Kendini Izuko Gaen olarak tanıttı.
Minicik bedeninde bol kıyafetleri öylesine rahat duruyordu ki... Elbette ona "genç hanım" demem, Episode'un yaşını bir türlü kestiremediğimden, yaş tahmin etme yeteneğime pek güvenmediğim bir zamana denk geliyordu. Yirmili yaşlarında deseniz inanırım, ama Bay Oshino'nun kıdemlisi ise otuzun üzerinde olması gerekirdi. Dürüst olmak gerekirse, onu genç bir kız olarak da görebilirdim.
Aslında, tüm bu spekülasyonlardan sonra söylemeliyim ki, yaşını belirlemeye çalışmanın anlamsızlığını hissettiren bir dinginliğe sahipti; onda ayrıksı bir hava vardı. Usta bir sanat eserine bakıp hemen yapım yılını, kökenini veya yaratıcısını düşünmenin kabalık ve anlamsızlığı gibi, o da bu tür soruları geçersiz kılıyordu.
Bu anlamda, salaş elbise üzerinde tam da ona göre duruyordu. S beden bir vücutta XL beden kıyafetler giyen sıradan bir insan, yalnızca pasaklı bir izlenim bırakabilirdi, ama dürüst olmak gerekirse, o zarif görünüyordu. Yana yatık bir beyzbol şapkası takmış, spor ayakkabılarının topukları basılmıştı ama bu hiç de uygunsuz veya zevksiz gelmiyordu insana. Hepsi onun kendine özgü tarzına kusursuzca uyuyordu.
***
"Hey, 'Sode, buluşma noktamıza gelmen bir ömür sürdü, ben de seni almaya geleyim dedim. Şimdi buradayım ve anlaşılan bir kıza asılıyordun? Yoluna çıktıysam kusura bakma."
İşte böyle selamladı.
Cana yakın bir gülümsemeyle konuştu.
Konuşma tarzında tuhaf bir şey vardı; sanki kendi eylemlerini an be an yorumluyordu.
Gülümsemesini bu tuhaflığı örtmek için kullanıyor gibiydi.
"Hmm? Aman Tanrım, bu genç hanım da..."
Sonra bana baktı.
"Tsubasa... Hanekawa mıydı?"
"Ah, evet..."
Adımı ben söylemeden duymak beni şaşırtmıştı.
Bir yandan, Episode'un onun Bay Oshino'nun kıdemlisi olduğunu söylemesi beni zaten şaşırtmıştı. Fakat küçük Episode'dan veya Bay Oshino'dan beni duymuş olsa bile, bu "vampir görüşü" gibi bir şeye sahip değilse, kesik saçlarımla beni Tsubasa Hanekawa olarak tanımasının imkânı yoktu.
"Evet, benim?"
"Vay canına, ne sürpriz. İyi ki bir anlık hevesle buraya gelmeye karar vermişim, Tsubasa, seninle tanışmak nasip oldu. Mèmè sana muhtemelen söylememiştir ama üniversitede ondan kıdemliydim, adım Izuko Gaen. Bana hep 'kıdemlim' derdi. Hayatımda insanların bana böyle hitap ettiği pek çok durum var."
Böyle dedi işte.
Gerçekten de tuhaf bir konuşma tarzı vardı.
Ve tuhaf bir kendini tanıtmaydı.
"Lütfen buna 'asılmak' demeyin, Bayan Gaen, sadece tanıdık bir yüzle karşılaştım ve ikimiz de anıları yâd ediyorduk, hepsi bu," diye şikâyet etti Episode (gerçi konuşmamız hakkında "hepsi bu" demesine şaşırmıştım). Bayan Gaen ise, "Pekâlâ, o da fark etmez," diye yanıtladı.
Gerçekten de onun için fark etmiyor gibiydi.
***
"Peki, anı yâd etmeniz falan bittiyse, gidelim mi artık? Zaman akıp gidiyor ve biz zamana karşı yarışıyoruz. Yotsugi de muhtemelen gelecek ama onu bekleyemeyiz."
"Yotsugi mi? Kim o?"
"Kim olduğu önemli değil, senin için değil, 'Sode. Ama bazıları için durum böyle değil, mesela benim için değil. Doğrusunu söylemek gerekirse, keşke Mèmè ya da Deishu burada olsaydı. Ama ikisi de ne kadar da başıboş. Bu arada, Yotsugi'nin burada olmasını hiç istemiyorum, hiç."
"Konuşurken gerçekten sadece kendini düşünebiliyorsun, değil mi? Sanki konuştuğun herkes senin bildiğin her şeyi biliyormuş gibi varsayıyorsun."
Episode dehşete düştüğünü gizlemeye bile çalışmadı ama Bayan Gaen bunu hiç umursamadan bana döndü.
"Hey, Tsubasa," dedi. Konuşması fazlasıyla serbestti. "Biliyorum ki normalde sizinle 'Sode arasındaki bu sohbete yavaşça sızıp, belki bir otomat'tan size iki soda almam, bu durumda yetişkin olarak davranmam gerekir ama koşullar az önce anlattığım gibi. Üzgünüm, ama 'Sode'u yanıma alıyorum."
