Cehennemin Dibindeki Tanıdık Yüz

“Ne…”

Farkında olmadan bir adım geri çekildim; az kalsın merdivenlerden aşağı yuvarlanacaktım. Eğer Hachikuji ile birbirimize dolansaydık, herhalde o kargaşada ruhlarımız falan yer değiştirirdi.

“S-senin burada ne işin var…”

Ölmüş olması gerekiyordu.

Vücudu, Yotsugi Ononoki’nin Sınırsız Kural Kitabı tarafından parçalanmıştı. Öyle bir ölümdü ki bu, yaşayanlar dünyasında etinden tek bir parça bile kalmamıştı.

Şoktan dilim tutulmuştu.

Ancak biraz düşününce, verdiğim tepki anlamsız gelmeye başladı.

Abartıyordum.

Neticede cehennemdeydik.

Evet, o ölmüştü ama ben de ölmüştüm. Burada olması gayet doğaldı; öbür dünyada tekrar karşılaşıyorduk işte.

Onun gibi bir uzmanın neden ta Avici’nin dibine kadar düştüğünü merak etmedim değil. Gaen Hanım’ın ağının bile dışında kalan bir yabancıydı sonuçta… Şahsen Kanbaru’ya, Tsukihi’ye ve Karen’a yaptıklarını düşününce, Avici’nin bile onun için fazla yumuşak kaldığını düşünmeden edemiyordum.

Peki o zaman neydi bu?

Neden bir şeyler yanlış hissettiriyordu?

Onunla yeniden bir araya gelmek, cehennemin derinliklerinde Hachikuji ile karşılaşmaktan bambaşka bir şekilde yanlış geliyordu. Yanlış, ya da bir yapboz parçasının hiç beklemediğiniz bir yere, tuhaf bir ikna edicilikle (!) cuk oturması gibi bir his…

Hayır, en nihayetinde hiçbir mantığı yoktu.

“Neden öyle bakıyorsun Araragi? Bu kadar dışa dönük olmanı takdir ediyorum doğrusu… Aramızda çok şey yaşanmış olabilir ama hepsi hayattayken oldu. Geçmişe mazi derler,” dedi Tadatsuru, gayet rahat bir tavırla.

Hatırladığım halinden çok daha farklı görünüyordu. Hayattayken aramızdaki durumun gerginliği yüzünden bende bıraktığı izlenim farklı olabilir diyordum ama cehennemin dibindeki şu anki vaziyetimiz de pek iç açıcı sayılmazdı, değil mi?

Neden böyleydi… hah.

İşte öğrenmek istediğim buydu.

Neden bu kadar alışkınmış gibi davranıyordu?

Yaşayanlar dünyasında da onunla Kita-Shirahebi Tapınağı’nda (gerçi o zaman yeni inşa edilmişti herhalde) karşı karşıya gelmiştim ama neden şu an o bağış kutusunun üzerinde otururken çok daha doğal görünüyordu? Kutunun her an parçalanacak kadar eski olduğu düşünülürse, pek de iyi bir fikir değildi ya neyse…

“Neden iyi geçinmiyoruz ki? İkimiz de cehenneme gönderildik sonuçta. Heh, ufak bir şaka sadece,” dedi, espri yapacak kadar gevşemiş bir halde.

Şaka mı? Ne demek şaka?

Bu söylediklerinin neresi şakaydı?

Ne kadarı şakaydı?

Tamam, ağzından çıkan her şey kötü bir şaka gibiydi zaten… Eskiden Oshino ve Kaiki ile aynı üniversite kulübündeydi, kim bilir, belki o da komedi yeteneğiyle kutsanmıştı.

Cehennemin ortasında onun esprilerine hiç ihtiyacım yoktu. Ancak Oshino ve Kaiki ile daha önce muhatap olmuş biri olarak, onu detaylar için sıkıştırmaktan bir kazancım olmayacağını biliyordum. Yanımda duran beşinci sınıf öğrencisine dönmek zorundaydım.

“Hey, Hachikuji.”

“Efendim Bay Aaaaagi?”

