Gördüğünüz gibi, bu tapınak tamamen harabeye dönmüş durumda. Kimsenin dönüp bakmadığı, kendi haline terk edilmiş bir enkaz yığını işte. Tabii her zaman böyle değildi ama buraya tapınakların tarihini ve nasıl kurulduklarını tartışmaya gelmedik. Fırsat bulursak o konuyu başka bir gün uzun uzun konuşuruz.
Umarım o fırsatı buluruz.
Her halükarda, bundan on beş yıl öncesine kadar bu tapınağın bakımı düzgünce yapılıyordu. Anlatılanlara göre temiz, düzenli ve küçücek bir yerdi. Bunu küçümsemek için söylemiyorum, aksine bir övgü. Burasının temiz ve düzenli kalması şarttı çünkü burası bir hava boşluğuydu.
Ucubece bir hava boşluğu.
O varlıkların kolayca ortaya çıkabildiği, zahmetsizce toplandığı bir yer.
O kötü şeylerin, henüz birer ucube haline gelmeden önce kümelendiği bir merkez.
Aynı zamanda ucubelerin son nefeslerini verip yok olduğu bir durak.
Coğrafi koşulların bu tür durumlarda payı büyüktür bilirsiniz. Hani insanların tekinsiz otoyol ya da intihar noktası diye adlandırdığı yerler vardır ya, işte onların hepsi aslında bu tarz şeylerin yaşanmaya meyilli olduğu odak noktalarıdır. Eğer haritadaki bu noktaların ve yerlerin hepsini tam olarak tespit edebilirseniz, kazaların yaşanmasını daha en başından engelleyebilirsiniz, yani onlardan kaçınabilirsiniz. Ağabeyim Meme ucubelerle ilgili hikayeleri toplama işini yürütüyor ama benim işim daha çok bu kısımla alakalı. Önlem almak yani. Olaylar henüz patlak vermeden önce ortalığı toparlamak. Adımınızı attığınız her köşede pusuya yatmış bu olay yuvalarını, bu bataklıkları kurutmazsanız kazaların önüne geçemezsiniz.
Efendim? Ne dediniz? Hayır, olay yuvası dedim, olay rüyası değil. O da ne demek öyle? Kulağa oldukça feci bir kaza gibi geliyor. Senin ve alt sınıfının böyle bir kazaya karışmasını hiç istemem doğrusu. Siz ikiniz ortaklığınızı başka alanlarda yürütün. Üst sınıfına destek olmak derken bunu kastetmemiştim, Suruga Kanbaru Hanım.
Neyse, böyle teknik konulara girip kafanızı karıştırıyorum sadece. Çok daha basit bir dille anlatacak olursam, burası tam olarak bahsettiğim o uğursuz noktalardan biri. Zamanında adını kendi adımla aynı nefeste anmaya bile cesaret edemeyeceğim kadar ünlü bir onmyoji büyücüsü, tam da bu yüzden buraya bir tapınak inşa etmiş, içine bir tanrı yerleştirmiş ve bu deliği mühürlemişti.
Bu yöntem uzun süre gayet iyi işledi.
Burası tıkır tıkır işleyen bir savunma hattı haline geldi. Ucube formunu kazanmak üzere burada toplanan o kötü şeyler, daha ne olduğunu anlayamadan dağıtılıyordu.
Çünkü tapınağın iyi bir tanrısı vardı.
Fakat her şeyin bir sınırı vardır. Bu arada Koyomi? Sınavlara hazırlanıyorsun değil mi? Yanında bir şans muskası taşıyor musun peki?
Bir şans muskası.
O muskaların bir son kullanma tarihi olduğunu biliyor muydun? İçlerindeki o kağıt tılsım yırtıldığı an koruyuculukları biter. O mucizevi ve gizemli eşyalar sonsuza kadar çalışmaz. Ne bu tapınak ne de burada kutsanan tanrı sonsuza kadar dayanabilirdi.
İşte on beş yıl önce, o sınır çizgisine ulaşıldı.
Yine de tapınağın yöneticilerini, hele ki tanrısını suçlamak haksızlık olur. Böyle bir şeyi nasıl öngörebilirlerdi ki?
Efsanevi bir vampirin ilk kölesinin küllerinin, dünyanın dört bir yanından süzülüp burada toplanmaya başlaması... Bu, kaldırabileceklerinden çok daha fazlasıydı.
Bardağı taşıran son damlaydı.
