Gece Yarısı Teklifi

Elindeki boş tabakları mutfağa taşırken derin bir iç çekti. Ozu, Mashiro, Otoi-san ve Midori mahjong masasının etrafına toplanmış, neşeyle kahkahalar savuruyordu. Masadaki ununu elemiş eleğini asmış oyuncuların, mahjongun m’sinden bile anlamayan toy Midori’yi aralarına katarken gözlerinde beliren o sinsi ifadeden hiç hoşlanmamıştı.

Saat çoktan akşamın dokuzunu geçmişti. Tıpkı örnek bir öğrenciden bekleneceği üzere Midori bir süre önce eve dönmek istediğini belirtmişti aslında. Ancak aklının sesini dinlemesine izin vermeyip kalması için kızı ikna etmişlerdi. Onu böyle yoldan çıkardığı için içini bir suçluluk duygusu kaplasa da neticede tek bir gecelik eğlenceden zarar gelmezdi, değil mi?

Bulaşıkları yıkarken bir yandan da salondan yükselen neşeli bağrışmaları ve çığlıkları dinliyordu. Tam o sırada yanına birinin sessizce sokulduğunu hissetti.

“Selam Senpai! Şahane parti ama! Ben de bulaşıklara yardım etmeye gelmiştim!”

Gelen Iroha’ydı.

“Selam. Mahjong masasında durumlar nasıl?”

“Herkes birbirinin kanına susamış durumda. Midori-san’ı hezimete uğratıyorlar, kız ha ağladı ha ağlayacak!”

“Hani ona oyunu öğreteceklerdi?”

“Murasaki Shikibu-sensei yardım etmek için yanındaydı ama oyunun ortasında bir anda kayboldu. Önemli bir telefon geldiğini söyleyip balkona çıktı. Onu daha önce hiç bu kadar çabuk ayılırken görmemiştim!”

“Ha, anladım.”

Bu saatte onu kim arıyordu ki? Öğretmenlerin işi düşündüğünden de zormuş demek. Tek temennisi, bu durumun Koyagi üzerindeki çalışmalarına engel olmamasıydı. Konu oraya gelmişken...

“Bak Iroha. Annen son zamanlarda sana ilgi çekici bir şeylerden bahsetti mi?”

“İlgi çekici mi? Pek sayılmaz. Neden sordun ki?”

“Festivaldeki oyunculuğunu öğrenmiştir diye endişelendim sadece.”

“Amak paranoyaklaştın iyice! Annem böyle şeylere hiç dikkat etmez, yani öğreneceğini hiç sanmıyorum.”

“Umarım öyle olur.”

Geçen gün Amachi Otoha ile karşılaştıklarında kadının yüzünde beliren ifadeyi hatırladı. Şirket yöneticileri tilki gibi kurnaz olurdu; evde gizli bir araştırma başlatmış olabileceğinden korkuyordu. Neyse ki şimdilik ucuz atlatmış gibi görünüyorlardı.

Iroha ve Ozu’ya annelerinin gerçek mesleğini söyleyip söylememe konusunda hâlâ kararsızdı. Annelerinin Japonya’nın en büyük medya devlerinden birinin başında bulunduğunu ve kendisinin o kadınla bizzat görüştüğünü öğrenseler hiç yoktan tedirgin olacaklardı. Kendi çizdikleri yoldan şüphe duymaya başlarlarsa, bu durum havlu atmalarına bile yol açabilirdi. İttifak’ın geleceği için böyle bir şeye asla izin veremezdi.

Iroha elindeki tabağı çitilerken lafa girdi. “Bu arada oyunculuk konusuna gelirsek, ilk seferine göre harikaydın! Kulağıma fısıldadığın o tavlama taktikleri yok mu, kalbimi yerinden fırlatacaktı az kalsın!”

“Kes sesini. O utanç verici lafları düşündükçe geceleri uykularım kaçıyor zaten.”

“Sahi mi? Biliyor musun, gerçek hayatta da aynen böyle laflar ediyorsun bazen. Yani her zaman değil ama...”

“Saçmalama.”

“Ayrıca aynen oyundaki kahraman gibi bu konularda inanılmaz odunsun! Hani ‘Bekle... NE?!’ deyip kaldığı bir an vardı ya? Tıpkı sen!”

“Ayağını denk al, yoksa bu tabağı kafanda parçalarım.”

Kız bugün her zamankinden daha fazla damarına basmaya çalışıyor gibiydi.