“Sade olmasını anlıyorum ama insanlara aceleyle yazılmış RPG kahraman isimleri gibi seslenmemelisin. Benim adım Araragi.”

“Üzgünüm. Dilim sürçtü.”

“Hayır, bunu mahsus yaptın…”

“Küçüklüğüme ver.”

“Ya da verme mi demeliydim?!”

“Sürçmenin sürçmesi diyelim o zaman.”

“Bunu söylerken de hiç düşünmedin değil mi?! Ama anlat bana, neler oluyor? Onun burada ne işi var? Neden Tadatsuru Teori orada? Az önce 'o' derken bu adamdan bahsetmiyordun, değil mi?”

“Hayır, hayır, haklıydınız; bahsettiğim kişi Sayın Izuko Gaen. Korkmayın, o konuda kalplerimiz birdi.”

“O zaman neden?”

Tekrar Tadatsuru’ya baktım.

Sanki konuşmamıza, daha doğrusu kafa karışıklığıma gülümsüyor gibiydi. Onu daha önce hiç böyle bir ifadeyle hatırlamıyordum.

Kaiki sadece para için hareket eden bir uzmansa, Tadatsuru’nun da sadece “estetik merak” uğruna hareket ettiği söylenebilirdi. Benim paniğimde, Hachikuji’nin soğukkanlılığında ve aramızdaki bu diyalogda bir güzellik mi buluyordu acaba?

“Gaen Hanım’ın o yüce şahsiyet olduğunu düşünmekte haklıydınız. Fakat—”

“Yine başladın şu hürmetli tavırlara.”

“O yüce şahsiyetin ulu niyetleri, daha doğrusu planları, bana şuradaki Bay Teori aracılığıyla iletildi.”

“İ-iletildi mi?”

Kulaktan kulağa oynamışlar resmen.

Gaen daha önce bu ifadeyi kullanmıştı; demek bunu kastediyordu?

Ha? Bu biraz… Zaman çizelgesi tutuyor muydu? Hayır, sadece zaman da değil. Bu durum diğer pek çok şeyi temelinden sarsıyordu.

Gaen Hanım’ın ağı Tadatsuru’yu kapsamıyordu, öyleyse neden onun mesajını Hachikuji’ye o iletiyordu?

“Yine aynı bakış Araragi. Kıdemlim gibi her şeyi bilmiyorum, senin için her şeyi aydınlatamam ama en azından kendi anladığım kadarıyla sana bir özet geçebilirim. Bizi benzer görebilirsin ama ben Oshino veya Kaiki’den biraz daha cömertimdir; tabii kendi çıkarlarım işin içinde olmadığı sürece.”

“Şu an işin içinde değiller mi yani?” Tadatsuru’dan gelen bu tanıdık, hatta yardımcı ton sadece şüphemi artırıyordu. Yine de Hachikuji’yi korumak istercesine, az önce geri adım attığım mesafeyi kapattım. “Sen ölümsüz gulyabanileri imha etme konusunda uzmanlaşmış birisin, değil mi? Sadece var olmam bile senin için affedilemez bir şey olmalı. Beni bir tür haşere gibi görüyor olmalısın.”

“Haşere mi? Kendine biraz fazla haksızlık ediyorsun. Ama dürüst olmamı istersen, yaklaştın sayılır. Yine de Araragi; eğer seni endişelendiren buysa, artık böyle hissetmene gerek yok.”

“Ne?”

“Çünkü şimdi… sende vampirlikten eser yok. Her iki anlamda da.”

Sıradan bir insansın. Cehenneme atılmış sıradan bir insan, dedi Tadatsuru.

“Sana dair ne kadar vampirlik varsa… hepsi senden çıkarıldı.”

“Çıkarıldı…”

Ah… Şimdi taşlar yerine oturuyordu.

Hachikuji’nin az önce demek istediği buydu. Sadece çarpma ve bölme değil, çıkarma işlemi de devredeydi…

Çıkarılan değer, benim vampirliğimdi.

