Doğum günü.
Şafak sökerken binlerce cadı ve büyücü yollara düşecekti.
Yunmelngen, bütün gece gözünü bile kırpmadan yatağında uzanmış, güneşin doğuşunu izliyordu.
“Crow…”
Yatağının hemen yanındaki haberleşme cihazını eline aldı. Dostunu aramak istiyordu. Crossweil ile konuşacak bir şeyler, herhangi bir konu bulmaya çalıştı. Sadece arkadaşının sesini duymaya ihtiyacı vardı.
Fakat nafileydi.
Crossweil diğerleriyle birlikte çoktan ilk trenle yola çıkmıştı bile.
O tren doğrudan sınıra gidiyordu. Sınıra ulaşıp kimlik ibraz edebilirse İmparatorluk topraklarını terk etmek işten bile değildi. Bu durum, astral güç tarafından ele geçirilmiş cadılar ve büyücüler için dahi geçerliydi.
“Astral güç bulaşmış olanların ayrılmasını yasaklayan bir kanun yok. Sınır askerleriyle bir sorun yaşamadıkları sürece tabii. Umarım her şey yolunda gider, Crow.”
Can sıkıcı bir durumdu. Neden tam da şimdi uyanıktı ki? Keşke birkaç gün önceki gibi bilinci kapalı olsaydı. Son birkaç saatini, elinden hiçbir şey gelmeden Crow için endişelenerek, azap içinde geçirmişti.
“Ah... Biliyorum, bu hiç bana göre değil. Bir Veliaht Prens, halktan biri için bu kadar yanıp tutuşmamalı.”
Haberleşme cihazını yatağın köşesine fırlattı. Cihazı taşımak bile ağır geliyordu. İmkansız olduğunu bilse de yatakta dinlenmeye çalışarak yüzünü yastığa gömdü.
“...?”
Yunmelngen’in insanüstü duyusu tuhaf bir ses yakaladı.
Koşan pek çok kişinin ayak sesleriydi bunlar. Sadece aceleleri yoktu; adımlar, sanki birine gizlice yaklaşıyorlarmış gibi kasten boğuklaşıyordu. Sesler tam Yunmelngen’in odasının önünde kesildi.
“Veliaht Prens Hazretleri.” Sesi tanıyamamıştı. “Bugünkü fiziksel muayeneniz için geldik. Kapıyı açabilir miyim?”
İçinde kötü bir his vardı. Gümüş rengi kürkleri diken diken oldu, daha önce hiç tatmadığı bir ürperti tüm vücudunu sardı. Cevap verdi:
“Hayır.”
“Neden efendim?”
“Bugün kendimi iyi hissetmiyorum. Yataktan kalkacak halim yok, o yüzden muayene yarın yapılsın.”
“İşte tam da bu yüzden şimdi yapılması gerekiyor. Lütfen kapıyı açar mısınız?”
“Siz de kimsiniz?”
Dışarıdaki tek bir kişi değildi, birkaç kişiydiler. Kapının önünde gizlenmeye çalışan pek çok kişinin varlığını sezebiliyordu.
“Tekrar söylüyorum. Kendimi iyi hissetmiyorum. Başıma gelenlerden beri dengemin yerinde olmadığını biliyor olmalısınız. Eğer ille de—?!”
Kapı büyük bir gürültüyle patladı. Kalın, mekanik kapı yerinden sökülüp fırlamıştı.
“Bomba mı?!”
Neden? Durumu sorgulamaya vakit bulamadan yataktan fırladı. Odanın içine dolan dumanların ve isin arasından birkaç silüet içeri daldı. Kimliklerini gizlemek için gözlük takmış silahlı bir gruptu bu. Ne imparatorluk askerlerine ne de muhafızlara benziyorlardı. Öyleyse kimdi bunlar?
“Siz paralı askerler de nereden çıktınız?!”
“...”
Hepsi birden, bir ayıyı bile tek hamlede yere serebilecek kadar büyük silahlarını tek kelime etmeden ona doğrulttu. Yunmelngen’in kaçamayacağı kadar yakın bir mesafedeydiler.
“Elveda.”
Veliaht Prens’in odasının duvarlarına parlak, mor bir kan sıçradı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.