"Burada çalışan hizmetlilerden biri olamazdı... Bir saray hanımefendisi miydi yoksa? Hayır, sakın bana onun..." Ryo, siyah cübbeli kızın koştuğu yöne bakarak mırıldandı. Ardından yüzünü gölete dönüp bağırdı. "Ah, lanet olsun!"
Hakurai zaten çoktan gözden kaybolmuştu.
"Alçak herif..." diye söylendi Ryo. Ancak Hakurai, babasının davet ettiği bir misafir olduğu için ona karşı daha sert bir tavır takınamıyordu.
Shin ise koridordaki basamaklardan inerken tek kelime etmedi.
Hem Shin hem de Ryo, az önce yüzünü gizleyerek aniden ortaya çıkan o yabancı görünümlü adamın Hakurai olduğunun farkındaydı; fakat babalarının önünde hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranmaları gerekiyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse, babalarının ne düşündüğünü bir türlü anlayamıyorlardı. Öyle bir adamı buraya çağırmaktaki amacı ne olabilirdi? Yaklaşan tehlikeyi henüz duyu organlarıyla sezemiyorlardı.
Shin göletin kıyısında durup eğildi. Yerde bir kuş tüyü duruyordu; birkaç dakika önce orada olan siyah cübbeli kızın düşürdüğü tüyün ta kendisiydi bu. Tüy, üzerinde beyaz benekler olan kahverengi bir tüy parçasıydı. Acaba hangi kuşa aitti?
...O kesinlikle bir eş olmalıydı.
Kıyafetlerine işlenen gümüş ve altın teller, saçındaki sayısız toka ve sarkan süsler... Kıyafetlerinin ihtişamına bakılırsa sıradan bir saray hanımefendisi olması imkansızdı.
Bir eş olsa bile bu durumda tuhaf bir şeyler vardı. Yanında tek bir nedime bile olmadan neden Hakurai ile karşı karşıya gelmişti? Üstelik üzerinde kömür karası bir cübbe, solgun teniyle tezat oluşturan ve karların içinde mağrur bir edayla açan yalnız bir kamelyayı andıran o çarpıcı kırmızı dudaklarla... Ancak en dikkat çekici olan gözleriydi. Güçlü ve delici bakışlı, kuzgun karası gözleri ıslak bir obsidyen taşına benziyordu. Onlara bakmak, gecenin karanlığına dalmak gibiydi. İnsana nefes almayı unutturacak cinsten bir güzellikti bu.
Solgun güneş ışığının altında, beraberinde karanlık bir gölge taşıyan tek kişi oydu; yine de akşam çiyi ya da ay ışığında parlayan kiremitli bir çatı gibi, ışıl ışıl parlayan tek varlık da oydu. O anlarda Shin'in etrafındaki tüm renkler ve sesler silinmiş, geriye kuşku götürmez bir gerçeklikle sadece o kalmıştı.
Birisi çıkıp onun doğaüstü bir varlık ya da bir iblis olduğunu söylese, buna asla şüpheyle yaklaşmazdı. Daha önce hiç böyle bir kız görmemişti.
Tüyü yerden aldı, uzun uzun seyrettikten sonra göğüs cebine yerleştirdi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.