Kendi içimde bir farklılık hissetmiyordum. Ne yaşayanlar dünyasında ne de cehennemde vücudumda garip bir şey vardı. Ancak eğer tüm gulyabanileri cehenneme mahkûm eden bir kanun yoksa, bu benim şu an vampir olmadığım anlamına geliyordu.

Yani… İnsandım.

Sadece bir insandım ve artık Tadatsuru Teori’nin uzman elleriyle gerçekleştireceği bir imha eylemine tabi değildim. Demek olay buydu.

“…”

Tabii ona inanmak ve dikkatsizce yanına yaklaşmak bambaşka bir meseleyi.

Neler olup bittiğini tam anlamasam da onun alt dönemime ve kız kardeşlerime zarar verdiğini adım gibi biliyordum.

“Sorun yok Bay Araragi.” Hachikuji, sanki beni yatıştırmak ister gibi arkadan sırtıma vurdu. “Nasıl hissettiğinizi anlıyorum ama burada durmak turumu engelliyor. Lütfen devam edelim. Bu, sizi bir insan olarak hayata döndürmek için gerekli.”

“…”

“Aksi takdirde, yapılan bu çıkarma işlemi boşa gitmiş olacak. Sonra Ononoki Hanım’ın yüzüne asla bakamam.”

Neden şimdi onu ortaya attı ki diye düşündüm; ama Hachikuji ile ne kadar iyi anlaşıyor olsak da onun özünde oldukça utangaç bir kız olduğunu fark ettim.

Tadatsuru Teori.

Eğer sadece konuşacaksak… o zaman belki sorun olmazdı?

Her halükarda, bu kadar gergin durarak bir yere varamazdım… Turu bir kenara bıraksam bile, ileri gitmeden yol katedemezdim.

“Arkamda kal,” diye uyardım Hachikuji’yi.

Onu korumaya devam ederek tapınağın yolunda yürüdüm. Düşününce, cehennemin ortasında bir tapınak olması da ayrı bir saçmalıktı.

Eğer Hachikuji beni Tadatsuru’nun isteğiyle almaya geldiyse, bu şövalyelik taslamam biraz manasız kaçıyordu ama yapmam gerekiyordu işte.

“Sanki bir prenssiniz Araragi. Atınız beyaz değil ama buradaki tanrıya bakılırsa beyaz bir yılanın üzerindesiniz sanki.”

Bu bir espri miydi yoksa tamamen başka bir şey miydi bilmiyorum ama o konuşurken Hachikuji ile birlikte ona iyice yaklaştık.

Bu sırada zihnimde onun hakkındaki bilgileri tazelemeye çalışıyordum. Öldürülmenin getirdiği o yoğun şokun ve kendimi cehennemde bulmamın etkisiyle hafızam hala bulanıktı, belki de boşuna uğraşıyordum ama elimden geldiğince bir şeyler hatırlamam gerektiğini hissediyordum.

Eldeki orduyla savaşa girersin.

İnsan böyle bir canlıydı işte.

Tadatsuru Teori; bir bebek kullanıcı uzmanı.

İşine origami sanatını da dahil eden biri.

Köklerine inecek olursak, Kaiki ve Oshino ile üniversiteden kulüp arkadaşıydı. Muhtemelen Izuko Gaen’in başında olduğu, Yozuru Kagenui’nin de dahil olduğu okült araştırma kulübünün bir üyesiydi.

Ve öğrencilik yıllarında, Yotsugi Ononoki olarak bilinen o “bebek”i yaratmışlardı.

Yüz yıl boyunca yaşamış bir insanın cesedini kullanarak, ergenlik çağındaki bir şikigamiye form vermişlerdi. Peki hikaye nasıldı? Kagenui Hanım ile bu varlığın kime ait olduğu konusunda bir çıkmaza mı girmişlerdi?

Tadatsuru, sonrasında Gaen Hanım ile de yollarını ayırmıştı. Hepsi kendi uzmanlık alanlarında kendi yollarını çizerken, sadece onunkisi farklı bir yöne sapmıştı…

Vücudumda garip şeyler olmaya başladığında onunla karşılaşmıştık. Shinobu’nun etkisi olmadan, kendi kendime vampire dönüşmeye başladığım zamanlarda…

Bir dövüşün ardından, kendi yarattığı bebek tarafından katledilmişti. Buna ne ekersen onu biçersin denebilirdi belki ama ölümü o kadar görkemliydi ki “karma” gibi kelimeler bunu tarif etmeye yetmezdi.

