Zafer Kadehleri ve Gizli Gerçekler

“Tiyatro kulübünün başarısına!” diye bağırdı Murasaki Shikibu-sensei.

“Tiyatro kulübünün başarısına!” diye karşılık verdi herkes hep bir ağızdan.

Kadehler neşeyle tokuşturuldu. Cuma gecesi, kulübün birkaç gün önce Ulusal Festival’in bölge elemelerinde kazandığı zaferi kutluyorduk. Şenlikler her zamanki gibi benim apartman dairesinde gerçekleşiyordu. Yemek masası içecekler, dışarıdan söylenmiş paketler ve Iroha’nın hazırladığı somon karpaçyo da dâhil bir sürü ev yapımı yiyecekle dolup taşmıştı. Davetli listesi Beşinci Kat İttifakı, Otoi-san, Mashiro ve elbette tiyatro kulübüyle başkanından oluşuyordu.

Makigai Namako-sensei her zamanki gibi ortalıkta yoktu ama kendisiyle açık bir sesli arama başlatmış durumdaydık; o da bize mesajla cevap veriyordu. Normalde konuşmakta sorun çıkarmazdı ama bu sefer nedense sadece mesaj atacağı konusunda diretmişti. Düşününce, son zamanlarda onunla zaten daha az konuşur olmuştuk. Belki de bir kız arkadaş bulmuş, kız da onun yanına taşınmıştı. Bize az önce gönderdiği o yapış yapış, şapşal mesajların sebebi ancak bu olabilirdi.

Partinin başında Midori çekingen bir tavırla, “Asıl festivalde oynamamış olmama rağmen burada bulunmam gerçekten sorun değil mi?” diye sormuştu.

“O zaman ben de burada olmamalıyım,” dedi Mashiro. “Tanımadığım o kadar çok insan var ki...”

“Hiçbir şeyi dert etmene gerek yok Midori-san! Rahatına bak yeter! Hey, domates suyu kimde?!” diye bağırdı Iroha, boş kadehini havaya kaldırarak.

Gerek Mashiro’nun anlayışlı yaklaşımı gerekse Iroha’nın umursamaz tavrı, biraz sıra dışı yöntemlerle de olsa Midori’nin ortama alışmasına yardımcı olmuştu.

“Heeeeey, Ooboshi-kuuuun!”

“Ha?”

“Başardık! Yaşasın tiyatro kulübeeee! Özgürüüüüüüm! Bana biraz daha skoç verin!”

“Bana bak Sumi—Murasaki Shikibu-sensei! Aşırı sinir bozucu olmaya başladın! Al bakalım, biraz daha viski iç.”

“Heeeeey, Machiro-shan! Çok gerginnnn görünüyosun! Bir az daha içsene!”

“Beni rahat bırak...”

“Ah! Kalbimmm! İncinidiii!”

Midori, Sumire’ye ters ters bakarak, “Kim bu sarhoş kadın böyle?” diye söylendi.

O senin öz ablan, demek istedim ama ağzımı açmadım. Aslında şu an normalde asla ortalıkta görünmeyen Otoi-san, Midori ve tiyatro kulübüyle birlikte rutin Beşinci Kat İttifakı toplantımızı yapıyorduk ama tamamen gözden kaçırdığım tek bir detay vardı.

Sumire’nin gizli kimliğinin ortaya çıkma ihtimali tavan yapmıştı. Bu durum Midori ve diğerlerini kapıdan içeri alırken daha yeni aklıma gelmişti. Ne yazık ki Sumire çoktan üç şişe birayı devirmiş, kafayı bulmuştu bile.

Şansımıza, gerek kıyafeti gerek hareketleriyle normaldeki Sumire’den o kadar uzaktı ki kendi öz kardeşi bile onu tanıyamamıştı.

“Biliyo musunuz, bunca zamandır tiyatro kulübü yüzünden stres krizlerine girdimm. Cehennem gibiydi çünkü işte içmeme bile izin verilmiyoorrr! Kahretsin, içmeyi o kadar çok çok seviyorum ki! Daha fazla bira! Getirin!”

“Bitti, kalmadı. Şimdi ne yapacaksın bakalım?”

“Şarap zamanı! Şuradan biraz da peynir uzatın!”

“Görünen o ki sen kontrolü tamamen kaybettin. Neyse, al bakalım!”

Iroha haklıydı. Murasaki Shikibu-sensei rol yapmayı sürdürmekten ziyade eğlenmeye bakıyordu. Şıra gibi sarhoş oldukca öğretmenlikten uzaklaştığı düşünülürse, belki de böylesi daha iyiydi.

“Bu kadın da kim böyle?”

“Hey, onu sahnede görmemiş olsan da tiyatro kulübüne az yardımı dokunmadı. Murasaki Shikibu-sensei, Ozu’nun arka plan dekorunun çizimlerini yaptı.”

“A-Anladım. Teşekkür etmeliyim sanırım—dur, hayır! Bir saniye unut bunu!” Midori, kafasındaki öncelikleri sıraya koymakta zorlandığını belli edercesine başını salladı.

