Bembeyaz bir oda. Kapısız bir alan. Tavanı da tabanı da aynı renge bürünmüştü.
Birdenbire beliren kapıyı gören Sisbell derin bir nefes alıp yutkundu.
"Selam, Sisbell."
"... Hii?!"
"Âlâ, korkma hemen. Hem bana sana iyi davranmam emredildi."
Vichyssoise.
Küçük cadı, koyu kızıl saçlarıyla oynayıp alçak sesle kıkırdadı. Sağ kulağında nokta, sol kulağında ise halka bir küpe vardı. Yabanıl bakışları belanın ta kendisi olduğunu fısıldıyordu. Bu kız kesinlikle insan değildi.
"... Sen."
"Hmm? Haa, şey, burası Güneş Kulesi. O biçimimle ortalıkta pek dolaşamıyorum da."
Güneş Kulesi mi? Sisbell hâlâ saray topraklarının sınırları içindeydi demek.
"Ahahaha. Nasıl da rahatladın ama. Nerede olduğunu anlayınca içine su serpildi değil mi?"
"..."
"Aman, neyse ne. Ee, Sisbell..." Vichyssoise ona doğru süzüldü.
Tavırları öylesine baskıcıydı ki Sisbell dudaklarını ısırarak gerilemek zorunda kaldı. Onu bir canavar olarak gördükten sonra korkmamak imkânsızdı zaten.
Sisbell sırtının duvara çarptığını hissetti. Odanın köşesine kıstırılmıştı.
"Y-yaklaşma bana!"
"Aşk olsun, o kadar da acımasız olma." Vichyssoise kolunu uzatıp duvara dayandı, parmakları Sisbell'in yanağını sıyırıp geçti. Mor ruja bulanmış dudakları Sisbell'in yüzüne kadar yaklaştı. "Sana bir şey sormak istiyorum."
"Söyleyeceğimi mi sanıyorsun?"
"Abartılacak bir şey değil canım. Sadece biraz merak ettim. O adamı sana hizmet etmesi için nasıl ikna ettin?"
"... Hangi adamı?"
"Eski Kutsal Havari Iska'yı." Vichyssoise, kızın ruhunun derinliklerini okumak ister gibi daha da yaklaştı. Nefesi Sisbell'in yüzünü yalıyordu.
"İnsan olmadığımı biliyorum ama o kılıç ustası bambaşka bir anlamda insanlıktan uzak duruyor. Nelka Ormanı'nda ablanla berabere kaldığına dair çıkan söylentiler doğru galiba."
"Ne?" Sisbell ağzından kaçan bu söze engel olamadı.
Bu da ne demekti? Geçmişe baktığında böyle bir şey görmemişti.
Ablam cephede Iska ile mi dövüştü?
Ama bana bundan hiç bahsetmedi ki.
Şüphelenmişti elbette. Sisbell, Iska'yı muhafızı yapmaya çalıştığında Alice son derece çekimser davranmıştı.
"Sen Sovereignty prensesisin, nasıl olur da bu İmparatorluk askerini tanırsın? Az önce ona Iska demedin mi?"
"Sana adıyla seslendiğini duydum."
Sisbell gücünü kullandığında bile aralarındaki geçmişi çözmeyi başaramamıştı.
Demek olay bundan ibaretti.
Nelka Ormanı'nda mı karşılaşmışlardı?
Aydınlatma gücü sadece üç bin yardalık bir yarıçap içinde işe yarıyordu. Orman, Nebulis Sovereignty'den çok uzakta kaldığı için astral güçleri bu anıların kilidini açamamıştı.
"Alice, Iska ile dövüştü mü? Ne demek istiyorsun sen?" diye sordu Sisbell.
En başından beri savaş alanında birbirlerinin canına kasteden iki düşman mıydılar yani?
Bu, kanlı bıçaklı oldukları anlamına gelirdi. Ölümüne savaşmış olmalıydılar. Tarafsız eyalette ya da villada birbirlerine içlerini açmış olmalarının imkânı yoktu.
"Oho? Tavırlarından anlamadın mı yoksa?"
"T-tabii ki anlamadım!"
Hatta daha fazlasını öğrenmeyi o kadar çok istiyordu ki Bağırır tarzda haykırmak geldi içinden. Ama yapamadı. Zayıflık gösterdiği an cadının bundan yararlanacağını çok iyi biliyordu.
"... Daha da önemlisi, hizmetkârım Shuvalts güvende mi?"
"Lafı bile olmaz," dedi Vichyssoise ve beklentileri boşa çıkarırcasına hemen başını salladı. "Sözümden çıkmadığın sürece yaşayacağını garanti ederim. Ne de olsa astral gücün işimize yarayacak."
"... Bana ne yaptırmayı planlıyorsun?"
"Uyandığında öğrenirsin."
"Nh..."
Cadı elini uzatıp kızın görüş alanını kapattı.
"İyi uykular, küçük prenses."
Ve Sisbell bilincini kaybetti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.