran derin bir uykudaydı. Hiç içki içmemişti ama bugün birbiri ardına zorlu savaşlara girmişti. İblis gerçekten güçlüydü; dürüst olmak gerekirse bir ara kaybedeceğimizi sanmıştım. Bir İblis’e karşı savaşıp kazandığımızı düşünmek bile inanılmaz... Daha birkaç ay öncesine kadar sıradan bir işte çalışan o adamın, şimdi bir büyü kılıcı formunda İblis katletmesi... İnanılır gibi değil.
Bir kılıç olarak yeniden doğalı az bir zaman, sadece birkaç ay geçmişti. Canavar öldürmekle uğraşınca zaman su gibi akıp gidiyordu. Önce bir gulyabaniyle dövüştüm, sonra küçük bir kanatlı ejder, balçıklar, kılıç dişli kaplanlar ve büyük gulyabaniler geldi.
Eğer bu dünyaya bir insan olarak gelseydim, gördüğüm ilk gulyabani işimi bitirirdi. Başlangıçta kılıç olduğum gerçeği beni sarsmış olsa da şimdi bunun o kadar da kötü bir anlaşma olmadığını düşünüyordum. Büyülerim ve yeteneklerimle, Dünya’daki masal kitaplarında anlatılan o kudretli güçlerden biriydim artık.
Sonra Fran ile tanıştım. Karşılaşalı sadece beş gün olduğuna inanmak güçtü. Bu kadar kısa sürede birbirimize çok bağlanmıştık. Onu kölelikten kurtardım, o da beni o büyülü ormandan çıkardı. Bir maceracı oldu, bir sürü ilginç insanla tanıştı, koca bir gulyabani sürüsüyle savaştı ve tek başına bir büyük gulyabani zindanı fethetti. Tüm bunların üstüne bir de İblis ve zindan ustasıyla ölümüne bir kavgaya tutuştu. Bunca şeyden sonra bu kadar yakınlaşmamız işten bile değildi.
Bir kılıç olarak bunu söylemem garip kaçabilir ama şu son beş günde kendimi, önceki hayatımın tamamından daha canlı hissettim.
Hmm...
Fran?
Uykusunda öbür tarafına döndü. Telekinezi yeteneğimi kullanarak battaniyesini üzerine güzelce örttüm.
Uyurken ne kadar da masum görünüyordu. Hayır, niyetim bozuk falan değil. Yanlış anlamayın, Fran elbette çok şirindi. Siyah saçları, beyaz teni ve tüylü kulaklarıyla onu sevimli bulmamak elde değildi.
Ancak ben ona bir ebeveynin hissettiği türden bir şefkat duyuyordum. İçimdeki uyuyan babalık içgüdüsü mü uyanmıştı yoksa her kılıç kullanıcısına karşı böyle mi hissediyordu, emin değildim. Huzurlu yüzüne baktıkça onu koruma arzum daha da artıyordu.
Beş gün...
Sadece beş gün olmuştu ama Fran’ı yalnız bırakma düşüncesine bile katlanamıyordum. Biri çıkıp beni Dünya’ya geri göndermeyi teklif etse arkama bakmadan reddederdim. Birkaç ay önce yeniden doğduktan ve beş gün önce Fran’la tanıştıktan sonra vardığım kesin karar buydu.
Bu fantastik dünya...
Pencereden dışarıya, gece gökyüzüne baktım. Devasa gümüşi hilalin etrafı dört küçük ayla çevriliydi. Manzarayı izledikçe, bu fantastik dünyanın artık benim gerçeğim olduğu zihnime daha çok kazınıyordu.
Madem öyle, kemerleri bağlayıp tadını çıkarmaktan başka çare yoktu.
Bakalım bu dünya bize daha neler sunacak...
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.