Saat sabahın onu.
Alice, hızla çarpan kalbinin üzerine elini bastırmış, sarayın uzun koridorlarında ilerliyordu. Hemen yanı başından ayrılmayan Rin, dün gece geç saatlere kadar İmparatorluk birliğiyle nihai planların üzerinden geçmiş, şafak sökmeden hemen önce şatoya dönmüştü.
"Son bir saat," dedi Alice.
"Üzerimize düşeni yaptık. Lütfen sadece toplantıya odaklanın, Leydi Alice."
"...Biliyorum."
Ailesinin kaderi tamamen bu plana bağlıydı. Iska kız kardeşinin yerini tespit edebilirse, Hydra’nın kirli oyunlarını ifşa edip halkın mevcut yönetime olan güvenini yeniden tazeleyebilirlerdi. Tek bir hatalı adım bile yıkım demekti. Kraliçe tahttan indirilecek olursa, Alice'in konsey seçimlerini kazanması imkânsızlaşırdı.
Sessizliğini koruyarak genel meclis salonuna doğru yürüdü.
Dün yarım kalan toplantıya devam edeceklerdi. Alice ve Rin salona vardıklarında kraliçe, bakanlar, Zoa ve Hydra ailelerinin önde gelen isimleri çoktan masadaki yerlerini almıştı.
"Geciktiğim için özür dilerim."
"Gecikmediniz, tam zamanında geldiniz. Hatta sanırım biz biraz erken davrandık," dedi kadife gibi, pürüzsüz bir erkek sesi. Salondaki kasvetli yüzlerin aksine, Talisman’ın yüzündeki o geniş gülümseme insanın midesini bulandırıyordu. "Aaa, Alice. Sabahki oturuma katılmamıştınız. Bu defa hazır olduğunuza emin misiniz?"
"Evet. Alınan kararları inceledim."
"Önemli olan da bu zaten." Alice yerine oturana kadar bekledi. "Biraz gergin görünüyorsunuz da... Fena bir şey olmadı ya?"
"Ne—?!" Ağzından elinde olmadan şaşkın bir nida kaçtı.
Yüzümdeki ifadeden bir şeyler sezmiş olabilir mi?
Planımızı anladı... Ya da en azından bir şeylerin peşinde olduğumuzu çaktı.
Eğer öyleyse, Sisbell’i kurtarmaya çalışacağımızı zaten tahmin ediyordu.
Yine de resmin tamamını göremiyordu. Sadece kardeşini kurtarmak isteyeceğini tahmin etmişti. Verdiği tepkiyi ölçüp ağzından laf alabilmek için oltayı atmıştı.
"Teşekkür ederim. İlk defa böyle bir durumla karşılaşıyorum ve işin içinden nasıl çıkacağımı düşünmekten kafayı yemek üzereyim."
"Anlıyorum. Lütfen kendinizi çok hırpalamayın." Talisman’ın yüzündeki sırıtan ifade zerre eksilmedi.
Salonda daha uzakta oturan Lord Mask ise etrafını saran kraliyet muhafızlarının kulağına bir şeyler fısıldıyordu.
Onun için de durum farklı değil.
Lord Mask da Lord Talisman da ömrü boyunca laf cambazlığıyla insanları parmağında oynatmış tipler.
Onlarla zekâ yarışına girip galip gelmesine imkân yoktu.
Laf dalışına girse de sonuç değişmezdi. Alice ne derse desin, lafı çevirip dolaştırıp kendi işlerine gelen noktaya çekerlerdi. Ablasıyla konuştuğu zamanlardan bunu çok iyi biliyordu.
Şu an en büyük dostu sessizlikti. Onu ne kadar kışkırtırlarsa kışkırtsınlar, renk vermediği ve ağzını açmadığı sürece sorun yoktu. Bu defa tek bir kelimesiyle bile planı açık edemezdi.
Sessizlik
Alice alt dudağını ısırdı.
Ellerini yumruk yapıp uyluklarının üzerine koydu ve sessizce sıktı.
Güneş ile kuzey rüzgârının o eski masalı geldi aklına.
Yoldan geçen adamın sırtındaki paltoyu söküp almak isteyen rüzgâr, var gücüyle eser durur ama amacına ulaşamaz. Güneş ise sakince ısıtır ortalığı, adam sıcaktan bunalıp paltoyu kendi rızasıyla çıkarıp atar.
Masalın verdiği ders açıktı... Başkalarına dediğini yaptırmak istiyorsan kaba kuvvete değil, sakince sergilediğin kararlılığa güveneceksin. Tarih boyunca geçerliliğini koruyan bu mantık, Hydra’nın nesillerdir benimsediği o ilkelerin de temeliydi. Kurdukları enstitü bile adını bu felsefeden alıyordu.
Hydra’nın araştırma enstitüsü. Astral güç mühendisliği ve araştırmalarının zirve noktası... Bilinen adıyla Kar ve Güneş.
Tamamen Hydra’nın mülkiyetinde bir tesis.
Burası, elektrik ve gaz yerine gezegenin çekirdeğindeki astral enerjiyi kullanarak dördüncü enerji devrimini gerçekleştirme kılıfıyla kurulmuş bir yerdi.
