Resmî bir araştırma tesisi olduğuna göre, Sisbell’i saklayabilecekleri pek fazla alan yoktu.
Talisman’ın doğrudan emrindeki paralı askerler işin içinde olsa bile, yüzlerce araştırmacının bu tezgâhtan haberdar olma ihtimali oldukça düşüktü. Bir başka deyişle, Sisbell’i yalnızca araştırmacıların erişemeyeceği yerlerde tutabilirlerdi.
Ya askerlerin konuşlandığı yönetim merkezinde, ya yeraltındaki elektrik odasında ya da atık tasfiye tesislerinde olmalıydı. Yahut…
“İşimizin bu kadar kolay olmayacağını biliyordum.” Jhin gözlerini haritadan ayırıp hizmetkârlardan birine baktı. “En üstteki o devasa odayı Talisman mı kullanıyor? Onu tutmak için en mantıklı yer orası gibi görünüyor.”
“Evet. Rin Hanım yaptığı incelemelerde bunu doğruladı.”
“Ama oraya çıkan hiçbir asansör yok.”
Halka açık asansörlerin hiçbiri onuncu katın üzerine çıkmıyordu. Özel yetkisi olanlar ise en fazla ondördüncü kata kadar ilerleyebiliyordu. Ancak haritaya bakılırsa ondördüncü kattan yukarısına açılan hiçbir giriş noktası yoktu.
“…Sorun değil. Orayı en sona bırakırız. Önce yeraltına inelim.” Jhin, ilk katın arka tarafında bulunan özel hizmet asansörüne doğru yöneldi.
Kapısı açık, boş bir kabin bulup hep birlikte içeri süzüldüler. Asansör aşağıya doğru hareket etmeye başladığında Nene huzursuzca tavana baktı.
“Şey, Jhin… Biraz önce koridorda bir güvenlik kamerası vardı. Bizi görmüş müdür? Umarım düğmeye bastığımızı fark etmezler…”
“Ruhları bile duymaz. Asansörler otomatik çalışıyor. İçerideki davetsiz misafirlerin kumandayı kullandığını anlamalarının imkânı yok.” Jhin’in gözleri başlarının üzerindeki ışıklı paneden bir an olsun ayrılmıyordu. “Hey, Nami. Sis etkisinin üç saat daha süreceğini söylemiştin, değil mi?”
“Evet. Daha doğrusu, üç saatten sonrası için garanti veremem. Belki dört saat sürer ama üç saati beş dakika bile geçsek etkisi pat diye tükenebilir. Kontrolü tamamen bende değil.”
“İki saatlik bir yenilenme süren olduğunu söylemiştin, doğru mu?”
“İki saat yedi dakika. O sürenin ardından tekrar etkinleştirebilirim.”
“Güzel.”
Devasa asansör durdu. Yeraltındaki ilk seviyedeydiler. Kalın metal kapı ağır ağır ikiye ayrıldı. Karşılarındaki manzarayı gören Nene ile Komutan Mismis’in boğazından boğuk bir çığlık kaçtı.
“Iyy?!”
“O-o da…!”
Silahlı askerler etrafa üşüşmüştü.
Işıl ışıl kırmızı kıyafetlere bürünmüş zayıf, yaşlı bir kadın, etrafını sarmış iri yarı adamlarla birlikte doğrudan onlara doğru yürüyordu.
Grugell… Gece Yarısı Güneşi Cadısı. Villada üzerlerine çullanan o suikastçı. Yapı çöktüğünde ortadan kaybolmuştu ama belli ki Talisman’ın yalakaları tarafından kurtarılmıştı. Yaşlı cadı doğruca asansöre geliyordu.
“……J-Jhin!” diye fısıldadı Komutan Mismis dehşetle.
“Şşt, patron. Sakin ol. Bizi beklemiyorlardı. Sadece asansöre binmek için yanaştılar.”
Cadı ve askerler içeri adım atarken altısı birden dışarı süzülmeye yeltendi. Kıyafetleri birbirine sürtündü. Ekip arkasını döndüğünde cadıyı taşıyan kabinin kapıları çoktan kapanmıştı.
