"Yani asıl şan burada, en üst katta mı?"
"Seni salacağımı falan mı sandın? Sonu geldin artık!" diye haykırdı prenses.
Kırık pencerelerden dışarı uğultuyla taşan astral güç dalgası, Kar ve Güneş adıyla bilinen binayı temelinden sarstı.
Nebulis Egemenliği. Merkez eyaletin dış mahalleleri.
Alevler içindeki astral güç araştırma merkezi hâlâ duman altıydı. Çıkan hengameyi haber alan yüzlerce meraklı, tesisin etrafını çevreleyen demir çitlerin etrafında toplanmıştı. Olay yerine üşüşen kalabalık çoğunlukla gazetecilerden ve ortalığı yatıştırmaya çalışan askeri polisten oluşuyordu. Tüm bu curcunanın arasında, Hydra tesisinin yıkımını uzaktan izlemeye gelmiş Zoa klanına mensup bir suikastçı da vardı.
"Olay yerine vardım."
"Durum nasıl görünüyor, Shanorotte?"
"Hmm... Hiç iç açıcı değil. Kar ve Güneş'in alevler içinde yandığını görebiliyorum sadece. En üst katın hali bilhassa berbat. Bir de sanırım beşinci kat öyle. Bütün pencerelerden kapkara dumanlar yükseliyor ama içeride tam olarak ne bittiğini kestirmek imkansız."
"Ya büyücü?"
"Ondan hiçbir iz yok. Gazeteciler de o kadar gürültü yapıyor ki askeri polisin ne konuştuğu duyulmuyor."
Ellerini iki yana açtı, elinden bir şey gelmediğini belli edercesine. İletişim cihazını tutup zoraki bir tebessümle duran altın sarısı saçlı kadın Shanorotte Gregory'ydi.
İmparatorluk Özel Savunma Üçüncü Tümeni'nin eski yüzbaşısı. Daha doğrusu, İmparatorluk birliklerinin arasına sızmış bir Zoa ajanı. Kimliği Mudor Kanyonu'nda açığa çıkınca memleketine dönmek zorunda kalmıştı. Şimdi de buradaydı işte.
"Peki ya Hydra'nın adamları? Ailenin sıradaki varisi Mizerhyby'yi görebiliyor musun?"
"Kestirmem cidden imkansız." Kıvırcık saçlarından bir tutamı parmağına doladı. "Büyücünün binaya zorla daldığına dair tanık ifadeleri var. Belki de tam şu anda içeride hançerlerin havada uçuştuğu destansı bir savaşa tutuşmuşlardır."
"Bak işte bu altın değerinde bir görüntü olurdu."
"Yok, yok, almayayım. Binaya girmem mümkün değil; girebilsem bile benim gibi ufak tefek birinin onlarla baş etmesi imkansız."
Biri Kurucu'nun soyundan geliyordu. Diğeri ise önceki kraliçeye saldırmış bir büyücüydü. Shanorotte bu kavgaya bulaşmayı hiç mi hiç istemiyordu.
"O yüzden geri çekilmeyi teklif ediyorum."
"Birileri havlu atmaya dünden razı bakıyorum."
"Siz buna stratejik geri çekilme deyin. Etrafta bu kadar meraklı göz varken buradan bir şey elde edebileceğimizi sanmıyorum. En azından olay yerinden."
Telsizi cebine sokup arkasını döndü, adamlarının beklediği kafeye doğru yola koyuldu. Tam oradan ayrılmak üzereydi ki Kar ve Güneş cephesinden gelen aceleci ayak sesleri duydu.
"Yüzbaşı, bu taraftan! Kalabalığa karışıp şehirden uzaklaşacağız."
Bir erkek çocuğu sesiydi bu.
Hemen ardından birkaç kişinin daha ayak sesleri duyuldu.
"B-biliyorum ama kalabalık çok..."
"İyi misin Yüzbaşı?"
"Hı-hım, iyiyim! Sen durma koş Iska! Aralarında en ağır yaralı sensin, bir an önce tedavi olman lazım— Ah!"
"Oha?!"
Biri arkadan gelip Shanorotte'a çarpmıştı.
Kalabalığın arasından sıyrılıp kaçmaya çalışırken önlerine bakmamış olmalıydılar.
Çarpışmanın şiddetiyle diğer taraf geriye savruldu. Ne de olsa Shanorotte iri yarı bir kadındı ve İmparatorluk ordusunda yüzbaşılık yapacak kadar eğitilmişti. Görünüşe göre minyon bir kız çocuğu çarpmıştı ona.
"Kusura bakma. Kalıbımın biraz geniş olduğunu söylerler hep."
Çocuk olduğunu düşünmüştü.
Arkasını dönüp elini uzattı.
"......Ha?"
Shanorotte'un yüzündeki tebessüm, eli havada asılı halde donup kaldı. Karşısında açık mavi saçlı, sevimli mi sevimli bir bebek yüzüne ve çocuksu uzuvlara sahip bir kız duruyordu.
Ancak... Shanorotte onun bu çocuksu görünümüne rağmen yetişkin bir kadın olduğunu çok iyi biliyordu. Çünkü kendisi İmparatorluk ordusunda ajanlık yaparken...
"...Mismis?"
"Ha? Noro?!" Ona bakan kızın da gözleri fal taşı gibi açıldı.
O da İmparatorlık ordusundandı; 907. Birlik'ten Mismis Klass. Eskiden meslektaş ve arkadaştılar—en azından Shanorotte, amansız düşmanına öyle davranıyordu.
"Noro... Gerçek Noro nerede?"
"Ha-ha-ha, inanılır gibi değil. Shanorotte Gregory, Nebulis Egemenliği'nde doğup büyüdü. Seninle tanıştığımızdan beri tek bir Shanorotte vardı, o da bendim."
Neden?
Bir İmparatorluk komutanının Egemenlik'te, hem de merkez eyalette ne işi vardı?
"Mismis!" Dalgın bir halde elini uzattı. Olayların nasıl bu noktaya geldiğini aklı almıyordu ama ne olursa olsun bir İmparatorluk komutanı düşmandı. Mismis'i yakasından yakalamak için hamle yaptı.
"Hey, patron, bu taraftan!"
" Hı-hım!" Mismis kendini toparlayıp anında topukladı. Ufak tefek boyunun avantajını kullanarak kalabalığın arasından sıyrılıp gözden kayboldu.
Shanorotte bu kalıpla öyle her aralıktan geçemezdi.
"D-durun! Yakalayın şu kadını! O bir İmparatorluk vatandaşı!"
Tek bir kişi bile oralı olmadı.
Shanorotte'un sesi uğultunun içinde kaybolup gitti. Askeri polis zaten Kar ve Güneş'teki yangınla uğraşmaktan başını kaldıramıyordu.
Elden bir şey gelmeyince, ajan Shanorotte, İmparatorluk günlerinden kalan eski meslektaşının arkasından bakakaldı. Mismis'in silüeti kalabalığın içinde giderek küçüldü ve yok oldu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.