"...En azından dışarıya karşı görünen yüzü bu. İşin aslı, Hydra’nın özel ordusunu sakladığı bir üs."
Nami, çimlerin üzerinden yükselen koyu gri renkli devasa gökdeleni işaret etti. Girişin her iki yanında, astral güce karşı korumalı isyan kalkanları taşıyan muhafızlar dikiliyordu. Saha birliklerinden ziyade, Birlik 907’nin hapishane kulelerinde karşılaştığı bastırma güçlerine benziyorlardı.
"Gördüğünüz gibi, resmi kraliyet muhafızı olmayan pek çok asker getirip gözcü diye dikmişler buraya. Sanırım burada kalıcı olarak konuşlandırılmış yüzlerce adamları var... Sen ne düşünüyorsun Sistia? Bir şeyler duyabiliyor musun?"
"Teyakkuz halindeler. Telsiz konuşmalarını duyuyorum."
Diğer hizmetçi elini kulağına götürdü. Mesafe çok uzak olduğu için normalde bir şey duymak imkânsızdı ama o, Yankı yeteneğini kullanarak paralı askerlerin konuşmalarını dinliyordu.
"Şifreli konuşuyorlar ama ses tonlarına ve tepkilerine bakılırsa olağan dışı bir durum sezmemişler, rutin devriyelerine devam ediyorlar. Yine de bu kadar sık haberleştiklerine göre extra tedbirli davrandıklarını söyleyebilirim."
"Pek şaşırtıcı değil." Iska zaten böyle bir şey bekliyordu. "Villada bize saldırdılar. Karşılık vereceğimizden korkuyor olmalılar."
"Saat on bir oldu. Zamanı geldi. Plana uygun şekilde ilerleyelim mi?"
"Elbette."
Sarayın çok uzak bir köşesinde Talisman toplantıyı başlatıyordu.
Alice onu oyalamakla meşgul.
Tesise sızmak için ele geçebilecek tek fırsat bu.
Fog yeteneği sayesinde Iska ve yanındakiler çoktan görünmez olmuştu.
Mülke gireli otuz dakika geçmişti. Görünmezliklerinin bitmesine sadece üç saat kalmıştı.
"Haydi gidelim." Nami grubun önüne geçerek araştırma tesisine doğru ilerledi.
Kapının iki yanında duran muhafızların tam gözlerinin içine bakarak çevrelerini süzdüler. Muhafızlarsa önlerinden geçip giden bu insanları fark etmekten çok uzaktı.
"B-bizi gerçekten görmediler..."
"Çabuk olun Komutanım! Otomatik kapı kapanacak!"
"Ha?! Bekle Nene!"
Mismis, kapı hızla kapanmadan hemen önce içeri kayıverdi.
Otomatik kapılar kızılötesi ve vücut sensörü sistemleriyle çalışıyordu. Fog yeteneği vücut ısılarını gizleyemediği için bu kapılar onların karşısında otomatik olarak açılırdı. Şüphe çekmemek için içeri giren araştırmacıların peşine takılmaktan başka çareleri yoktu.
"Of... Çok yakındı. Dün otelde alıştırma yaptığıma memnun oldum..."
"O alıştırmadan bir tek sen faydalandın Patron."
"Gerçekten mi Jhin?!" diye bağırdı Mismis.
"Sessiz ol Patron. Sesi boğma yeteneğinin de bir sınırı var. Düşman üssüne daha yeni ayak bastık."
Jhin lobi tarafını işaret etti. Tertemiz resepsiyon masasının yanında yine ellerinde telsiz tutan iki asker duruyordu. Koridorlardaki geçitlerde daha da fazla muhafız devriye geziyordu.
Hydra’ya ait bir tesis... Kar ve Güneş.
Alice’in dediği gibi, ablasını saklayabilecekleri tek bir yer vardı. Kraliçenin 'her yer aransın' emrinden kaçabilmek için doğrudan Talisman’ın denetimi altında bir nokta olmalıydı. Alice de adresi burası olarak göstermişti.
"Oha. Bayağı İmparatorluk’taki araştırma enstitülerine benziyor." Nene duvardaki kat planına baktı.
İmparatorluk’ta yasak olan astral güç mühendisliği, Egemenlik topraklarında göz göre göre, alenen yürütülen bir bilim koluydu.
"Şey, sanırım astral güç kontrolden çıkar diye duvarları kalın yapmışlar. Şu boru hattı da yer altındaki girdaptan astral enerjiyi yukarı taşımak için kullanılıyor olabilir..."
"Nene, yorumlarını sonra yaparsın."
"A-ama Iska, bu tesis beklediğimden çok daha gelişmiş!"
"...Gerçekten öyle."
Nene haksız sayılmazdı. Iska buranın asker kaynayan bir sığınak olduğunu sandığı için böyle bir manzarayla karşılaşmayı beklemiyordu. Tıpkı İmparatorluk’taki bir araştırma tesisindeymiş gibi hissediyorlardı; koridorlarda gezinen bilim insanları, giriş çıkışları denetleyen sistemler ve dahası...
Belki de bu durum işimize gelir.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.