“Görünüşe göre ondördüncü kata çıkıyorlar. O kocakarı oraya gidiyorsa kesin bir bit yeniği vardır…” Jhin dosdoğru ileriye baktı. Yeraltı katı muhtemelen muhafızların bekleme alanıydı. Koridorlarda ellerinde tüfeklerle dikilen adamlar vardı. “Anlaşıldı. Üst katlar herkese açık olduğu için savunma olarak sadece anti-astral güç kalkanlarına güveniyorlar. Ama yeraltında öldürmek için silahlandıklarını gizlemelerine gerek kalmıyor. Burası resmen paralı asker yuvası.”
“Birkaç ses duyuyorum.” Sistia, askerlerin önünden geçip öne doğru adımladı ve Yankı yeteneğini devreye soktu. “Söylediklerine bakılırsa toplam beş toplantı odası var. İkisi büyük iç toplantı odası.”
“Tüm bunları sadece dinleyerek mi anladın?”
“Evet. Bir de altımızda… Sanırım bir alt katta birinin nefes alıp verdiğini duyuyorum. Askerlerden bambaşka biri gibi.”
Hepsinin nefesi kesildi.
“Y-yoksa Sisbell mi?!” dedi Mismis.
“…Gidelim.”
Iska başıyla onayladı ve aceleci adımlarla yürümeye başladılar.
Kar ve Güneş. Ondördüncü kat.
Grugell asansörden inip terk edilmiş gibi duran sessiz koridorda ilerlemeye başladı. Askrlerine arkada beklemelerini emretmişti.
“Ooo, Grugell Nene. Bir saniye durabilir misin?”
“Hmm?” Zayıf ve yaşlı kadın, arkasından gelen sesi duyunca irkildi. “…Vichyssoise, sen misin?”
“Ta kendisi. Tamamen iyileşmene sevindim. Kafandaki o şişlik nasıl oldu? Jhin adında bir İmparatorluk askerinden sağlam bir yumruk yediğini, fena morardığını duymuştum.”
Grugell, Vichyssoise’ın nereden çıktığını anlayamamıştı.
Kızıl saçlı, yüzü bol piercingli kız, sanki pek canı istemiyormuş gibi sırtını dayadığı duvardan doğrulup yaşlı kadına doğru yürüdü.
Grugell’a dik dik baktı. “Hmm…”
“Ne var?” diye hırladı Grugell. “Çoluk çocukla uğraşacak halim yok. Kırk yıl sonra gel.”
“Ha-ha,” diye kıkırdadı cadı. “Harpten çıkmış gibisin ama gerçekten sensin. Çakman sanmıştım.”
“…Ne demek istiyorsun?”
“Kokuyorsun.” Vichyssoise, sanki çok eğleniyormuş gibi parmağını burnunun ucuna koydu. “Cadı olduğumdan beri astral gücün kokusuna karşı aşırı hassaslaştım. Etrafında tuhaf bir enerji vardı, o yüzden şüphelenmiştim.”
“Burası bir astral güç araştırma merkezi. Olmaması için bir sebep mi var—?”
“Aynı astral gücün kokusunu villada da almıştım. Bugün nereye gittin bakayım? Şüpheli birilerine rastladın mı?”
“Öyle mi?” Yaşlı kadının kırışık gözleri kısıldı. “Bütün gün tesisin içindeydim. Daha yeni yukarı çıktım.”
“Öyle mi? O zaman zaten içeri sızmış olabilirler.”
“Güvenlik kameraları çalışırken mi?”
“İşte astral güç burada devreye giriyor. Ne de olsa Lou tarafından hizmetkâr olarak seçildiler. İşe yarar bir şeyleri olmalı. Ayrıca…” Vichyssoise kollarını kavuşturdu. Bir hinlik peşindeymiş gibi gözlerini havaya dikip öylece kaldı. “Nene, az önce yeraltındaydın, değil mi?”
“Cık cık.”
“Belli birini sakladığımız yer orası, değil mi? Hani şu Sisbell’i…”
“Hmm!” Yaşlı kadının gözleri ardına kadar açıldı. Kısılan bakışları ansızın keskinleşti. “Demek bir kurtarma operasyonu için buradalar.”
“Hemen gaza gelme. Önce bunu bildirmemiz lazım.” Vichyssoise kadını durdurdu. “Lord Talisman’a haber verebilir misin? Bir de sıradakine… Ne de olsa kendisi mirasçı, gücü işimize yarayabilir.”
Vichyssoise işaret parmağını en üst kata doğru sallayarak kıkırdadı.
“Işığa bayılır zaten. Kimse söylemese bile burnu kesin bu kokuyu alırdı.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.