"Ah... Tamam."
Benim için sorun yoktu.
Aslında, onu alıp gitse içimi çekerdim. Her şeye rağmen bana hâlâ korkutucu geliyordu (aslında beni neredeyse öldürdüğü zamana dair tüm anılarımı kaybetmiştim ama vücudum hâlâ hatırlıyor olmalıydı. Midem bulanıyordu) ve ben de yolculuğumu tamamlayıp okula gitmeliydim.
Bana soda ısmarlaması işleri daha da karıştırırdı.
"Yani bu kaplan sorununda sana da yardım edemem. Kendi başının çaresine bak, tamam mı?"
"Ne?"
Benim kaplan sorunum mu?
Dur... Nereden biliyordu?
Daha önce Episode'a laf arasında bahsettiğimi duymuş olabilir miydi? Hayır, mesafeye bakılırsa bu doğal değildi.
Adımı doğru bilmesine kıyasla, bu neredeyse başka bir boyuttan gelen bir tuhaflıktı.
Zihnimi okumuş gibi değildi.
Onunla konuşurken bu konuyu tek bir kez bile düşünmemiştim.
"Hm? Neden bu tuhaf ifade? Kaplanı bildiğim için bu kadar şaşırmış olamazsın. Bilmediğim hiçbir şey yoktur."
"Bilmediğin hiçbir şey mi yok?"
"Evet," dedi, "her şeyi biliyorum."
Özgüven doluydu.
Sanki gerçekten her şeyi biliyormuş gibi...
Sanki tüm hikâyeye hâkimmiş gibi.
***
"Neyse, bugün ya da yarın kaplanla yüzleşeceksin muhtemelen. Bu eşsiz ve her şeye gücü yeten anormalliğe 'Kako', yani 'Zalim Kaplan' adını vereceksin ama kimse sana bu konuda yardım edemeyecek. Kimse seni kurtaramayacak. Çünkü bu sorun senin kendi sorunun. Benim sorunum değil, elbette âşık olduğun çocuğun da sorunu değil."
"N-ne..."
Ne biliyorsun, demeye başlamıştım ki sözcükler boğazımda düğümlendi.
Âşık olduğum çocuk mu?
"Koyomi Araragi'den bahsediyorum. Sakın bana bunu bilmediğini söyleme?" dedi Bayan Gaen, sanki en doğal şeymiş, sağduyuymuş gibi; sanki benim dışımdaki her insan tarafından bilinen bir şeymiş gibi.
Ve aslında...
"Hiçbir şey bilmiyorsun, Tsubasa, değil mi?" diye suçladı, sanki benimle alay ediyor, beni küçümsüyormuş gibi.
Bana acıyormuş gibi, benimle empati kuruyormuş gibi.
Sanki zavallı küçük bir çocuğa bakıyormuş gibi.
Böyle dedi.
"Hiçbir şey bilmediğini bile bilmiyorsun. Basit olmanın bilgeliği değil, basit olmanın basitliği... Kalın kafalı ve safsın. Ahaha, 'kalın kafalı ve saf' biraz yaramazca geliyor, sanki dolgun vücudundan bahsediyormuşum gibi. Zayıf biri olarak oldukça kıskanıyorum."
"..."
"Gerçi, belki de basit olmanın bilgeliği olmadan daha iyisindir... Beyinsiz korkuluğun aptallığının dayanılmaz gerçeğinden nasıl yakındığını hatırlıyor musun?"
"Ne..." dedim.
Sesim titriyordu.
Sesimin neden titrediğini bilmiyordum.
Bahar tatilinde Episode ile karşılaştığımda bile sesim, vücudum bu kadar kötü titrememişti.
"Benim hakkımda ne biliyorsun?"
"Her şeyi biliyorum. Ve bu yüzden."
"Her şeyi biliyorum," diye tekrarladı Bayan Gaen.
Tekrar tekrar.
Sanki geçmişte defalarca tekrarlamış gibi.
Sanki "günaydın" ya da "iyi geceler" ya da "teşekkür ederim" ya da "rica ederim" der gibi.
Tekrarladı.
Ve tekrarladı.
Sonra tekrar tekrarladı.
***
"Hiçbir şey bilmediğini bile biliyorum. Ama utanılacak bir şey değil bu, çünkü bu dünyada hiçbir insan hiçbir şey bilmiyor. İnsanlar bilmeden yaşamaya çalışır. Sen bir istisna değilsin, özel değilsin."
"Bir istisna değilim... Özel değilim."
"Bunu duymak seni mutlu ediyor, değil mi?" dedi Bayan Gaen, hâlâ benimle alay ediyormuş gibi. "Biliyorum."
"..."
"Ve tabii ki, o terk edilmiş dershane'nin kalıntılarının, Mèmè'nin de dâhil olduğu hepinizin kalbinde bir yeri olması gereken o mekânın dün gece yandığını da gayet iyi biliyorum... Ah, bu da henüz bilmediğin başka bir bilgi parçası mı? Benim hiçbir şey bilmeyen sevimli küçük Tsubasa'm."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.