"Kendini savunmak için söyleyecek bir sözün var mı?" diye hesap sordu Elma.
"Üzgünüm," dedim.
"Usta Hiro..." Mimi iç çekti.
"Gerçekten çok, ama çok üzgünüm."
İki saat sonra, Krishna'nın yemek salonunda dizlerimin üzerine çökmüş durumdayım. Yanlış anlaşılmasın; görevimi gayet güzel yerine getirdim. Vallahi yaptım! Sadece... Elma ile Mimi geminin bakımı ve ikmaliyle ilgilenirken, ben galaktik polisin merkezine gitmiştim. Bizi bizzat Teğmen Serena karşıladı, ele geçirdiğimiz kara kutuları ve depoları teslim aldı. Sonra da ödülümü aldım. Kusursuz bir iş, değil mi?
Maalesef değil. Meğer bu olaya kazara dahil olmamız bizi resmen savaşın ortasına sürüklemiş. Raporumuzu loncaya teslim ettiğimiz an, Krishna ve mürettebatı resmi olarak orduya katılmış sayılmış.
Hiç de beklediğim gibi bir olay örgüsü değildi. Fakat Teğmen Serena, bu savaşta bizim gibi bir gücün çok değerli bir koz olacağını iddia edip durdu. Ona sıradan bir paralı asker olduğumu söylesem de ısrarından vazgeçmedi. Beni gözünde çok büyüttüğünü, aradığı türden bir paralı asker olmadığımı anlatmaya çalıştım ama bu konuda hiçbir söz hakkım olmadığını açıkça belirtti.
"İşte şu anki durumumuz tam olarak bundan ibaret," dedim.
"Görünüşe göre kadın seni avucunun içinde oynatmış," dedi Elma.
"Usta Hiro..." dedi Mimi.
"Ne kadar özür dilesem az." Bakışlarının altında ezim ezim eziliyordum. Kafamı neredeyse yere değecek kadar eğdim ama bu hareketim bile beni bu suçluluktan kurtarmaya yetmeyecekti.
"Neyse, neyse." Elma derin bir iç çekti. "Kaptan sensin. Bize danışmadan iş kabul edebilirsin."
"Haklı. Sen bizim kaptanımızsın," diye ekledi Mimi.
"Beni affettiğiniz için teşekkür ederim!" diyerek tekrar eğildim.
"Yine de bu hatanı telafi edebilirsin," dedi Elma. "Mesela bize güzel bir prim versen kimse seni suçlamaz."
"Prim mi? Ama zaten hak ettiğimden çok daha fazlasını alıyorum," diyerek itiraz etti Mimi.
"Şşşt!" diye tısladı Elma. "Fırsatını buldun mu kaçırmayacaksın. Kaptan, göster bakalım ne kadar cömert olabiliyorsan."
"Bunu enine boyuna düşüneceğim," diye söz verdim.
"İşte böyle Mimi," dedi Elma. "Kendisi de dünden razı."
"E-emin misiniz...?" Mimi bu fikirden hâlâ pek hoşnut görünmüyordu. Yine de kendimi çok kötü hissediyordum. Belki de kendimi affettirmek için Lezzet Marketi'ne gidip çok özel yiyecekler ve içkiler alabilirdim.
"Eee," diye devam etti Elma, "şimdi bir şeyler olana kadar burada öylece bekleyecek miyiz?"
"Aşağı yukarı öyle," dedim. "Şimdilik savaşa girmememizi söyledi."
"Bekleme ücreti ödeyecekler, değil mi?"
"Onların hepsini pazarlık ettim, merak etme. Günlük 50.000 Ener alacağız."
"Sadece beklemek için elli bin mi? İnanılmaz." Mimi duyduğu rakam karşısında şaşkınlıktan donakaldı.
Elma omuz silkti. "Bana gayet makul geldi."
Kelle avcılığından kazandığımız 200.000 Ener ile kıyaslandığında 50.000 o kadar da büyük bir para değildi. Ama hey, kendimizi tehlikeye atmadan, oturduğumuz yerden güzel bir meblağ kazanmak da hiç fena sayılmazdı. İmparatorluk'un talebini kabul edip hazırda beklemeyi göze almak için yeterli bir sebepti.
"Bu arada, beklerken alkol almamızı istemiyor," diye ekledim.
"Hayııır!" diye feryat etti Elma ama ben bu konuda hak veriyordum. Bizi ne zaman savaşa çağıracakları hiç belli olmazdı. Çağrı geldiğinde kafamız güzel olursa sonumuz gelirdi.
"Alkol almadığın her gün için cebine fazladan 1.500 Ener kalacak Elma, öyle düşün," dedi Mimi.
"Evet, evet..."
"Bir de şöyle bak: İçki içmediğin her gün, gelecekteki içkilerin için 1.500 Ener kaydetmiş oluyorsun!" diye şansını denedi Mimi.
"Evet!" Zavallı küçük uzay elfinin uzun kulakları heyecanla seğirdi. Günlük 150.000 yen değerinde içki parasını biriktirmek, bu işe meraklı biri için muazzam bir miktardı.
"Mimi, sen bir dahisin!" dedi Elma.
"Kıkır!"
Belki de Mimi'nin insanları neşelendirme konusunda özel bir yeteneği vardı? Hayır, belkisi fazla; kesinlikle vardı. Onunla olmak beni her gün neşelendiriyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.