Murasaki Shikibu-sensei kulübe yardım etmiş olsa bile şu anki serkeş davranışları ahlaki açıdan kabul edilemezdi. Midori’nin aşırı ciddi yapısının buna göz yumacağını hiç sanmıyordum.

“Burada reşit olmayanlar var! Kadın içkisini masanın her yerine yaymış durumda! Hatta Tsukinomori-san’a bile içirmeye çalıştı! Burada olmasından hiç memnun değilim!”

“Hadi ama, ne kadar ısrar ederse etsin buradaki herkes onu reddedecek kadar olgun.”

“Ben sadece... Hayatımda hiç bu kadar sorumsuz bir yetişkin görmedim! Sumire burada olsaydı ona öyle bir ders verirdi ki feleği şaşardı!”

“Eminim verirdi.”

Midori’ye gerçeği söylesem muhtemelen şoka girerdi. Haliyle böyle bir şeyin yaşanmasına hiç niyetim yoktu.

Bu arada Kageishi-sensei’nin neden burada olmadığına dair hazır bir bahanemiz vardı. Partiler gibi “boş işlerle” ilgilenmediğini söylemiştik. Kendi adıma oldukça zekice bir çözümdü. Hem Kageishi-sensei’nin yokluğunu şüphe çekici kılmıyor hem de Murasaki Shikibu-sensei’nin katılmasını sağlıyordu.

“Neyse ne, harika bir gösteri çıkardın Aki. Yani bu işin üstesinden geleceğini biliyordum ama oyunculuğunun bu kadar iyi olacağını hiç tahmin etmemiştim. Elinden de her iş geliyor, değil mi?”

“Kes sesini Ozu. Tamamen şanstı! Senaryoyu avucumun içi gibi biliyordum çünkü defalarca üzerinden geçtim. Nasıl rol yapmam gerektiğine gelince, bu çocukları her gün prova yaparken izlemek yetti.”

“Birilerini saatlerce izlemek sende doğuştan bir yetenek olduğu anlamına gelmez. Bayağı yeteneklisin işte.”

Ben kahraman rolüne soyunmasaydım il elemelerini imkânı yok geçemezdik. Şayet Midori asıl planlandığı gibi sahnede olsaydı, kulübün çok daha iyisini başaracağına emindim.

“Hey Aki. Mütazaman tavırların cidden sinir bozucu, biliyorsun değil mi?”

“Evet. Şuna bir şey söyle Otoi-san.”

“Sinir bozucu olmaya çalışmıyorum, dürüst oluyorum sadece.”

“Tam bir acemiydin ama oyunun ödül kazandı, değil mi? En azından kendinle gurur duy biraz. Diğerleri de harika iş çıkardı. Hey, bu gerçekten lezzetliymiş.” Otoi-san masadaki tatlılardan birini atıştırdı.

Genelde lafa eleştiriyle başlardı, bu yüzden beni takdir ettiğini duymak şaşırtıcıydı.

“İttifak’ın yardımı olmasaydı başaramazdık. Çok teşekkür ederim!” diye araya girdi Midori.

Masanın diğer tarafındaki kulüp üyeleri de onu onayladı. “Çok teşekkürler!”

“Ayrıca hem senden Ooboshi-kun, hem de senden Kohinata-san özür dilemek istiyorum. Benim yüzümden sahneye çıkmak zorunda kaldınız.”

“Dürüst olmak gerekirse bayıldım. Öyle büyük bir sahnede oynamak çok eğlenceliydi!”

“Evet, güzel bir deneyim oldu, o yüzden fazla kafana takma.”

Zaten oraya tamamen iyi niyetimden koşmamıştım. Tek amacım Sumire’nin kızlar tenis kulübüne transfer edilmesini engellemekti. Kadın zaten teslim tarihlerine uymakta zorlanıyordu, sorumluluk gerektiren gerçek bir kulübe girerse işlerin daha da sarpa saracağını görebiliyordum. Yine de bu hengameden elde ettiğimiz tek kâr bu değildi.

“Çok teşekkür ederim. Gerçekten! Artık önümüze bakıp il elemelerini kendi başımıza kazanacağız! Bize verdiğiniz bu fırsatı boşa harcamayacağız. Kulübü zorlayıp gidebildiğimiz en son noktaya kadar gitmek istiyorum!” Midori yumruklarını sıkıp kararlılıkla konuştu, diğer üyeler de ona tezahürat yaptı.

İnsanın içini ısıtan bir tabloydu. İttifak üyeleri onları onaylarcasına başlarını salladı. Önlerinde parlak bir gelecek olduğuna ve oraya kendi çabalarıyla ulaşabileceklerine inancım tamdı.

“Ah, az kalsın unutuyordum! Senaryo için Makigai Namako-sensei’ye de teşekkür etmek istiyorum!” dedi Midori.

“Doğru. Kendisi fiziken burada değil ama bizi dinliyor.” İttifak’ın grup sohbetini açıp ekranı Midori’ye doğru çevirdim.

Makigai Namako: Teşekkür etmene gerek yok. Harika bir oyundu.

