Güneş göğün en tepesinde tüm ihtişamıyla parlarken, Koshun, Kajo’yu ziyaret etmek üzere yola koyuldu. İsyanın üzerinden henüz birkaç gün geçmişti ama iç saray o huzurlu sükûnetine çoktan bürünmüştü bile.
Eno Sarayı’na vardığında, Kajo’yu bir sedire uzanmış halde buldu.
“Ah, haşmetmeapları.”
Kajo ayağa kalkmaya yeltendi ama Koshun elini kaldırarak onu durdurdu.
“Kımıldama, öylece kal,” dedi. “Bacağın nasıl oldu?”
“Artık hiç ağrım yok. Herkes üzerime o kadar titriyor ki böyle hareketsiz yatıp duruyorum ama doğrusunu isterseniz canım çok sıkılıyor.”
Kajo, nedimelerinin yardımıyla yavaşça doğrularak Koshun’a döndü. “Bu kez büyük bir basiretsizlik ettim. Bir kargaşa çıkmadan önce araya girip iki çift laf edeyim demiştim ama meğer ateşi körükleyen ben olmuşum,” diye itiraf etti. “Gerçekten çok utanıyorum. En başından nedimelerime sakin kalmalarını tembihlemeliydim…”
“Seni kurnazca kullandılar. Zaten bir fırsat kolluyorlardı. Nedimelerinden biri itirazını dile getirince, bir diğeri bu durumu ortalığı kızıştırmak için bir fırsat bildi.”
“Nasıl yani…?”
“Oradaki yaşlı nedimeyi görmüşsündür. Turna Eş’in uzun süredir hizmetinde olan Kitsu Rokujo adında bir kadın.”
“Ah, evet.” Kajo, kimden bahsedildiğini anımsamaya çalışarak uzaklara daldı. “Doğru. İlk konuşan genç bir kadındı ama sonra yaşlı olanı ortaya atılıp Kara Cübbeli Niangniang ile alay ettiğim için beni aşağıladı. Ondan sonra diğer nedimeler de ona uydu.”
“Kitsu Rokujo başnedimeydi, bu yüzden diğer kadınların gözünde sözleri genç Turna Eş’inkinden bile daha ağırlıklıydı. Onları teskin edip dizginleyebilecek tek kişi oydu ama tam tersine, kargaşayı bizzat kışkırtıp alevlendiren o oldu.”
“Peki, şimdi nerede…?”
“Dizgin Evi daha soruşturmaya bile fırsat bulamadan canına kıymış,” diye açıkladı Koshun. “Geride tüm suçun kendisinde olduğunu belirten bir not bırakmış.”
Kajo’nun kaşları hüzünle büküldü, yüzüne kederli bir ifade yerleşti. “Yani sahte tılsımlardan da mı o sorumluydu?”
“Notunda öyle yazmış. Kara Cübbeli Niangniang’a daha fazla mürit kazandırmak için bunu yaptığını, cebini doldurmak ya da kaos çıkarmak gibi bir niyeti olmadığını iddia etmiş. Tılsımın üzerindeki yazıyı bir başka nedimenin tılsımından kopyaladığını ve bir hademeye iç saraydaki insanlara bunları satması için baskı yapması talimatını verdiğini söylemiş.”
Ancak Jusetsu’nun Dizgin Evi’nin soruşturmalarına verdiği ifadeye göre, sahte şans tılsımlarındaki yazı, daha önce gördüğü Hakurai’nin yazısıyla birebir aynıydı. Yani sahte tılsımlar kesinlikle ondan çıkmıştı. Kitsu Rokujo ise bunları teslim alıp iç sarayda elden ele yaymıştı. Üstelik Jusetsu’yu Samon Sarayı’na çağırmak için elçilik yapan nedime de yine oydu.
Her iki hikâye de komplonun merkezinde Choyo’nun olduğunu açıkça gösteriyordu; fakat Kitsu Rokujo tüm suçu üstlenmiş ve ölmüştü. Şimdi o da aradan çekildiğine göre, Choyo ile olan olası bağları araştırmak imkânsızlaşmıştı.
Belli ki bir karışıklık çıkması durumunda birinin elebaşı olarak idam edileceği önceden kestirilmiş ve suçun kimin üzerine kalacağı çoktan kararlaştırılmıştı. Hatta o kadar titiz davranmışlardı ki kadının içmesi için zehir bile tedarik edilmiş, bırakacağı not önceden ayarlanmıştı.
Kajo, “Kuzgun Eş nasıl?” diye sordu.
“Yamei Sarayı’na çekildi, kimseyle görüşmüyor.”
“Ah…” Kajo’nun bakışlarından şefkat okunuyordu. “Sanki onun bir suçu varmış gibi.”
Haklıydı; üstelik Jusetsu’nun Koshun’un emirlerine uymasına bile gerek yoktu. Buna rağmen, nifak tohumlarını ekenin kendisi olduğunu söyleyerek sarayına kapanmayı tercih etmişti.
Elden ne gelirdi ki?
Ateşi körükleyen Kitsu Rokujo bile isyanın bu boyuta ulaşacağını tahmin edemezdi. Asıl mesele, Kuzgun Eş’in varlığının ta kendisiydi. Onun doğası ve yardım isteyenleri geri çevirememesi, bu cinnet halini beslemişti.
Choyo’nun itirazları Koshun’un zihninde yankılanıyordu. O adamın parmağı olmasa bile, er ya da geç böyle bir hadisenin yaşanacağı aşikârdı. Choyo, bunu Koshun’a kanıtlamakta hiç vakit kaybetmemişti. Bu kargaşanın kendisi, bir uyarı niteliğindeydi.
Eğer bu seferlik bu kadar ileri gittilerse, ya Kuzgun Eş’in önceki hanedandan sağ kalan son kişi olduğu gerçeğini kendi çıkarlarına kullanmaya kalkarlarsa ne olacaktı? Koshun şimdi bir hamle yapmazsa, gelecekte çok daha korkunç bir fırtına kopabilirdi. Choyo’nun üstü kapalı bir şekilde ona aşıladığı korku tam olarak buydu.
“Peki ya Turna Eş? O ne durumda?”
“Yani, fiziksel bir yarası yok ama…” Koshun cümlesini bitiremedi.
“Pek iyi değil, öyle değil mi?”
“Evet… Bir süredir böyle. Bayağıdır acı çekiyor. Kitsu Rokujo’nun ölümü de tuzu biberi oldu sanırım.”
Kajo, “Hakkaku Sarayı’ndakileri nasıl cezalandıracaksınız?” diye sordu.
“Henüz belli değil. Kitsu Rokujo suçu üstlenip öldüğü için, Turna Eş ve nedimeleri hakkında ne yapacağımızı hâlâ tartışıyoruz.”
Kajo, “Cezaya karar vermeden önce biraz beklemek iyi bir fikir olabilir,” diye önerdi.
“Neden böyle düşünüyorsun?”
“Çünkü bir af çıkarmanız gerekebilir.”
Koshun bu sözlere kuşkuyla yaklaştı ama Kajo ona sadece belli belirsiz bir gülümsemeyle karşılık verdi.
Gerçekten de kısa bir süre sonra yaşanan hayırlı bir hadise, nedimelerin bağışlanmasına vesile olacaktı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.