Tatlı Bir Rüyanın Kıyısında

Haziran ayı gelmişti, sabah sıcak ve nemliydi. Sabahları uyandığımda terden sırılsıklam olmuş pijamalarımın üzerime yapışmasından nefret ederdim. Ancak bugün farklıydı. Beni karşılayan şey, tatlı, sütümsü bir koku ve bedenimin hafifçe sallanma hissiydi.

"...uyan. Hadi uyan..."

Yumuşak, şefkatli bir ses beni çağırıyordu. Bilincimi usulca yüzeye çıkardı.

"Hey, uykucu. Sonunda uyanabildin."

Gözlerimi açtığımda bana tatlı tatlı gülümseyen bir kız gördüm. Kısa, gümüş rengi saçları vardı; ilk başta onu dünya güzeli bir peri sandım. Üzerinde sevimli denizyıldızı işlemeleri olan bir önlük giymişti. Onu hemen tanıdım.

"Mashiro?"

Tsukinomori Mashiro. Kuzenim ve sahte sevgilim. Onun erkek arkadaşı rolünü oynamak, babası Tsukinomori Makoto’nun, şirketi Honeyplace Works bünyesinde İttifak ekibini işe alması karşılığında bana koştuğu bir şarttı.

Yalnız, o artık benim sahte sevgilim değildi.

"Seni seviyorum. Bu dünyadaki herkesten çok."

LIME üzerinden o utanç verici derecede açık sözlü itiraf mesajını gönderdiğinden beri aramızdaki her şey değişmişti.

Eskiden ne zaman biraz yakınına sokulsam zehir zemberek sözler kusardı. Kendi kabuğuna çekilir, gün ışığına çıkmaya asla cesaret edemezdi. Ama şimdi ise... şimdi ise...

Düşüncelerimi bölen, yanağıma bastırılan bir şey oldu. Tenimde soğukluğunu hissettiğim porselen bir kaseydi bu. İçi balık ve pirinç dolu bir kase.

"Al bakalım."

"Bu ne?"

"Kahvaltı. Çok lezzetlidir!" Mashiro, yanağıma kaseyi bastırırken en ufak bir art niyet taşımadan cevabını verdi.

İçindekilere baktım. Yılan balığı, balık yumurtası ve pirinç kasenin içinde hafifçe sallanıyordu. O kadar leziz ve lüks görünüyordu ki ağzımın suyunun akmasını zor engelledim.

"Bir dakika. Bu gerçekten ne?" diye tekrar sordum.

"Pürin zengini bir pirinç kasesi."

"Pürin zengini bir pirinç kasesi," diye tekrarlarken buldum kendimi.

"Pürin zengini bir pirinç kasesi işte. Tadı çok güzeldir."

"Ve sen buna... kahvaltı mı diyorsun?"

Harika görünüyordu görünmesine ama günün ilk öğünü için biraz ağırdı sanki. Mashiro bir an taş kesildi, ardından yüzü asıldı.

Eyvah. Onu kırdım mı yoksa?

Etrafımdaki kızlara nasıl davranmam gerektiği konusunda her zaman çelişkiye düşerdim ama Mashiro bu konuda özellikle zordu. Tanıştığımızdan beri onu sayısız kez kırmış, başını türlü belalara sokmuştum. Kız üşenmeyip benim için bu kahvaltıyı hazırlamıştı, bense sadece şikayet ediyordum. Gelecek olan hakaret fırtınasına karşı kendimi hazırladım. Farların önünde donakalmış bir geyik gibi, usulca aralanan dudaklarından dökülecek kelimeleri bekledim.

"Özür dilerim. Sadece deniz ürünleri pişirmeyi biliyorum..." dedi mahcup bir sesle.

Bir dakika. Yani bana hakaret etmeyecek miydi? Cehennemde havalar nasıl gidiyor diye bir ara zebanileri arayıp sormam gerekecekti.

"Kafanı falan mı çarptın sen? Bir garip davranıyorsun."

"Hayır, kafamı değil... Kalbimi..."

"Şairane bir yaklaşım, demek öyle... Bir saniye, dur bakalım..."

Mashiro bu sabah beni uyandırmış, hatta bana kahvaltı bile hazırlamıştı. Bu durum, mantıken onun itirafını kabul ettiğim ve sevgili olduğumuz anlamına geliyordu. Aksi takdirde, bu yaşananlara anlam vermek gerçekten imkansızdı.

Tek sorun, bunların hiçbirini hatırlamıyor oluşumdu. Hatırladığım son şey, ondan LIME üzerinden aldığım o mesajdı.

"Yine çok fazla düşünüyorsun. Sadece rüya görmeye devam et, olur mu?"

"Rüya. Doğru ya. H-Hey, ne yapıyorsun?!"

Mashiro elindeki kaseyi ayakucuna bıraktı, önlüğünü çıkardı ve ardından üzerindeki üniforma düğmelerini yavaşça çözmeye başladı. Bluzu bir omzundan aşağı kayarak tenini açıkta bıraktı. İlgi arsızı bir kedi yavrusu gibi yatağa, üzerime doğru atıldı. Patilerini omuzlarıma bastırıp beni geriye doğru iterken, o tatlı dudakları yüzüme iyice yaklaştı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.