Nehrin Fısıltısı

İmparatorluk başkentinin doğu sınırında, tatlı tepelerin arasından süzülen küçük bir derenin yatağı uzanıyordu. Yazın gür ve yemyeşil olan bu dere yatağı, şimdilerde kuruyup gitmişti. Hakurai, diz boyuna ulaşan kuru otların arasında yolunu açmaya çalışırken arada bir arkasına, geldiği yöne bakıyordu. İnjo ise gözlerini kocaman açmış, etrafı merakla inceleyerek hemen arkasından koşturuyordu. Hakurai, bu manzaranın kızın ilgisini neden bu kadar çektiğini bir türlü anlayamamıştı. Sonuçta çevrelerinde uçsuz bucaksız otlardan ve tepelerinde uzanan gökyüzünden başka hiçbir şey yoktu.

İnjo birden durdu ve sağ tarafı işaret etti. "Şurada bir şey var."

Hakurai kızın gösterdiği yöne baktı. Kahverengi bir tavşan kafasını kaldırmış, onlara bakıyordu.

"Tavşan o."

"Ooo."

Hakurai, "Yemek ister misin?" diye sordu.

"Efendim?" İnjo şaşkınlıkla gözlerini açıp Hakurai'ye baktı. Kızın böyle tepkiler vermesi nadir bir durum olduğundan, Hakurai bunu biraz eğlenceli bulmuştu. "Sen... Bunları yiyor musun gerçekten?"

"Pazarlarda sürüsüyle satılıyor. Tezgahlarda asılı durduklarını görmüş olmalısın."

Satılan etle şu an karşısında duran canlı tavşan arasında bir türlü bağ kuramamış gibi, sadece merakla gözlerini kırpıştırdı.

Hakurai sessizce yürümeye devam etti. Suyun kenarına vardıklarında yüzlerine buz gibi bir rüzgar çarptı. Bir süredir sağanak yağış olmadığından, nehrin suyu yukarıdan gelen tortulardan arınmış, berrak bir şekilde akıyordu.

İnjo dizlerinin üzerine çöküp elini suya daldırdı. "Çok soğuk."

Hakurai içinden, "E, herhalde," diye geçirdi.

Havanın ne kadar ayaz olduğundan şikayet etmesine rağmen İnjo elini sudan çıkarmadı, öylece hareketsiz kaldı. Ne eline bakıyordu ne de nehirdeki bir şeye. Boş gözlerle uzaklara dalıp gitmişti.

Nihayet sudan yükselen o soğuk esinti canını yakmış olacak ki elini dışarı çekti. Teninin rengi kırmızıya dönmüştü.

Hakurai göğüs cebinden bir mendil çıkarıp kızın elini kuruladı. Parmak uçları buz gibiydi. Kaşlarını çatarak ısınması için ellerini mendille ovuşturmaya başladı.

"Elini suya sokmadan da gök tanrının sesini duyamıyor musun? Sahildeyken deniz kabuğundan da duyabiliyordun ya."

İnjo ellerini ısıtmak için parmaklarını sıkıp gevşetti. "Yine duyabiliyorum ama o kadar net olmuyor." Sonra gözlerini Hakurai'ye dikti. "Ama sen o sesi dinlememi istiyorsun, değil mi?"

Hakurai sustu. Kıza gök tanrının sesine kulak vermesini söyleyen kendisiydi. Onu ailesinden satın alırken görevinin bu olduğunu belirtmişti.

"Peki, gök tanrı ne dedi?"

Hakurai bu soruyu sorarken aklından bir düşünce geçti. Kız, bu sesi dinlemek zorunda olduğunu söylemek yerine, Hakurai'nin bunu istediğini dile getirmişti. Bu durum, Hakurai'ye göre kızın düşünce yapısındaki bir değişimin işaretiydi.

"Şey..." diye söze başladı İnjo.

Hakurai, gök tanrının mesajını İnjo'nun ağzından duyduğu an nefesi boğazına tıkandı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.