“Hayır, gerçekten çok minnettarız! İlk defa bu kadar güzel, bu kadar saf bir aşk hikayesi okudum!” Midori’nin gözleri, idolüyle karşılaşan bir çocuğun heyecanıyla ışıldıyordu.

O alışılagelmiş tarzını bırakıp böyle tatlı romantizm işlerine odaklansa belki de gerçekten kızın idolü olabilirdi. Yine de umarım öyle bir şey yapmazdı.

Makigai Namako: Gerçekten mi? Oyunculuklar harikaydı ama dürüst olmak gerekirse senaryo içime sinmedi. Keşke geçmişe dönüp değiştirebilseydim...

Süreçten elde ettiğimiz diğer kâr derken tam olarak bundan bahsediyordum.

“İzlemeye geldiğiniz için çok teşekkürler Makigai Namako-sensei!”

Makigai Namako: Geldiğime memnun oldum. Herkesin oyunculuğu harikaydı. Evet, oyunculuk gerçekten iyiydi.

Makigai Namako-sensei’den gelip kendi eserini canlı izlemesini istemiştim. Aklını başına toplasın, hepimizin sevdiği o eski yazara dönüşsün diye kurduğum planın bir parçasıydı bu. Ürettiğin bir şeye karşı ya aşırı eleştirel ya da lüzumsuz gururlu olmak insanın doğasında vardı. Eser ya dünyadaki en harika şeydi ya da hemen yakılması gereken tam bir çöptü.

Birine gerçekleri göstermenin en iyi yolu, emeğini alıp ona farklı bir perspektiften sunmaktı. Bazıları işi yokuşa sürüp eserin sadece başkası oynadığı veya okuduğu için kötü göründüğünü iddia edebilirdi. Neyse ki Makigai Namako-sensei makul insanlardan biriydi. Oyundan sonra LIME üzerinden bana bir mesaj atmıştı.

Makigai Namako: Üzgünüm. Sana böyle utanç verici bir çöp yığını gönderdiğim için üzgünüm. Koyagi senaryosunu oyuna gerçekten yakışacak şekilde yeniden yazacağım.

Daha iyi bir sonuç alamazdım. Koyagi: Ağladıklarında oyununun geleceği kurtulmuştu. Oyundan sonra bizimle buluşmaya kalmaması üzücüydü tabii; yine de asıl yazarlık işinin yanında senaryoyu baştan yazacağı düşünülürse meşgul adamdı. Zaten sosyal biri olmak onun harcı da değildi.

Makigai Namako-sensei bir süredir LIME üzerinden tiyatro kulübüyle konuşuyordu.

“Hadi ama Mashiro-senpai, saattir telefonundan kafanı kaldırmadın! Ne yapıyorsun orda? Gönderi mi yazıyorsun? Hey, sosyal medya hesaplarını versene bana!” diye sızlandı Iroha.

Köşede telefonuyla uğraşan Mashiro, Iroha ona doğru yaklaşınca cihazı hemen göğsüne bastırdı.

“H-Hey! Özel bu!”

“Ha? Arkadaşız sanıyordum! Ah, bu arada, bugün oyunu izlemeye geldin mi? Nasıl buldun?”

Midori, “Oradaydın, değil mi? Seni seyircilerin arasında gördüm!” dedi.

“G-Gerçekten mi? Şey, evet, oradaydım. Yani, şey, evet oyun güzeldi sanırım. Senaryo biraz... Şeydi...” diye mırıldandı Mashiro.

“Ne?! Senaryoyu beğenmedin mi?” Midori’nin ağzı açık kaldı. “Bence harikaydı!”

“Şey, biraz abartılıydı. Beni biraz utandırdı...”

“Makigai Namako-sensei’nin seni duyabildiğinin farkındasın, değil mi?”

Mashiro ne dediği anlaşılmayan belirsiz bir cikleme sesi çıkardı. Hızla köşesine dönüp telefonunda bir şeyler yazmaya başladı. Gözüm ister istemez telefonuna kaydı; kılıfın her zamankinden farklı olduğunu fark ettim. Yeni mi almıştı? Ekrandaki LIME arayüzü tanıdıktı, herhalde biriyle mesajlaşıyordu.

Makigai Namako: Yok, Mashiro haklı. O senaryoyu yazarken aklım neredeydi hiç bilmiyorum. Lütfen... unutun gitsin o saçmalığı.

“Bekle, yani eski Makigai Namako-sensei geri mi döndü?”

“Öyle görünüyor. Komik gerçekten, daha az önce aşkın gücünden falan bahsediyordu.”

Makigai Namako: Bir daha o konuyu açarsanız senaryolarınıza veda edebilirsiniz!

“Üzgünüm! Lütfen bizi bırakıp gitme! Tamam, bu konuyu kapatıyoruz çocuklar, değil mi? Çocuklar?!”

“Aha ha! Aynaya bir baksana Senpai! Sıfatın çok komik oldu! Ne o, terkedilme korkun mu var yoksa?”

Böylece parti eğlence ve kahkahalarla devam etti. Son birkaç haftada uçurumun kenarından döndüğümüz çok an olmuştu ama işin içinde olan herkes adına her şeyin başarıyla sonuçlanmasına sevinmiştim.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.