"Durun! Usta, bekleyin dedim!"
Siyah saçlı Iska adındaki çocuk, soğukta beyaz buğular saçan nefesini dışarı vererek önünden yürüyüp giden adamın peşinden koştu.
Kıtasal demiryolunun son istasyonu gün batımının kızıl renklerine bürünmüştü. Koridorda gelip geçen yolcuların arasında Iska ne kadar hızlı koşarsa koşsun bir türlü adama yetişemiyordu. Adamın temposuna ayak uydurması imkansızdı. On bir yaşındaki bu küçük çocuğun yanında, usta diye hitap ettiği adamın boyu bir seksenin üzerindeydi.
"Hep böyle yapıp beni arkada bırakıyorsunuz!"
Adam olduğu yerde durdu, arkasına döndü. "Arka mı? Kim kimi arkada bırakıyormuş?"
"Siz! Beni bırakıp gidiyorsunuz!"
"..."
"Farkında değil misiniz gerçekten?"
"Sadece dalmışım," diye karşılık verdi adam.
Çocuk derin bir iç çekti. Eğitmeninin en ufak bir suçluluk belirtisi göstermemesi karşısında omuzları çöktü. Zaten hep böyleydi. Ustası, aklı her zaman beş karış havada gezen, dünyadan bihaber bir gezgindi. Iska ne zaman adamın kendisine dişe dokunur bir şeyler anlatacağını sansa, eline her defasında yarım yamalak yanıtlar tutuşturulurdu.
Fakat bu adam, aynı zamanda İmparatorluk içindeki en güçlü kılıç ustasıydı.
Crossweil Nes Lebeaxgate. İnce ve tek bir gram fazlalığı dahi olmayan heybetli bedenini örten uzun kasketli paltosuyla orada öylece duruyordu. Eskiden Aziz Müritler birliğine liderlik ettiği dönemlerde Kara Çelik Gladyatörü unvanıyla anılırdı ancak şimdilerde o günlerden pek bahsetmezdi. Kendisinin söylediğine bakılırsa bu durum geçmişini gizleme isteğinden değil, tamamen üşengeçliğinden kaynaklanıyordu.
"Vale Cumhuriyeti yönüne gidecek özel ekspres treni birazdan hareket edecektir. Biletli yolcularımızın perondaki yerlerini almaları rica olunur."
"Şey, usta?" Anonsu dinleyen Iska başını kaldırıp adama baktı. "Biz niye trene biniyoruz ki?"
Iska bir tatile mi çıktıklarını yoksa bir göreve mi gittiklerini halen kavrayabilmiş değildi. Daha dün aniden bir yolculuğa çıkacakları söylenmişti. Hazırlık yapmak sorun değildi fakat ustasının bu yolculukla neyi amaçladığını her zamanki gibi henüz öğrenememişti.
"İmparatorluk sınırlarından çıkınca ne yapacağız?" diye sordu.
"Dışarıdaki hayatın nasıl bir şey olduğunu öğreneceğiz," dedi Crossweil sade bir dille.
"Bunu bilmek ne işimize yarayacak ki?"
"..."
İmparatorluk topraklarının en güçlü kılıç ustası gözlerini istasyonun tavanına dikti.
"Bunu yapıyoruz çünkü sen henüz bir cadının gerçekte ne demek olduğunu bilmiyorsun," dedi.
"...Biraz biliyorum ama."
İmparatorluk içinde cadının ne olduğunu bilmeyen tek bir kişi bile yoktu. Astral güç denilen o gizemli ve açıklanamaz enerji tarafından ele geçirilmiş eski insanlardı onlar. Cadılar, bu astral gücü diledikleri gibi kullanabilen korkunç varlıklardı. Kötücül ve saldırgandılar; İmparatorluk'tan nefret ederlerdi.
Iska'nın zihnindeki tablo bundan ibaretti.
Tabii bu sadece onun kendi fikriydi çünkü Iska hayatında tek bir cadıyla bile yüz yüze konuşmamıştı. Bildiği her şeyi kulaktan dolma hikayelerden öğrenmişti.
"Cadılar hakkındaki düşüncelerinin tamamen yanlış olduğunu söyleyemem," dedi adam. "Ama gerçekler sadece bundan ibaret değil."
Eğitmeni, istasyonda koşturan insanlara şöyle bir göz gezdirdi.
"İmparatorluk'ta cadılar hakkında anlatılan efsaneler yalnızca küçük bir kesim için geçerli. Büyük Cadı Nebulis gibi istisnalar dışında tabii. Cadıların yüzde doksanı sıradan bir insandan farksızdır. Iska, bu istasyonda yürüyen insanlar hakkında ne düşünüyorsun?"
"Sıradan insanlar işte..."
Trene binen iş adamlarını, gezintiye çıkmış aileleri görüyordu. Hepsi de gözüne gayet normal geliyordu.
"Aralarında cadıların ve büyücülerin olma ihtimali çok yüksek. Ama hepsi herhangi bir İmparatorluk vatandaşıyla birebir aynı görünüyor. Sence aralarında kötücül duran biri var mı?"
"Yok."
"Anlayacağın, İmparatorluk'ta anlatılan diğer tüm hikayeler ne kadar gerçekse bu da o kadar gerçek. Şu an gözlerinle gördüğün her şey sonuna kadar gerçek. İki tarafı da zihninde tutsan iyi edersin."
"......Anladım."
Iska yalan söylüyordu. Hiçbir şey anladığı yoktu. Ne de olsa onun gözünde cadılar korkutucu yaratıklardan başka bir şey değildi.
Elbette ustasının öğütlerini benimsemek için elinden geleni yapıyordu fakat İmparatorluk'ta doğup büyüdüğü için zihnine kazınan o ön yargıları bir kalemde silip atamıyordu.
"Zamanı gelince öğreneceksin," dedi adam. "Zaten bunca yolu katetmemizin tek sebebi de bu."
"......Peki, usta."
Eğitmeninin asıl niyetini ise...
Iska ancak uzun yıllar sonra kendi gözleriyle görecek ve gerçekten anlayabilecekti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.