Geri dönüşü öyle zafer çığlıklarıyla falan olmadı tabii ama neticede Kita-Shirahebi Tapınağı bundan on beş yıl önce bir kez yerle bir oldu.
Hem manevi hem de fiziki anlamda.
Senin şu kölen gerçekten de sıra dışı bir şey, Shinobu. Sadece külden ibaretken bile koca bir tapınağı harabeye çevirmeyi başardı. Gerçi geçmiş hayatında bu işlerin uzmanı olmasının da bunda payı büyüktür şüphesiz.
Hmm? Ne oldu Koyomi? Kafanda bir şeyler yerine oturdu gibi sanki. Ah, geçen gün geçmişe yolculuk yaptığında, Kita-Shirahebi Tapınağının on bir yıl önce neden bugünkünden bile daha feci bir harabe halinde olduğunu şimdi anladın demek.
Doğru tahmin, o yıkım tamamen Birinci'nin eseriydi.
Bu bölgeyi zapt etmesi gereken tapınak, bir vampir kölesinin küllerini bile zapt edememişti.
Sadece bilgin olsun diye söylüyorum; bu olaydan sonra tapınağı bir değil, iki değil, tam üç kez restore etmeye çalıştılar. Fakat içinde tanrısı olmayan boş bir tapınağı onarmaya çalışmaktan daha beyhude bir uğraş yoktur.
Her restorasyon girişiminde burası yeniden çöktü, her seferinde biraz daha çürüyüp un ufak oldu.
Asıl sorun Shinobu, yani daha doğrusu Kissshot Acerolaorion Heartunderblade ve onun ilk kölesi Birinci'nin, sadece varlıklarıyla bile ucubeleri kendilerine çeken devasa bir güce sahip olmaları.
Şimdi on bir yıl öncesine geri dönelim.
O dönemde bu tapınağı ziyaret ettiğinde, bu yıkık dökük arazinin her köşesi o kötü şeylerle tıka basa dolu değil miydi? Buradaki yoğunluğun bu kadar fazla olmasını garipsemiştin ama aslında şaşıracak hiçbir şey yoktu. Onlar, Birinci'nin küllerinin buraya çektiği ucube yapı taşlarıydı.
Ucube yapı taşları ve aynı zamanda onun besin kaynağı.
Bu kadar açıklamadan sonra, senin gibi bu konularda uzman olmayan biri bile bundan sonra ne olduğunu az çok tahmin edebilir herhalde Koyomi. Burada toplanan o küllerin, kendi karma döngüsünden nasıl kaçmayı başardığını artık görebiliyorsun değil mi?
Aynen öyle.
Eğer bu tapınak kötü şeylerin kolayca toplandığı bir yerse ve Birinci de doğası gereği buraya çekilen bir ucube ise, bir felaketin yaşanması için gereken bütün şartlar hazır demektir.
Kazalar üst üste bindi.
Birinci, tam da bu tapınağın topraklarında.
Burada, tanrısı can çekişen bu tapınağın bahçesinde... Önüne geleni yedi, yedikçe gücünü geri kazandı.
Başlangıçta bu güç neredeyse yok denecek kadar azdı tabii. Öyle sisle beslenmek gibi havalı bir şey değildi, daha çok plankton yutmak gibiydi. Sadece bir köle, üstelik bir kül yığınından ibaret olduğu için Shinobu'nun yaptığı gibi devasa miktarda kötü şeyi etrafına toplayamazdı. Bu kasabada büyük bir yokai savaşı çıkaracak boyutta bir besin zinciri kurması imkansızdı. Sadece buradaki ucube olayların gerçekleşme ihtimalini ufacık bir miktar artırdı.
Yüzde beşlik bir ihtimali yüzde altıya, bilemedin en fazla yüzde yediye çıkardı.
Tabii ki bir uzmanın gözünden bakıldığında bu çok büyük bir fark. Yüzde beş sınırını aştığınız an bizim için hayat gerçekten zorlaşır ama şimdilik bunu bir kenara bırakalım ve sadece onun yaşam koşullarının değiştiğini söyleyelim.
Çok küçük bir değişim de olsa, artık beslenebiliyordu. Küller ile hiçlik arasında gidip gelen o sonsuz döngüsü burada nihayete erdi.
İşte o an başlayan süreç, sonraki on beş yıl boyunca ilmek ilmek işlendi. Bu trajik figürün sahneye o görkemli dönüşü böyle başladı.
Bir dönüş hikayesi.
Ya da kim bilir... Belki de sadece bir intikam hikayesi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.