Yıkımın Eşiğinde

"Kurucu."

"İmparatorluk'u yakıp yıkmak niyetindesin, değil mi?"

Her şey için çok geç kalmıştı.

Alice’in başı dönüyor, göğsü körük gibi inip kalkıyordu. Nebulis Sarayı’nın birinci katındaki koridoru hızla geçip iç avluya fırladı.

"Şuvalts!"

"Leydi Alice, bu taraftan!"

Onu bekleyen araç, saraya özel üretilmiş Caddy One idi.

Resmi takım elbisesi içindeki görevli Şuvalts, Alice yaklaşırken kapıyı açık tutuyordu. Yıllarca hem Lou Hanesi’ne hem de Alice’in küçük kız kardeşi Sisbell’e hizmet etmişti.

Gerçi şu sıralar geçici olarak Alice’in emrindeydi.

Alice’in özel bir görevlisi yoktu.

Şuvalts’ın da hizmet edecek bir leydisi...

Normalde bu rolleri üstlenen Rin ve Sisbell, İmparatorluk başkenti Yunmelngen’deydi.

Alice, sırf o ikisini kurtarmak amacıyla Hükümranlık’tan ayrılıyordu.

Fakat...

Bu kez onları İmparatorluk askerlerinin pençesinden söküp almak için yola çıkmıyordu. İmparatorluk yerle bir edilmeden önce, öz Kurucu Nebulis’in bizzat kendisinden korumak için yardımlarına koşuyordu.

"Hazretleri’ni bilgilendirdim. Çabuk olun!"

"Hemen efendim," diye yanıtladı Şuvalts.

Alice araca biner binmez otomobil inanılmaz bir hızla avludan fırladı.

"Sizi Zahl Uluslararası Havalimanı’na götüreceğim," dedi görevli. "Özel bir uçak sizi İmparatorluk’a komşu bir ülkeye ulaştıracak, ardından sınır hattına trenle geçeceksiniz."

"Tamam, teşekkürler. Bizi oraya en hızlı şekilde götürdüğü sürece her türlü ulaşım yoluna razıyım."

"Ben de öyle ayarlamayı umuyordum... Ancak..." Sürücü koltuğundan konuşan Şuvalts’ın boğuk sesinde derin bir endişe ve keder vardı. "...Görünen o ki Yüce Kurucu Uyanmış."

"Evet, birkaç saat önce. Tam gözlerimin önünde kayboldu."

Alice koltuğuna iyice kuruldu, kucağında birleştirdiği ellerini yumruk yaptı.

"Büyük Cadı, İmparatorluk’u yakıp yıkmayı planlıyor," diye devam etti. "Yoluna kimin çıktığını umursamıyor bile. Kendi soyundan olanları bile..."

"İmparatorluk'u yok etmeyi mi planlıyorsunuz...?"

"Başka ne yapabilirim ki?"

İmparatorluk’a doğru merhametsizce ilerlerken arkasında sadece küllerden oluşan bir iz bırakmayı kafasına koymuştu.

İş ciddiydi.

Rin başkentte tutsaktı ve Iska da oradaydı!

Üstelik diğer Hükümranlık mensupları da cabasıydı. İmparatorluk sınırları içinde zeka ve istihbarat toplayan pek çok ajanları vardı. Kurucu, bütün şehri yakıp yıkarken muhtemelen onlara da merhamet etmeyecekti.

"Ona artık 'yüce' demene gerek yok," dedi Alice. "O Büyük Cadı’ya tapmayı kesmeliyiz. O artık sadece yıkım arzulayan bir felaket, bir beladan ibaret."

"İnanmakta güçlük çekiyorum," dedi Şuvalts. Sesi haklı olarak kurşun gibi ağırdı.

Hükümranlık’taki tüm büyücüler için Kurucu Nebulis, onlara yol gösteren bir umut simgesiydi. Alice geçmişte bu öğretiyi bir kez olsun sorgulamamıştı; kraliçenin de sorguladığını sanmıyordu. Fakat görünen o ki inançları hedeften oldukça sapmıştı.

O cadı, sırf İmparatorluk’u yok etme uğruna kendi halkını feda etmeye bile hazırdı.

"Eğer saldırırsa, Rin ve Sisbell de iki ateş arasında kalacak. Sadece bu da değil. İmparatorluk az çektirmedi ama bu gidişle onlarla da topyekün bir savaşa tutuşacağız."

