Yeryüzündeki en müsamahakar yaratık hangisidir?
Peki ya en vahşisi?
İki sorunun da cevabı tektir: Ejderha.
Gezegenin sadece en ücra köşelerinde barınan bu mahluklar o kadar kudretlidir ki neredeyse hiçbir şey keyiflerini bozamaz. Bir insan araştırmacı onu dürtse, hatta yüzünün ortasında roket bile patlatsa, bir ejderha derin uykusuna kaldığı yerden devam eder.
Tabii çene altındaki o özel pula dokunulmadığı sürece.
Vücudunu kaplayan sayısız pulun arasında zayıf karnı, tek hassas noktası orasıdır. Oraya temas edildiği an ejderha gazaba gelir, çevresindeki her şeyi gözü dönmüşçesine yerle bir eder.
Salinger da tam olarak böyle biriydi. İmparatorluk’a da İttifak’a da eyvallah etmeyen, kendi değer yargılarına sahip bir adamdı. İmparatorluk Nebulis’i işgal etmiş veya Hydra perde arkasında gizli dolaplar çevirmiş, hiç umurunda olmazdı. Onun için yıldız gücünün sırlarını çözmekten başka hiçbir şeyin önemi yoktu.
Teoride durum en azından böyleydi.
Ta ki Hydra, o dokunulmaz pula temas edene kadar.
“Zavallıca. Bahaneler üretecek havamda bile değilim.”
“Kraliçelik görevlerimi yerine getireceğime ant içmiştim… Ne ara bu kadar zayıf düştüm?”
Mira’yı incitmişlerdi. Hem bedenini hem de ruhunu.
“…Otuz yıl önce de aynısını yapmıştın. Ve ben seni affetmiştim.”
Kraliçeye saldırmakla suçlanmış, masum olduğu bir suç yüzünden dile dökülemez işkencelere, sorgulara maruz kalmıştı. Bütün bunlara rağmen Hydra’dan intikam almayı aklından bile geçirmemişti.
İntikam demek, geçmişin duygularına prangalanmak demekti. Yüzünü sadece geleceğe dönmeyi öğütleyen felsefesine tamamen ters düşüyordu.
“Salinger.”
“Seni tek ezeli rakibim olarak gördüm. Düşman olsak bile seninle vakit geçirmekten keyif alıyordum. Seninle daha çok zaman geçirmek istedim.”
Ancak ejderhanın çene altındaki pul gibi, hiç kimsenin el uzatamayacağı tek bir şey vardı. Mira, Salinger’ın dokunulmaz puluydu.
“Çizgiyi aştın, Hydra. Kraliçeye karşı değil, bana karşı aştın. Bunu o kafana sok.”
Bu intikam yemini, hayatı boyunca bağlandığı tüm değerlerle çelişen tek şeydi.
“Mira’ya el kaldırabileceğini sana kim söyledi?!”
Nebulis Sarayı. Genel Salon.
Kurucu soyundan gelenlerin katıldığı toplantı derin bir sessizlik içinde ilerliyordu.
“Hydra’nın tesisinde patlama mı olmuş?!” Alice’in nidası salonda yankılandı.
“Leydi Alice, lütfen sesinizi alçaltın,” diye uyardı Rin. Bu uyarı Alice’in kendine gelmesini sağladı.
“A-ama…!”
Snow and Sun tesisinin alevler içinde kaldığını haber almışlardı. Burası tam da İmparatorluk birliğinin gizlice sızdığı tesisti.
Iska’nın birliğiyle çatışmaya mı girdiler acaba?
Kılık değiştirmiş olmalarına rağmen fark edildiler mi yani?!
Alice sakin kalmaya çalışıyordu ama kalbi korkudan küt küt atmaya başlamıştı bile. Neyse ki salonda bu durumda olan tek kişi o değildi. Arkasında oturan onlarca bakan ve muhafızın yüzünde de benzer bir endişe okunuyordu.
“Gerçekten endişe verici bir durum.”
Tek bir ses sakindi. Konuşan, Hydra hanesinin lideriydi. Sisbell’in tutulduğu üssün alevler içinde kaldığı haberine rağmen dik dik bakan gözlerindeki ifade milim şaşmamıştı.
