“Pekâlâ, şimdi etrafımda toplanın bakalım.
Lafı dolandırmayı bıraktığıma göre, artık her şeyi sırasıyla halledelim diyorum. Olan biteni kronolojik bir sırayla anlatayım, bir yandan da şu tabletin göz alıcı ekranını kullanarak size bazı görseller sunayım. Evet, tahmin edeceğiniz üzere vampirler güneşe karşı zayıftır.
Bunu ilkokul çocuğu bile bilir; demir kanlı, sıcak kanlı ama bir o kadar da soğukkanlı vampir Kissshot Acerolaorion Heartunderblade bile bu kuralın istisnası değildir.
Tabii onun köleleri de öyle.
Ancak adı abartısız tüm dünyaya yayılmış bu canavarlar kralı her ne kadar bir istisna olmasa da, sınırların çok ötesinde bir varlık. Onun zayıflığı, bir zayıflık gibi işlemiyor.
Aslına bakarsan Koyomin, bahar tatilinde güneş ışınları altında bizzat cayır cayır yanmamış mıydın? Ama sonra kendini toparladın, değil mi?
Evet, biliyorum.
Aynı şey Birinci’nin bedenine de oldu.
İşte mesele de bu. Tabii o, senin gibi bir hata sonucu değil de ölmek amacıyla kendini bilerek güneşin altına attığı için, buna bir intihar girişimi, daha doğrusu asla gerçekleşmeyecek bir intihar diyebiliriz sanırım.
Gerçi geri dönmesi biraz zaman almış gibi görünüyor.
Topu topu dört yüz yılcık kadar.
Daha doğrusu, o asla gerçekleşmeyecek intiharının üzerinden dört yüz yıl geçmesine rağmen, Birinci henüz tam anlamıyla geri dönmeyi başaramadı.
O zırhlı savaşçıyla bizzat yüzleştiniz, yani biliyor olmalısınız, değil mi? Bahse girerim o zırhlı savaşçının gittikçe güçlendiğini hissetmişsinizdir. Ama doğruyu söylemek gerekirse, mesele güçlenmesi değil.
O sadece iyileşiyor.
Bir nevi rehabilitasyon sürecinde.
Eski benliğine dönmeye çalışıyor. Yani evet, hem seni hem de Suruga Kanbaru’yu sömürürken o enerji emme yeteneğini kendini beslemek ve yenilemek için kullandı. Tıpkı Shinobu’nun, o canavar taklidinden aldığı yaraları bir başka canavar taklidini yiyerek iyileştirmesi gibi.
Belki de sana mükemmel bir varis örneği demeliyim Koyomin, çünkü sonunda Birinci’nin hızla yenilenmesine yardım etmiş oldun. Yok, hayır.
Sadece bu gece olanlardan bahsetmiyorum; genel kişiliğinden, son zamanlardaki tavırlarından söz ediyorum.
Ne demek istediğimi anlamadın mı? Merak etme, yakında anlarsın.
Başka bir deyişle, şahsen ben her şey bu noktaya varmadan önce işi bitirmek istiyordum.
Planım, Yotsugi’nin bu meseleyi tek başına halletmesiydi.
Hesaplarımda epey hata yaptım. Her şeyi biliyor olmam, her şeyin düşündüğüm gibi gideceği anlamına gelmiyor.
Özellikle de Koyomin...
Özellikle de senin gibi mantıkla hareket etmeyen, pervasız ve tahmin edilmesi imkansız gençlerle karşı karşıya kaldığımda. İşte bu yüzden hesap hatamın sorumluluğunu alıp bizzat ön saflara atıldım ve işte bu yüzden senden yardım istedim.
Şu an huysuz bir kocakarının seni sinir bozucu işlerinden birine alet ettiğini düşünüyor olabilirsin ama aslında bu hanımefendi sana bir fırsat veriyor.
Bizzat batırdığın şeylerin sorumluluğunu alman için kusursuz bir fırsat. Fakat meseleye benim penceremden bakman pek kolay olmayacaktır.
Belki de hiçbir zaman bakamayacaksın.
Ama Koyomin, gerçekten de hiç aklına gelmedi mi? Neden son altı aydır, neredeyse her ay bu zahmetli canavar fenomenleriyle karşılaşıp duruyorsun?
Bu sana tuhaf gelmiyor mu?
Neden efsanevi vampir...
Neden Kissshot Acerolaorion Heartunderblade, dünyanın onca yeri arasından kalkıp bahar tatilinde tam da senin yaşadığın kasabaya geldi?
Sence bu sadece bir tesadüf müydü?
Neden yengeç kız, neden salyangoz kız, neden maymun kız, neden yılan kız hep bu kasabadaydı?
Bana bile kök söktüren yardımcım Kagenui’nin peşine düştüğü o canavar neden buradaydı?
Neden anka kuşu da bu kasabada yaşıyordu? Bunun da mı sadece bir tesadüf olduğunu sanıyorsun?
Kedi meselesinde durum biraz daha özel olabilir.
Ancak tam da bu yüzden zırhlı savaşçı, kaplanın kuyruğuna bu kadar pervasızca bastı. Bu açıdan bakarsan, kader yüzüne güldü diyebiliriz.
Bir kaplan, ha? Hah.
Zamanında kendisi de alevler içinde kalmış biri olarak Birinci, herhalde ateşten ve alevden yana travma yaşamış olmalı. Geçici bir geri çekilme kararı almasına şaşmamalı.
