"Neler çevirdiğini anlatacak mısın artık?"
"Ne çeviriyormuşum?"
"Teslim tarihine bu kadar az kalmışken herkesin yan gelip yatmasına izin verdin. Bu hiç normal değil."
"Değil, haklısın."
Kısa bir süre önce My Honey’nin heyecan dolu final bölümünü hep birlikte sonuna kadar izlemiştik. Kahve içmek için oturma odasının mutfak kısmına geçmiştim ki Canary çatık kaşlarla yanımda bitti.
Ona neredeyse özür dilercesine gülümsedim. "O tipler pek normal sayılmazlar, değil mi? Sanki birbirlerine hiç uymuyor gibiler."
"Birbirlerini seviyorlar mı yoksa birbirlerinden nefret mi ediyorlar, kestiremiyorum."
"Öyle. Ne demek istediğini çok iyi anlıyorum."
Bir ekibi yönetmenin en verimli yolu, ideallerinin uyuştuğundan emin olmak, önlerine bir hedef koymak ve bu hedef doğrultusunda sıkı çalışmalarını sağlamaktır. Gruba yeni birini dahil ettiğinizde eğer değer yargıları farklıysa, adamın her şeye dair kaçınılmaz şikayetlerini çözmeye o kadar çok çaba harcarsınız ki sadece ekibin ilerleyişi durma noktasına gelmez... liderliğiniz de sarsılır. Yeni gelen arkadaş için üzücü olsa da yapılacak en iyi şey onu kapının önüne koymak ve ekibe gerçekten uyum sağlayacak birini bulmak için destansı bir göreve çıkmaktır.
Ancak bunların hiçbiri 05. Kat İttifakı için geçerli değildi.
"Hepimiz birbirimizle tamamen uyumsuzuz. Ama her nasılsa, kapalı bir kutu gibi, bir şekilde işliyor işte. Biz buyuz."
"Kendi grubunun iç işleyişini bilmediğini mi söylüyorsun?"
"Evet. Nasıl olduğunu bilmiyorum ama yürüyor işte. Muhtemelde nedeni, az önce gördüğün gibi, her gün beraber aynı animeleri izleyip aynı oyunları oynamamız ve farklı fikirlerimizi paylaşmaktan korkmamamızdır. Şu an bulunduğumuz nokta, sanırım tüm bunların bir birikimi."
"Murasaki Shikibu-sensei’nin tembelliği ve Makigai Namako-sensei’nin sadece LIME üzerinden katılması... Tüm bunlar da mı size sonuç getiriyor?"
"Kesin bir şey diyemem ama muhtemelen."
Canary elinden animesini, mangasını, oyunlarını ve diğer eğlencelerini aldığında Murasaki Shikibu-sensei illüstrasyonlarına odaklanabilmişti. Canary, insani arzuları ve bunların kaynağını tamamen çözmüştü; onun rehberliği sayesinde Makigai Namako-sensei inanılmaz bir senaryo ortaya koyabilmişti.
Ancak bunlar projeyi tamamlamak için yeterli değildi; Koyagi: When They Cry için kusursuz bir güncelleme hazırlamaya yetmemişti. Ortada eksik olan hayati bir malzeme vardı: 05. Kat İttifakı’nın birlikte büyütüp paylaştığı o benzersiz ve tarif edilemez eğlence anlayışı.
"Bu aşamada İttifak’a sunabileceğim pek bir şey yok. Ama orada duran o görünmez bir şeyler, beraber yarattığımız o şey... Ben olmadan asla aynı olmazdı. Çünkü ben de bir İttifak üyesiyim."
"Anlıyorum. Cevabını bulmuşsun." Canary tezgaha yaslandı, şarap kadehinden bir yudum aldı ve dudaklarına yayılan olgun bir gülümsemeyle şarabı ağzında gezdirdi. Bakışlarını kadehin içinde yavaşça çalkalanan kırmızı sıvıya indirdi.
Ona dönüp başımla selam verdim. "Teşekkür ederim."