Sıradan bir vampiri, en azından düşük seviyeli olanları bile bitirebilecek kadar şiddetli bir çat sesiyle sonu gelmişti; işte bu yüzden onunla tekrar karşılaşmak bu kadar şaşırtıcıydı.

Manga ve benzeri yerlerdeki o meşhur repliğin ne demek olduğunu şimdi anlıyordum: Cehennemde görüşürüz!

Söylemeye gerek yok ama bu gerçekten başınıza geldiğinde pek de iyi hissettirmiyormuş.

Ancak bizim yeniden buluşmamız, iki can düşmanının öldükten sonra cehennemde karşılaşmasından çok daha karmaşıktı. Eğer Gaen Hanım bunu planladıysa, asıl niyeti neydi?

Vereceğini söylediği açıklama beni gerçekten tatmin edecek miydi? Belki artık sıkılmaya başladınız ama tekrar edeyim; cehennemde olduğum gerçeği hala kafamı yeterince karıştırıyordu.

Onunla çok yakından konuşmaya gönülsüz olduğum için durdum ve aramıza yaklaşık beş adımlık bir mesafe koydum. Hachikuji de durdu. Bunu gören Tadatsuru söze başladı.

“Yotsugi… iyi mi? Umarım beni öldürmek onun için fazla travmatik olmamıştır.”

“Sen onun yaratıcılarından birisin, cevabı zaten biliyor olmalısın. O hiçbir şeyi dert etmez. Her zamanki gibi dondurma falan yiyor işte.”

“Evet, eminim öyledir. Ben onun biyolojik ebeveynlerinden biriyim tabii… onu yaratanlardan biri olarak biliyorum. Ama meselelerine burnumu sokmak için değil, sevgimden soruyorum. İhtiyaç olmasa bile kendimi hep onun için endişelenirken buluyorum.”

“Neticede, ona durumdan hiç bahsetmedim,” dedi Tadatsuru.

Durumdan mı?

“Bahsettiğin o durum… tam olarak nedir?”

Pekâlâ. Sadece emirleri uygulayan bir shikigami olduğu için ona bir şey anlatmaya gerek yok. Onun gücü, yani asıl avantajı da bu zaten. Aynı durum Yozuru için de geçerli; gerçi o kadının meselesi daha çok detaylarla uğraşmaya tenezzül etmemesi. Sanırım kontrol edilemeyeni kontrol etmek, kıdemlimizin asıl parladığı noktaydı.

Bu durumun ne olduğunu açıklamayacak mısınız?

Tadatsuru Teori’nin tavırları o kadar düzgündü ki, onu Oshino gibi laubali biriyle kıyaslamak saçmalıktı; yine de içini okuyamamam bana o çiçekli gömlekli uzmanı hatırlatıyordu.

Eskiden Oshino ile her konuştuğumda içimde benzer bir huzursuzluk, bitmek bilmeyen bir asabiyet uyanırdı. Geçmişi tozpembe gözlüklerle görmeye meyilliyiz, bu yüzden ona bir uzman olarak yüksek notlar veriyordum ama bu hatıranın üzerindeki ışık da en az şimdiki kadar rahatsız ediciydi.

Anlatacağım. Eğer acele edip seni hayata döndürmezsem Bayan Gaen öfkesinden küplere binebilir; kızdığında gerçekten korkunç biridir kendisi.

Sessizlik

Lafı hiç dolandırmadan söyleyeyim, bana verilen asıl görev tam olarak buydu; Yotsugi tarafından o şekilde öldürülmek.

Tadatsuru olabildiğince ciddi görünüyordu.

Onun ellerinde can verip cehenneme senden önce gelmek ve seni hayata döndürmek için gerekli hazırlıkları yapmak. Bir uzman olarak benim asıl işim buydu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.