“İmparatorluk saldırısının üzerinden sadece birkaç gün geçti. Askerlerinin hâlâ civarda saklanıyor olması şaşırtıcı değil. Sen, oradaki.” Talisman, soluk soluğa kalmış olan kraliyet muhafızına döndü. Bu haberi koşturarak getiren genç bir askerdi. “Cürümleri işleyenlerin İmparatorluk askerleri olduğuna inanıyorum. Lütfen askeri polise talimat verin de derhal—”
“S-savunma Bakanım, imkansız!” diye haykırdı muhafız.
“Ne dedin?”
“Saldıran kişi aşkın büyücü Salinger! On üçüncü eyaletteki hapishaneden kaçan o suçlu!”
“…Sen ne diyorsun?”
Bu sözler Talisman’ın suratındaki maskeyi çatlatmaya yetti. Yüzündeki gülümseme bir anda dağıldı.
“Emin misin bundan? Bir yanlışlık olmasın?”
“E-evet efendim! Askeri polis kamera kayıtlarını inceliyor. Hapsedildiği dönemdeki verilerle karşılaştırıp güvenlik kameralarındaki yüzünü çoktan doğruladılar…”
“Onun olduğundan kesinlikle eminler mi?”
“Evet.”
Sessizlik Talisman kollarını kavuşturdu.
Alice, masanın diğer ucundan bütün bu olanları izledikten sonra yardımcısıyla göz göze geldi.
“Rin?”
“B-benim de hiç haberim yok! Onu en son on üçüncü eyalette gördüm. O zamandan beri kimse izine rastlamadı. Belki de Majesteleri bir şey… Majesteleri?” Rin, Alice’in yanında oturan kraliçeye seslendi. “…Majesteleri?”
Bir yanıt alamadı. Rin’in sesi kraliçeye ulaşmıyordu. Bakışları uzaklara dalıp gitmişti, zihni başka bir yerde gibiydi.
“…Salinger. Sen ne işler karıştırıyorsun yine…?” diye fısıldadı kraliçe.
“Toplantıya devam edelim.” Talisman ellerini bir kez birbirine vurdu, çıkan ses salonda yankılandı. “Failin kim olduğu bilindiğine göre durum kontrol altına alınmış demektir. Destek teklifleriniz için teşekkür ederim ama bu kadarı kafi. Savunma hatlarımız bir şekilde dayanacaktır.”
“Senden hiç beklenmeyen bir tavır,” diye karşılık verdi Zoa hanesinden Lord Mask. Şimdiye kadar sessizliğini koruyan adam, dudaklarının kenarını soğuk bir tavırla yukarı kaldırdı. Yanında, gözleri bağlı, siyah saçlı bir kız olan Kissing duruyordu. “O namlı büyücü neden tam da şimdi bize saldırmayı seçti dersiniz? Normalde bu durum sizde şüphe uyandırırdı, Lord Talisman.”
“……”
“Saldırıya uğrayan yer Snow and Sun, yani yıldız gücü mühendisliği araştırma enstitüsüydü, değil mi? Neden orası hedef alındı? Belki bizimle paylaşabileceğiniz bir fikriniz vardır?”
“Benim gibi sıradan bir insanın Vatana İhanet fikriyatını kavraması zordur.” Talisman omuz silkti. “Böyle bir şeyi neden yaptığına dair en ufak bir fikrim yok ama kendisini yakalayıp niyetini sorguladığımızda bu meseleyi çözeriz.”
“Öyle mi?” Lord Mask’ın sesine meraksı bir ton hâkim oldu. “Yani o büyücüyü yakalayacağınızı mı söylüyorsunuz?”
“Savunma sistemimiz kusursuzdur. Ne de olsa İmparatorluk askerlerinin ne zaman ortaya çıkacağını bilemeyiz.”
“…Tch.” Alice, onlar konuşmaya devam ederken dişlerini sıktı.
Çünkü Talisman bu kelimeyi sadece saraya saldıran kuvvetleri kastetmek için genel bir anlamda kullanmıyordu. Doğrudan kız kardeşini kurtarmaya giden 907. Birlik askerlerini kastediyordu.
Kusursuz savunma, demek öyle? Demek Iska’nın birliğine pusu kurmayı planlıyorlardı.
Snow and Sun’ın saldırıya uğrayacağını öngörmüşlerdi.
Peki ama bu yeni gelişme ne anlama geliyordu? Zamanlamanın basit bir tesadüf olduğunu düşünmek imkansızdı.
Aranan bir firari neden tam da bu anda yeniden ortaya çıkmıştı? Ve neden hedef olarak Snow and Sun’ı seçmişti?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.