"Teşekkür edilmek istemiyorum, cik. Kaybettim. Hem de epey zavallıca."
"Zaten hiç kazanmak istememiştin, değil mi? Bu yarışmayı sadece neyi fark etmem gerekiyorsa onu anlamamı sağlamak için başlattın."
Canary cevap vermedi.
Yanılıyor olsam bile şimdi emin olduğum bir şey vardı. Eğer ekibimi elimden çekip almak isteseydi, beni ezmek için sayısız ve çok daha verimli yolu vardı. Yaz tatilimizden çalmak istemiyormuş gibi yapıp kendine bir haftalık saçma bir mühlet tanımasını gerektirmeyecek yollar... O teslim tarihi konulduğu an, kötü bir niyeti olmadığı zaten belliydi.
"Bana İttifak’a ne katabileceğimi düşünmemi söylemiştin. Sayende durumu tekrar değerlendirebildim ve bizi 'biz' yapan şeyin ne olduğunu anladım."
"Yine de tetikte olman lazım."
"Biliyorum. Bir cevabım var diye omuz silkip her zamanki gibi devam etmenin bir anlamı yok."
Bu bir matematik problemi de değildi. Ortada tek bir doğru cevap olmayacaktı. İttifak’a liderlik ettiğim sürece sürekli üzerine kafa yormam gereken bir soruydu bu.
Canary yorgun bir kahkaha attı. "Zeki bir kazsın. Madem işleri bu kadar çözdün, bana söyleyecek laf kalmadı demektir."
Teslim tarihine yetişmek için geçen hafta boyunca kendini ne kadar zorladığı yüzünden okunuyordu.
"Peki ama neden tüm bunları yaptın? Neden büyümemi istedin?"
"Eh. Tam olarak senin için yapmadım." O kadar da yufka yürekli biri olmadığını hatırlatmak istercesine gülümsedi. "Burnumu Makigai-sensei hatırına soktum. Bir de kendim için."
"Yani..."
"Makigai-sensei için romanları ikinci planda; kalbinin yarısı tamamen İttifak’a adanmış durumda. Eğer bu grubun güçlenmesine yardım edersem, bu onun marka değerini de artırır, cik."
"Şu an UZA Bunko’daki başarısına güvenip itibar kazanan biziz. Hep bir gün sana bunun karşılığını ödemek istediğimi düşünmüşümdür."
"Bunun karşılığını en başta Makigai-sensei’nin vaktini parsellemeyerek ödeyebilirdin, cik."
"Sanırım bu konuda pek de haksız sayılmazsın."
Ses tonundaki hafif sertlik beni bir an duraksattı ama sonraki saniye yine gülümsedi; muhtemelen ciddi değildi.
"Hemen yelkenleri suya indirme. Makigai-sensei kendi istediği için seninle çalışıyor."
"Bunu duyduğuma sevindim, müteşekkirim."
"Eğer gerçekten o kadar müteşekkirsen bana bir iyilik yapar mısın?"
"İyilik mi? Yani, yapabileceğim bir şeyse tabii..."
"Yani her şeyi yaparsın, değil mi?"
"Hayır, öyle bir şey demedim," diye cevap verdim, yüzümdeki ciddi ifadeyi bozmamaya çalışarak.
Şaka yaptığını biliyordum, özellikle de üzerine gitmediği için; ama içimden bir ses onun gibi bir editöre böyle kesin bir söz vermenin pek akıllıca bir hamle olmadığını söylüyordu.
Canary cebinden ince bir kart çıkardı. Avuç içine sığacak kadar küçüktü. Kartı parmaklarının arasında tutup köşesine bir öpücük kondurduktan sonra bana uzattı.
"Benim uşağım olmak ister misin?"
"Affedersiniz?"
"Senin ve İttifak’ın bir araya gelişini izlemek, seni ilk gördüğümden beri aklımda olan bir fikri kesinleştirdi, cik. Eğer UZA Bunko’ya katılıp benimle birlikte canını dişine takarak çalışırsan... on yıla kalmaz Imperial Books’u tamamen yerle bir ederiz."
