Değerli okurlar, merhaba. Bana desteğinizi esirgemediğiniz için hepinize yürekten teşekkür ederim. GA Bunko’nun bir şekilde basmaya değer gördüğü o çöp metinlerin yazarı mikawaghost ben. Arkadaşımın Kız Kardeşi Bana Kafayı Taktı! serisinin ikinci cildini satın aldığınız için minnettarım.
İlk cilde gösterdiğiniz o devasa ilgi beni öyle mutlu etti ki anlatamam. Satışa çıktığı ilk günden basımevinin yeni baskı kararı aldığını söylediler. İşin doğrusu, daha önce başıma hiç böyle bir şey gelmemişti. Burada net sayılar veremiyorum, kulağa belki o kadar da büyütülecek bir şey gibi gelmeyebilir ama şöyle anlatayım: Yapılan yeni baskı, önceki eserlerimin gördüğü en büyük ikinci baskının tam iki katı kadar. İçimi kaplayan o derin minnet duygusunun yanında hafiften şaşkına dönmüş durumdayım...
Ha, bu arada belki duymuşsunuzdur ama serinin manga uyarlaması da geliyor! Bunun beni ne kadar heyecanlandırdığını tahmin bile edemezsiniz. Hepsi ilk cildi bağrınıza basmanız sayesinde oldu. Ne kadar teşekkür etsem az.
Şimdi biraz ikinci cildin içeriğine değineceğim. Eğer henüz bu cildi bitirmediyseniz, lütfen okumayı hemen burada kesin! Biliyorum merak ediyorsunuz ama kitabı kapatıp doğruca ilk sayfaya dönün. Büyük sürprizleri açık etme niyetim yok elbette ama ne olur ne olmaz.
Hazır mıyız?
Bu satırları okuduğunuza göre kitabı tamamen bitirdiğinizi varsayıyorum, anlaştık mı?
O zaman başlıyoruz.
Bu ciltte Aki’nin birisiyle şık bir Fransız restoranında akşam yemeği yediği bir sahne var. Hani şu sadece ciddi bir ilişki yaşayan çiftlerin gittiği türden mekânlardan. Aki ve randevusu orada baş başa nefis bir akşam geçiriyorlar. Aslında ikisinin de pek ait olduğu bir ortam değil ama o sahneye sinen o olgunluk duygusu, anı çok özel kılıyor.
Gelgelelim, masanın başına geçip o sahneyi yazmaya koyulduğumda tıkandım.
“Bir dakika ya... Ben hayatımda hiç öyle lüks bir Fransız restoranına gitmedim ki!”
Bırakın içeride havanın nasıl olduğunu, ne servis edildiğini ya da görgü kurallarını, öyle bir mekânı nerede bulacağımı bile bilmiyordum. İnternetten, kitaplardan falan üç beş bir şey okumuştum elbette ama canlı canlı yaşamadan yazmaya kalkınca anlatım kuru, ruhsuz kalıyordu.
Ben de durumu yerinde çözmeye karar verdim. Akiteru ile randevusunun başına gelenleri bizzat tecrübe edecektim. Ve gittim. Lüks bir Fransız restoranına. Tek başıma.
Karşımdaki sandalyede kesinlikle biri oturduğuna ve aksini kimsenin kanıtlayamayacağına kendimi ikna ederek, tek başıma fiks menü bir akşam yemeği yedim. Diğer müşterilerin zaman zaman attığı o acıyan bakışlara aldırış etmeden tabağımdaki her şeyi bitirdim. Bu tarz yerlere gitmek için yanımda mutlaka bir randevu olması gerektiğini bilmiyordum ki...
Normalde dışarıda tek başıma yemek yemeye alışkınımdır. Tek başıma karaoke yapmaya giderim, yalnız çalışırım; yani kalabalıklar içinde tek takılmak benim için çocuk oyuncağıdır. Fakat ne hikmetse o restoranda kendimi inanılmaz huzursuz ve huzursuz hissettim. Beni köşe bucakta, gözlerden uzak bir masaya oturtan o garson olmasaydı herhalde cesaretimi toplayamayım mekanı terk ederdim. Sana minnettarım gizemli garson. Sen olmasaydın ikinci cildi yazamazdım.
Kendi kendime söz verdim; bir dahaki sefere işim uğruna sınırları zorlamam gerekirse, yanıma kesinlikle birini bulup gideceğim.
Ha?
Ağlamıyorum ki!
Siz ağlıyorsunuz!
Her neyse, teşekkür faslına geçelim!
Öncelikle çizimlere hayat veren Tomari-sensei... İkinci cilt için hazırladığın o muazzam illüstrasyonlar için çok teşekkür ederim! Çizdiğin Midori ve Otoi-san, hayalimde canlandırdığımdan çok daha sevimli, çok daha kusursuz olmuş! Bir karakteri hikaye kadar çizimler de var eder; bu yüzden ben de yazımlarımla senin o ilahi çizimlerine layık olabilmek için elimden gelenin en iyisini yapacağım. Gelecek ciltlerde de birlikte çalışmak için sabırsızlanıyorum, umarım sen de aynı şeyleri hissediyorsundur. Birlikte harika işler çıkaralım!
Başeditörüm Nuru-san... Bana yaptığın yardımların sayısını unuttum, sana gerçekten minnettarım. Bir okur olarak getirdiğin yorumlar ve metne dair sunduğun ekleme önerileri paha biçilemezdi. Desteğinle sonraki ciltleri daha da mükemmel hale getireceğime inanıyorum!
İkinci cildin yayınlanmasında emeği geçen ve ImoUza'nın başarısıyla en az benim kadar havalara uçan diğer isimlere de teşekkür etmek isterim: Twitter üzerinden sohbet ettiğimiz GA Bunko çalışanlarına, satış departmanında tanıtım için gece gündüz çalışanlara, kitabevlerinde romanı müşterilere överek bitiremeyen satış personeline ve bu süreçte yer alan herkese... Sonsuz teşekkürler! Bu başarının bir parçası olduğunuz için ne kadar minnettar olsam az.
Ve tabii ki bu kitabı satın alan, okuyan sizlere... Çok ama çok teşekkür ederim. Beklentilerinizi boşa çıkarmamak için var gücümle yazmaya devam edeceğim; dilerim ImoUza'ya olan desteğinizi bundan sonra da sürdürürsünüz.
Acaba üçüncü ciltte bizleri neler bekliyor? Bunu öğrenmenin tek bir yolu var, değil mi? (Google'da aratmaktan bahsetmiyorum tabii ki!) Umarım merakla bekliyorsunuzdur.
Benden şimdilik bu kadar,
mikawaghost
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.