“Eee, sahne bekaretini kaybetmek nasıl bir duyguydu bakalım?”

“Fena değildi. Bir daha yapmak ister miyim bilmiyorum ama yeni bir şey denemek eğlenceliydi.”

Iroha coşkuyla başını salladı. “Ben bayıldım! İlk defa adamakıllı bir sahnede rol aldım.”

“Doğru ya. Eğlendiğine sevindim.”

“Hem de nasıl! Ha, bir de Midori-san gelemeyeceğini söylediğinde aslında o kadar da korkmamıştım.”

Elinin altındaki tabağı kenara bırakıp Iroha’ya döndü. Kız, yüzünde hafif bir tebessümle bulaşıklara odaklanmıştı.

Sessizce, “Ne olursa olsun bir çaresini bulacağını biliyordum,” diye açıkladı.

Yutkundu. Bir an için, kızın yüzündeki o minik tebessümü görünce kalbi göğsünden fırlayacakmış gibi hissetti.

“Ben de yardım edeceğim.”

O an Mashiro adeta yoktan var oldu ve ikisinin arasına kaynak yaptı.

“A-Ah, selam. Teşekkürler Mashiro.”

Kızın bir anda ortaya çıkışı aklını başına getirdi. Az kalsın korkunç bir hissin tuzaklarına düşecekti. En azından hissettiği şey buydu. Mashiro tam zamanında yetişmişti, şükürler olsun.

“Mahjong bitti mi?” diye sordu.

“Tiyatro kulübünden bir kız benim yerime geçti. Yamada’ydı sanırım. Iroha-chan’ın seni tek başına parsellemesine izin veremezdim.” Mashiro yardım ederken hafifçe dudak büktü, omuzları birbirine değecek kadar yakınına sokulmuştu.

“Oho, rekabete dönüştü yani iş?”

Mashiro solunda, Iroha ile kendi arasında duruyordu. Iroha ise sağ tarafına dolanıp bulaşıkları köpürtmeye başladı. Her iki yanından da üzerine çullanan bu iki kızla bulaşık yıkamak pek kolay bir iş değildi.

Mashiro ne yapmaya çalışıyordu böyle? Kendini sevdirmek için kullandığı yöntem bu muydu? Yoksa sırf Iroha ile iki kelime laf etti diye kıskançlık krizine mi girmişti?

Öyleyse Iroha neden hırslanmıştı ki? Ah, doğru ya! Kızın rekabetçi ruhu işte. Başka ne olacaktı!

Böylece üçü eviyenin önünde dip dibe sıkışmış haldeyken...

“Akiteru-sama...”

Murasaki Shikibu-sensei belirdi. Uzun perçemleri yüzüne dökülmüş halde salondan onlara doğru sendeleyerek ilerliyordu. Korku filmlerinden fırlamış bir hortlağı andırıyordu adeta.

“Ne oldu Murasaki Shikibu-sen...SEI?!”

Kadın bir anda devrilmeye başladı. Son anda öne fırlayıp onu yakalamayı başardı. Bulaşık sabununun köpükleri eşofmanına sıçradı ama bunu dert edecek vakti yoktu. Kadının bedeni tir tir titriyordu.

“Neyiniz var? Alkol zehirlenmesi mi? Ambulans çağırabilirim!”

“Lütfen...” diye fısıldadı.

Duraksadı. İçtiği alkol miktarı düşünülürse gerçekten zehirlenmiş olmasına şaşırmazdı fakat sesindeki ton, bu şekilde davranmasının arkasında başka bir sebep olduğunu hissettiriyordu. Bilinci de kesinlikle yerindeydi. Sesinde... sarsılmaz bir kararlılık vardı.

Sırtından aşağı soğuk bir ürperti indi. Sumire’yi daha önce hiç böyle savunmasız görmemişti. Büründüğü karakterlerin hiçbiri böyle değildi.

“Lütfen...” Kadın, kollarının arasından kayıp yere doğru süzüldü.

Yere ulaştığında dizlerinin üzerine çöktü ve alnını zemine koydu. Bu duruşu daha önce yüzlerce kez görmüştü ancak arkasında hiç bu kadar yürekten gelen bir yalvarış olmamıştı.

Ağzını açtı ve konuştu. Arkasında yere düşüp kırılan iki ayrı tabağın çıkardığı ses bile zihninde silik bir yankıdan ibaret kaldı.

“Lütfen... benimle evlen.”

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.