Bana uzattığı kart, bir UZA Bunko çalışanına ait kartvizitti. Üzerinde yazan isim Hoshino Kana’ydı.
"Kiraboshi Kanaria, on yedi yaşında. Gerçek adı Hoshino Kana. Bu kartı sadece hak eden kişilere veririm. Ne diyorsun?"
Canary’nin gözlerinde bir alay kırıntısı aradım ama yoktu. Ciddiydi.
Objektif olarak bakıldığında bu inanılmaz bir fırsattı. Imperial Books seviyesinde olmasa da hit yazar Makigai Namako ile bağlantılı, yükselişte olan bir yayıneviydi. Bu fırsatı bana sunan kadın ise o yayınevinin bireysel düzeyde olağanüstü işler başarmış yıldız editörüydü. Sektöre gözünü dikmiş herhangi biri böyle bir şans için taklalar atardı.
Canary’nin arkasında etkileyici bir geçmiş vardı. Cevabımı zaten biliyor olmalıydı, bu yüzden sorması bile garipti.
"Çok müteşekkirim ama..."
Kararımı çoktan vermiştim ve cevabım basitti. Ama Canary lafımı bitirmeme izin vermedi.
"Biliyorum zaten. Senin önceliğin İttifak, cik."
"O zaman neden sordun?"
"Ne olur ne olmaz diye. Gelecekte bir şeyler olur da İttifak kaçınılmaz bir şekilde dağılırsa... İşte o zaman karttaki numarayı ara."
"Yani bunu bir yedek plan olarak saklamamda bir sakınca yok, öyle mi?"
"Sanırım öyle diyorum, cik. İstersen ağzını hayra aç de ama bu dünyada yarın ne olacağı hiç belli olmaz."
"Evet, bu tip şeyler önemli. Eğer bu konuda ciddiysen, gerçekten büyük bir yardım olur."
İttifak başarısız olursa, her şey biterdi. Bununla birlikte korkularım biraz olsun azaldı. Artık biliyordum ki eğer tökezlersek, bize el uzatacak biri vardı.
"Şunu söylemeliyim ki, bir yedek seçenek olarak görülmek beni güzel bir kanaryadan ziyade küçük bir böcek gibi hissettiriyor ama sanırım aşkın bedeli bu."
"Sen neden bahsediyorsun Allah aşkına?"
"Aha ha ha! Merak etme; ben bir idolüm, bu yüzden zaten birlikte olamayız."
"Benimle uğraşmayı bırakır mısın?" diye içimi çektim.
Kadın (her ne kadar bir kız çocuğu gibi görünse de) kahkahalar atarak şarabından bir yudum daha aldı. Sayıklamalarını görmezden gelip dikkatimi tekrar oturma alanında hâlâ eğlenen ekibime çevirdim.
Canary gibi sektörün zirvesindeki bir yıldızın yanında durmanın ne kadar nadir bir durum olduğunun farkındaydım; beni tanımış olması ise çok daha nadirdi. Eğer yalnız olsaydım bu asla gerçekleşmezdi; İttifak’taki arkadaşlarıma ne kadar çok şey borçlu olduğumu asla unutmamaya kararlıydım.
"Ben dönüyorum." Buzdolabından domates suyu alıp Canary’ye arkamı döndüm ve oturma alanına doğru bir adım attım.
"Hadi git bakalım, 05. Kat İttifakı Üyesi Aki-kun."
"Görüşürüz. Her şey için teşekkürler, Hoshino-senpai."
Artık aramıza o aşırı sınırları koymak istemiyordum. Ben Canary gibi değildim; ekibiyle arasına profesyonel bir mesafe koymak zorunda olan o yetişkinlerden biri değildim. İttifak deneyimsiz olabilirdi ve sağlam bir zemin bulmakta zorlanabilirdi ama ben de onlardan biriydim.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.