Ateşten Doğan

Ben bir kaplanım. Adım: Zorba Kaplan.

Nerede doğduğuma dair bir fikrim var, ama hatırladığım tek şey karanlık, nemli bir yerde hıçkırıklar ve ağlamalar görmemdi. Yalnızca kıskançlıktan değil, tüm karanlık duygulardan yaratıldım.

Ben karanlığın bir ürünüyüm.

Gözlerini kaçırmak isteyeceğin türden bir karanlık.

Ama ne olduğum, adımın ne olduğu, nerede doğduğum, neden yaratıldığım benim için önemli değil.

Aslında, Zorba Kaplan adı neredeyse bir baş belası. Derler ki, ölü bir kaplan derisini, ölü insanlar ise adlarını bırakır geride. Ama ben karanlıktan ibaretim, başlangıçtan beri zaten ölü gibiyim ve ne bir ad ne de bir deri bırakmaya niyetim var.

Tek bir kor bile bırakmaya niyetim yok.

Tek bir direk ya da gönderi bile bırakmayan azgın bir ateş gibi.

Her şeyi yakıp kül edeceğim.

Önem verdiğim tek şey, içimdeki bu kızgın, yanan yükümlülük.

Bu zorba kaplan geçmişi umursamaz.

Yakmalıyım. Yakmalıyım.

Neyi yakmalı?

Her şeyi.


Bu dünyaya doğduğum anın ardından, beni getiren annemi gördüm.

Hayır, belki de ikiz kız kardeşimi demeliyim.

Göğsümde yanan alevler, bu kız kardeşimden geliyor gibi görünüyor—güçlü, bilge, korkutucu, narin, bembeyaz kız kardeşimden.

Masum ve lekesiz. Beyaz, şeffaf bir beyazlık.

Bana hiç benzemeyen güzel kız kardeşim.

Gerçekten de güzeldi.

O güzellik.

O beyazlık. Onu koruyanın ben olduğumu düşündüğümde—gurur duyuyorum.

Ama bunun hiçbir önemi yok.

Kıvılcım her şey olabilir.

Ateş her şekilde büyüyebilir.

Sahip olduğum tek ve yegane şey bu yükümlülük.

Onun sake'i için bir şey yaptığıma dair bir duyum olmasa da, tıpkı ondan aynı şekilde doğan kedinin dediği gibi, ona zarar vermeye de niyetim yok.

Ne bir geçmişim ne de bir motivasyonum var.

Bir alevden ibaret olduğum söylenebilir.

Ben beyaz bir alevim.

Bana ne bilinç ne de irade verildi. Düşüncelerimi dile getiriyor gibi görünsem de, yalnızca numara yapıyorum, yalnızca taklit ediyorum.

Ben doğal bir olguyu.

Sadece yanması gerekeni yakarım.

Hayır.

Bu dünyada yanmayacak hiçbir şey yok.

Her şeyi yakmalıyım.


İçten içe her şeyi kıskanıyorum.

Babaları, anneleri, arkadaşları, astları kıskanıyorum.

Yok olmalılar.

Kaybolmalılar.

Acı çekmeliler, feryat etmeliler, moral bozukluğu hissetmeliler.

Yas tutmalılar, bitkin düşmeliler, değersiz hissetmeliler.

Ağlamalılar.

Benim gibi ağlamalılar.

Belki o gözyaşları alevleri dindirmeye yardımcı olur.

Şimdi, bu akşam neyi yakmalıyım?

Her şey zamanla alevlere teslim olsa da, hala uyulması gereken bir düzen var.

Hala bir süreç var.

Öyleyse şimdilik, sıradaki bu bina olacak.

Bunu düşündüğümde, hayır, düşünmeden önce bile, zaten oradaydım.

İradem yok. Niyetim yok.

Ben buyum.

Bu benim.

Oraya önce veya sonra varmak diye bir şey yok.

Her yerde beliririm.

Alevlerim her yere yayılır.

Hedefe dikkatlice baktım, onu inceliyordum.

Hm.

Anlıyorum.

Bir evden ya da binadan daha kolay yanacak gibiydi.

Ama kolay ya da zor olması fark etmezdi, hepsi aynıydı.

Bir hedef edindikten sonra tereddüt anlamsızdı.

Her şey aynıydı.

Her şeyi bilmiyorum.

Ama her şey yanar.

Ağzımı ardına kadar açtım, dişlerimi gösterdim.

Ve sonra alevler.

Alevler—

“Miyav!”

İşte o an, benimle hedefimin arasında—bir kedi duruyordu.

Tek bir gümüşi yavru kedi, sanki kanatları varmış gibi gökyüzünden uçarak geldi ve yoluma çıkmış gibiydi.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.