Eğer Tsubasa Hanekawa’yı tekrar görecek kadar hayatta kalmayı başarırsan, ona teşekkür etsen iyi olur. Ha? Bununla ne kastettiğimi de mi anlamadın? O zaman henüz kafana takma. Sadece şunu söylüyorum: Arkadaşın, bilerek ya da bilmeyerek seni savunan trajik bir kız.
Başına gelenlerin herkesin başına gelebilecek doğal şeyler olduğunu düşünüyorsun. Mucizeleri reddetmende bir tür tevazu seziyorum ama bu düşünce tarzının çok büyük bir kusuru var.
O da şu ki, seni özel biri olarak gören herkesin yanıldığını varsayıyorsun. Bu kadar üstü kapalı konuştuğum için gerçekten üzgünüm.
Senin gibi hayat dolu bir genci görünce hep bir hayat dersi veresim geliyor. Bahse girerim ağabeyim Meme olsaydı, sana sadece "Pek bir neşelisin, iyi bir şey mi oldu?" der ve konuyu kapatırdı. Ama ne yazık ki ben o çömez kadar hoşgörülü değilim.
Lafı gelmişken, her şeyi kronolojik sırayla açıklayacağıma dair söz vermemiş miydim? O halde sözümü tutayım. Sonuçta sözünde durmak, sonuca ulaşmanın en kestirme yoludur.
Dört yüz yıl öncesinden başlayalım; günümüzün Shinobu Oshino’su, yani Kissshot Acerolaorion Heartunderblade’in, o güne kadar tek bir köle yaratmamışken ilk kölesini yaptığı zamandan.
Bir insanın kanını içmişti.
İşlerin neden bu noktaya geldiği kısmını atlayabilirim, değil mi? Bu hikâye başka yerlerde anlatıldı ve artık geçmişte kaldı.
Hem senin için hem de onun için.
Uzman bir canavar avcısı gözüyle bakıldığında, kendini avlanan tarafta bulmak onun için katlanılamaz bir şeydi. Bir canavar olduğu gerçeğiyle yüzleşemedi. Bu yüzden de ölümü seçti.
Kendini güneşin altına attı.
Küllere dönüştü, rüzgârda savrulup yok oldu. Ya da en azından, olması gereken buydu.
Heartunderblade’e tüm kinini ve canavar öldüren efsanevi kılıç Kokorowatari’nin bir kopyasını miras bıraktı. Onlar erdi muradına, biz çıkalım kerevetine...
Ama öyle olmadı işte, yukarıda açıkladığım sebeplerden dolayı.
Küllere dönüşse de, yok olsa da ölmedi. Gözden kaybolmuş olabilir ama silinip gitmedi. Ölmüş olabilir ama can veremedi.
O...
Yaşamaya devam etti.
Hiçliğe karıştı, yokluğa dönüştü ve yaşamaya devam etti.
Dört yüz yıl boyunca... İnsanın başını döndüren, ruhunu daraltan koca bir zaman dilimi boyunca bedenini yavaş ama emin adımlarla yeniden inşa etti.
Her yenilendiğinde güneş tarafından kavruldu, her parçalarını birleştirdiğinde yeniden parçalandı ama boyun eğmedi, cesareti kırılmadı; hep yenilendi.
Bunu bizzat yaşamış gibi anlatamam çünkü ölümsüz olma deneyimini hiç tatmadım, ama o dört yüz yıl herhalde cehennem gibi gelmiştir. Sonu gelmeyen, beyhude bir çile.
Tabii bir vampirin iblisler tarafından işkence görmesi fikrine gülemezsin bile.
Sabırla küçük çakıl taşlarını üst üste yığardı.
Onları dağ gibi biriktirebilirdi ama tek bir sopa darbesi her şeyi yerle bir etmeye yeterdi. Tek bir güneş ışığı her şeyi mahvederdi.
Güneşli bir gün, kurmaya çalıştığı o küçücük bağları koparıp onu her şeye sıfırdan başlamaya zorlardı. Ve böylece, o baş döndürücü zaman dilimi boyunca iyileşmeye çalışırken, bu sonuçsuz deneme yanılma süreci sürüp gitti.
Tabii artık kül yığınına dönmüş olan Birinci’nin kendine has, sarsılmaz bir iradesi olduğunu söyleyemeyiz. Bu yenilenme daha çok bir vampirin biyolojik reaksiyonu, muhtemelen bir refleksten öte bir şey değil...
Böyle düşününce, mesele sonuçsuz olmaktan ziyade talihsizce bir durumdu.
Asla kazanamayacağın bir oyunda sınırsız devam hakkına sahip olmak gibi acınası bir hal.
Efsanevi bir vampirin o lanetli ölümsüzlüğünü devraldığı için ölmeyi bile beceremiyordu.
En gerçek anlamıyla sonsuz gençlik ve yaşam... Eminim Yotsugi orada olsaydı onun bu ızdırabına bir son verebilirdi ama bahsettiğimiz zaman dört yüz yıl öncesi.
Her neyse.
Onun karması, sonsuza dek tekrarlamak zorunda olduğu bu tek kişilik reenkarnasyon döngüsünde takılıp kalmıştı.
İlk Canavar Avcısı’nın kaderi buydu ama...
Onun inadı bambaşkaydı; efsanevi vampir onu kölesi olarak seçerken boşuna seçmemişti. Bu yüzden, sahip olmaması gereken bir iradeyle...
O elinde kalan son irade kırıntısıyla...
Hâlâ kül halindeyken rüzgâra kapıldı.
Dağıldı ama tekrar birleşti.
İnatla, her seferinde tek bir zerre olarak.
Saf bir azimle... Bu kasabaya geri döndü.
Ve bunu tam on beş yıl önce başardı.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.