Elli metre kadar yürüdükten sonra bacaklarımdaki derman bir anda kesildi ve kendimi pirinç tarlalarının arasındaki toprak yola bırakıverdim.
Mashiro-chan, kahramanca omzunu bana dayayıp endişeyle sordu. "S-Sumire-sensei? İyi misiniz?"
"Ha ha! İyiyim, iyiyim! Merak etme. Ama kabul et, sağlam bir patron savaşıydı..." Onu rahatlatmak için elimi havada salladım ama gözlerindeki o huzursuz ifade bir türlü silinmedi.
"Özür dilerim, Sumire-sensei."
"Ne için?"
"Eğer dedenizin sorusuna cevap verip illüstratör olmak istediğinizi söyleseydiniz belki size izin verirdi. Benim yüzümden, ben burnumu sokmaya çalıştığım için..." Mashiro-chan’ın narin omuzları çöktü.
Hiçbir suçu olmamasına rağmen kendini suçluyordu. Yapısı böyleydi işte. Yanında kendini rahat hissetmediği sürece kimseyi eleştiremez, suçu hep kendinde arardı.
"Takma kafana. Aksine, o çıkışın beni çok mutlu etti. Benim gelmiş geçmiş en iyi öğretmen olduğumu söyledin!"
"H-Hemen gaza gelmeyin. Eğer şimdi Shikibu’ya dönüşürseniz asıl o zaman görürsünüz gününüzü!"
"Oy, senin bu tsundere hallerin de ne tatlıymış böyle!"
"D-Dolanıp durmayın bana! Ciddi bir şey konuşmaya çalışıyorum!" Mashiro-chan bir eliyle kafamı itti. Utanınca da ayrı bir sevimli oluyordu! Hep böyle tatlı kalsın istiyordum ama belki de sadece bencillik ediyordum.
"Heh. Neyse, endişelenmene gerek yok. Zaten başka şansım yoktu, olanı yapmak zorundaydım."
"Neden?"
"Eğer orada beni kabul etseydi, bütün ailem hobilerimi öğrenecekti, değil mi?"
"Ama elinde zaten onca kanıt var."
"Fark etmez. Gördüğün gibi dedemin görev bilinci çok yüksektir. Benim bizzat itiraf etmediğim bir şeyi sağa sola yayması imkansız. Annemle babam zaten uzun zamandır biliyormuş, onlara yapacak bir şey yok. Ama Midori-chan veya diğer akrabalarım duyarsa yerin dibine girerim."
"Sırf yerin dibine girmemek için mi? Sırf utandığınız için mi dedenize kafa tutup bağları koparmayı göze aldınız?"
"Evet. İnsanların gerçekte kim olduğunuzu öğrenmesi korkutucu bir şey, değil mi? Aşırı tepki verdiğimi falan düşünmüyorum."
Bana gayet mantıklı geliyordu, eminim çoğu insan da bana hak verirdi. Bu yüzden Mashiro-chan’a durumu olduğu gibi, en sade haliyle anlattım.
"Sumire-sensei..."
Güldüm. "Hadi ama, biz yalancılar birbirimize sahip çıkmalıyız. Umarım uzun, upuzun bir süre boyunca bunu yapmaya devam ederiz!" Mashiro-chan’ın yüzündeki o tereddüdü silip atmak istercesine ona sıkıca sarıldım.
Hassas bir Pamuk Prenses gibiydi; dışı dikenli ama içi yumuşacık bir deniz kestanesi. Madem sonunda bir öğretmen olup çıkmıştım, en azından mezun olana kadar ona göz kulak olmalıydım. Kollarımın arasındaki sıcaklığını hissederken kendi kendime verdiğim söz buydu.
Cebimdeki telefon titredi. Kageishi grup sohbetinden çıkarıldığıma dair bir bildirim gelmişti. Artık göremediğim grup geçmişini düşündüm bir an; tuhaftır ki bu kayıp beni üzmekten ziyade hafifletmişti. Gülümsedim. Belki tam anlamıyla mutlu bir gülüş değildi ama yine de gülümsedim.
Sonra derin bir iç çektim.
"Sanırım ben de şu meşhur ergenlik asiliğine yakalandım, ha?"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.