Kıyıya Vuran Sırlar

Hakurai hayatında daha önce hiç böyle bir şeye şahit olmamıştı. Burunun üzerinde dikilmiş, şaşkınlık içinde denizi seyrediyordu. Derken derinlerden yükselen bir kükrer duyuldu ve anlık bir süre içinde, denizin yüzeyinden simsiyah sular fışkırmaya başladı.

Bu bir patlama mıydı?

Yüzü kireç gibi olan Hakurai, telaşla kumsala doğru koştu. Ishiha ile Ayura’nın denize açılmış olacağına pek ihtimal vermiyordu ama yine de bu düşünce sırtından soğuk ter süzülmesine yetmişti. Sahile vardığında, ikisinin de ağzı açık bir şekilde kıyıdan fışkıran suları izlediğini gördü. Üzerine büyük bir rahatlama çöktü.

Mavi tanrı bir şey mi yapmıştı?

Tanrının son zamanlarda ölülerin bedenlerini yiyip yuttuğunu biliyordu. Yaralarını iyileştirmek için denizde sürüklenen cesetlerle besleniyordu. Bu yüzden artık bu sahile vuran hiçbir ölü olmuyordu.

Yaşananlar bununla mı ilgiliydi, yoksa tamamen başka bir doğa olayı mıydı?

Natari ve diğer deniz kırlangıçları da toplanmaya başladı. Bu özel kumsal ada sakinleri tarafından kullanılmadığı için burada rahatça kalabiliyorlardı. Şu anda da buraya gelecek bir ada sakini yok gibi görünüyordu. Muhtemear diğer plajlarda veya limanlarda toplanmış, büyük bir gürültü koparıyorlardı.

Grup, bir süre öylece dikilip uzaktaki patlamayı izledi. Suların fışkırması kah şiddetleniyor kah duruluyordu ancak dinecek gibi de durmuyordu. Çok geçmeden, üzerinde alçak ve yoğun bulutlar birikti. Havada tuhaf, ılık bir rüzgar esiyordu. Bu ürpertici manzara karşısında herkesin dili tutulmuştu.

Birden Hakurai, denizin gönderdiği rüzgardan bambaşka, tek bir esinti hissetti. İncecik ve ferahlatıcı bir esintiydi bu; ama böyle bir esintinin hiçbir zaman hayra alamet olmadığını çok iyi biliyordu.

Bu rüzgar kayalık uçurumdan gelmişti. Gözlerini oraya çevirdiğinde, kayaların arasında soluk bir el gördü. Üzerinde karmaşık çiçek desenleri olan uçuk sarı bir yen gözüne çarptı. Genç bir kadının eline benziyordu ama yaşayan birine ait olmadığı da gün gibi ortadaydı.

Soluk el, onu yanına çağırıyordu. Normal şartlarda bunu görmezden gelirdi fakat bu kez içgüdüsel olarak adımlarını o tarafa doğru atmaya başladı.

El, suyu işaret ediyordu. Kıyıdaki kayalık alanın önünde küçük bir gölet oluşmuştu. Deniz yosunları ve diğer kalıntılar sık sık bu kayalara takılır, sular çekildiğinde ise balıklar bu sığlıkta mahsur kalırdı. Hakurai, elin işaret ettiği yere baktı. Orada, suyun üzerinde bir sağa bir sola sallanarak yüzen birini gördü. Aslında orada üç kişi vardı.

Hakurai ilk başta onların patlamaya yakalanıp kıyıya vuran balıkçılar olduğunu düşündü ama üstlerindekileri görünce yanıldığını anladı. İçlerinden biri yerliye benziyordu fakat diğer ikisi imparatorluk görevlileri gibi giyinmişti. Hatta biri tanıdık geliyordu. Onu daha önce bir yerde gördüğünü hissetti; belki de Ga Eyaleti'nde?

Daha ne olduğunu anlayamadan, soluk el gözden kayboldu.

Hakurai’yi takip eden Ishiha da adamın baktığı gölete doğru göz ucuyla süzdü. “Burada insanlar var!” diye bağırdı.

Diğer deniz kırlangıçları hemen oraya koştu. Hiç tereddüt etmeden suya girip doğrudan kıyıya vuran üç adama doğru ilerlediler.

“Hâlâ nefes alıyorlar,” dedi içlerinden biri. Bu şaşılacak bir durum değildi; eğer ölmüş olsalardı, mavi tanrı onları çoktan yutmuş olurdu.

Dalgalar Hakurai’nin ayaklarına çarpıyordu. Kayaların arasına sıkışmış başka bir şey daha vardı. İlk önce bunun bir tekneden kopan odun parçası olduğunu sandı ama olması imkansızdı.

Simsiyahtı. Siyah bir kılıç.

Hakurai kılıcı eline aldı ve tam o an, denizin bir kez daha şiddetle fışkırdığını duydu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.