Cennet İmparatorluğu ve Nebulis Hükümranlığı...

Bu iki süper güç dünyanın dört bir yanında vekalet savaşlarıyla çarpışmış olsa da tarih boyunca geniş çaplı bir savaştan kaçınmayı başarmıştı. Eğer bu gerçekleşirse, sınır komşusu olan ülkeler de bu bataklığa çekilirdi. Bu da dünyanın tamamen yok olması demekti. Alice ne pahasına olursa olsun bunun önüne geçmeliydi.

"Çok dikkatli olmalıyız Şuvalts. Atacağımız her adım tüm dünyada devasa dalgalanmalar yaratacak. Kurucu’yu durduramazsak her şeyin sonu gelir."

"...Aklımda tutacağım," diye karşılık verdi görevli.

"Hazretleri’nin söylediğine göre Kurucu, sarayın üzerinde süzüldükten sonra gözden kaybolmuş. Bir tür uzay-zaman astral gücü kullanarak İmparatorluk’a doğru yola çıkmış."

Şimdi ikisi de onun peşindeydi.

Işınlanabiliyordu. Her türlü uçaktan daha hızlıydı.

Ne kadar acele ederse etsin, İmparatorluk sınırına ulaşması tam bir gününü alacaktı.

Aptalca bir çelişkiydi ama bu süre zarfında İmparatorluk güçlerinin Kurucu’yu püskürtebilmesini ummaktan başka çaresi yoktu. Daha da kötüsü, Alice kendini tamamen Kurucu’yu durdurmaya adayamazdı. Canını sıkan bir başka mesele daha vardı.

"Görünen o ki Hydra henüz harekete geçmemiş."

Şuvalts dikiz aynasından gözlerini Alice’e dikerek göz ucuyla baktı.

"Hazretleri’nin yakın takibindeler. Seçkin muhafızlar üzerlerinden gözlerini ayırmıyor, nitekim Leydi Sisbell’in kaçırılmasının arkasında da onlar vardı," dedi Şuvalts. "Güneş Kulesi’nden tek bir kişi bile ayrılmadı. Ne liderleri Talisman ne de Prenses Mizerhyby."

"...Acaba sadece umursamıyorlar mı?"

Hydra’nın tek amacı meclis seçimini kazanmaktı. Asıl hedefleri tahtı ele geçirip bir sonraki kraliçeyi seçmekti; bu yüzden Kurucu’nun veya İmparatorluk güçlerinin çıkaracağı kargaşa muhtemelen umurlarında bile değildi. Hatta Kurucu ile İmparatorluk’un birbirini yok etmesini içten içe arzuluyor olmalıydılar.

"Hydra’yı Hazretleri’ne bırakabiliriz," dedi Alice. "Asıl baş belası Zoa olacak."

Evet. Kissing’i yanlarına alan Lord Mask ve tüm Zoa ailesi en büyük sorunu çıkaracaktı.

Zoa’nın en büyük arzusu İmparatorluk’u yok etmekti.

Kurucu’nun Uyanması onlar için yüzyılda bir gelecek bir fırsattı.

Ve onlar çoktan hamlelerini yapmışlardı.

"Hazretleri az önce bildirdi; Lord Mask ve Kissing, Ay Kulesi’nde olmalarına rağmen toplantıya katılmamışlar."

Kurucu’nun peşinden gitmek için saraydan ayrılmış olmalıydılar.

Zoa ailesi, Büyük Cadı’nın intikam hırsından yararlanmak için yola çıkmıştı. Görünüşe göre İmparatorluk güçlerince esir alınan hane reisleri Growley’yi kurtarma bahanesini öne sürüyorlardı fakat bu sadece topyekün bir savaş başlatmak için bir kılıftı.

İmparatorluk ile topyekün bir savaş mı istiyorlardı?

Elbette. Bu, son bir yüzyıldır tüm büyücülerin en büyük arzusu değil miydi zaten?

İmparatorluk’a çıkış sırasına göre varacaklardı. Yüce Kurucu muhtemelen en hızlısı olacaktı, ardından Lord Mask ve Kissing gelecekti ve Alice en son orada olacaktı.

"Hızlı olmalıyız Şuvalts," diye üsteledi.

Sürücüyü sıkıştırmak için söylemiyordu bunu. Kendine hatırlatmak için, zihninde tekrar tekrar yankılandığı için söylüyordu.

"Harcayacak tek bir anımız bile yok."

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.