Biz sevgiliyiz, değil mi? Öyleyse neden sevgili gibi davranmıyoruz?
D-Dur, bir dakika...
Dudakları dudaklarıma değdi. İlk öpücüğümün bu kadar soğuk hissettireceğini hiç düşünmemiştim. Gerçi kendi kabuğuna çekilmeyi seven bir Pamuk Prenses’ten de ancak bu beklenebilirdi.
Muck!
Peki ama neden beni bu kadar ihtirasla öpüyordu? Dili dudaklarımın arasından süzülüp hoyratça ağzımın içine sızdı, nefesimi kesti.
Bayılacak gibiydim. Artık nefesim kesiliyor, ciğerlerime hava gitmiyordu ve o çok soğuktu. Hatta onu yakında üzerimden itmezsem, muhtemelen ölecektim...
Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Nefesi kesilir gibi doğruldum.
Perdelerin arasından süzülen güneş ışığı yüzünden gözlerimi kıstım, altımdaki yatak gıcırdadı. Henüz haziran ayındaydık ama ağustos böcekleri dışarıda çoktan ötmeye başlamıştı bile. Dudaklarımda soğuk bir şey hissettim ama bu Mashiro’nun öpücüğü değildi.
İnanmıyorum, Senpai, uyurken resmen ahtapota benziyorsun! O ağzının hali ne öyle?! Ha ha ha! Ama bunu istiyorsun, değil mi? Hadi ama! Öpüşelim! Muck! Hadi, şimdi uyanmazsan bunu ben yiyeceğim!
Ne halt ediyorsun sen, Iroha?
Ooo! Demek uyandın sonunda?
Beni uykumdan edip gerçekliğin soğuk kollarına fırlatan o sinir bozucu sesin sahibine gözlerimi diktim.
Işıl ışıl parlayan sarı saçları özenle taranmıştı, üzerinde kısa kollu yazlık üniforma vardı. Bileğine mavi bir toka takmıştı. Süse püse boğulmadan da modaya uymayı beceren, tam bir lise kızıydı işte.
Karşımdaki, arkadaşımın kız kardeşi Kohinata Iroha’dan başkası değildi.
Yalnız yaşadığım için yedek anahtarı komşum ve arkadaşım olan Ozu’ya vermiştim. Iroha da bunu bir davet kabul edip anahtarı canının istediği gibi eve girip çıkmak için kullanmaya başlamıştı. İyi kötü onun buralarda dolanmasına alışmıştım. Ama sabahın bu saatinde mi?
Uymaya çalışıyordum be gerizekalı! Hem o elindeki de ne öyle?
Meyveli buz!
Demek artık uyuyan insanları meyveli buzla boğmaya çalışmak yeni moda oldu?
Aşk olsun, ben sadece yardım etmeye çalışıyordum! Kabus görüyor gibiydin, ben de seni serinleteyim dedim! Yani bir teşekkür edeceğine! Diyerek buzu tekrar dudaklarıma bastırdı.
Bana güç ver...
En azından dudaklarımın neden o kadar soğuk hissettirdiğini anlamıştım. Gerçi bu durum pek de teselli sayılmazdı.
Beni uyandırmak için şu klasik omuzdan sarsma yöntemini kullanmayı hiç düşünmedin mi?
Klasik mi? Sıkıcı desene sen şuna!
Yani beni uyandırmak senin için bir eğlence, öyle mi?
Sen uyanıyorsun, ben de eğleniyorum! İşte buna kazan-kazan durumu denir, değil mi? Şimdi istiyor musun bu buzu, istemiyor musun? Eğer bana yalvarırsan ağzımla bile besleyebilirim seni!
Bu kazan-kazan değil, düpedüz eziyet. Hem istemiyorum o aptal buzu. Diyerek elini ittim.
Iroha dudak büzdü. Bu kadar tatlı bir kız seni uyandırmaya gelmiş, insan biraz sevinir be!
Böyle berbat bir muameleye ancak bir mazoşist sevinebilir.
Öyle mi? Seni ne mutlu ederdi peki? Iroha sırıttı ve hafifçe üzerime doğru eğildi.
Üniformasının ikinci düğmesi açık olduğundan, göğüs dekoltesi tamamen gözlerimin önündeydi. Bakışlarımı hemen başka yöne çevirdim ama bu hareketim Iroha’nın gözünden kaçmadı.
Ne oldu, Senpai? Biri seninle konuşurken başka yere bakmak çok kabaca, biliyorsun değil mi?
Azıcık edepli ol, gerizekalı.
Şey... Demek bakıyordun ha?
Cevap vermemeyi tercih ettim.
Aman, hemen de asma suratını! Harikalar işte, tabii ki beğeneceksin! Diğer kafanın kontrolü ele alması çok normal şu an!
Eğer erkeklerin üzerine bu kadar giderse, günün birinde başı harbi belaya girecekti. Daha yeni uyanmıştım ve sabrım tükenmek üzereydi. İçimdeki gazap dalgasının yükseldiğini hissedebiliyordum.
Sen saatin kaç olduğunun farkında mısın? Hem sen ne zamandan beri sabahları buraya gelir oldun?
Bugün bir istisna. Fark etmedin mi? Aslında bana teşekkür etmen gerek. Iroha yastığımın kenarındaki çalar saati kapıp göğsünün hizasında tuttu. Bu dijital ekranlı saat, her sabah onu susturmaya çalışırken benden nasibini alan darbeler yüzünden epey hırpalanmıştı. Uyanmaya alışkın olduğum o klasik sekiz rakamı yerine ekranda dokuz yazdığını görünce durumun vehametini kavradım. Üstelik yanındaki iki rakam kesinlikle sıfır değildi...
N-Ne?!
Normalde hep sekizde uyanırsın, değil mi? Ama LIME mesajlarımızı cevapsız bıraktın. Ozuma da seni kontrol etmem için beni gönderdi!
Olamaz. Saatin dokuzu geçmiş olmasına imkan yok! Saatle oynadın, değil mi?
O kadar da gaddar değilim herhalde! Telaş yapmayı kes artık. Altüstü uykakalmışsın işte.
Tam bir saat mi kaybettim?! Olamaz! O-Olamaz!
Benim için hayatta verimlilikten daha değerli hiçbir şey yoktu. Yaşamımın her saniyesi tamamen benim kontrolüm altındaydı. Çalışma saatlerim, İttifak ile yürüttüğüm işler, çevremdekilerle olan ilişkilerimi güçlendirmek, yemek saatlerim, yolda geçen süre ve tabii ki uyku düzenim. Orada burada beş dakika kaybetmek sorun değildi; nihayetinde ben de insandım. Ama koca bir saat?!
Şoktan robotikleşen hareketlerle kafamı kaldırıp Iroha’ya baktım. Son umudumu onun vereceği cevaba bağlayarak o son soruyu sordum.
B-Bugün tatil, değil mi? Boş günümüz?
I-ıh! Bayağı ders günü!
Tamam, ben hastaneye gidiyorum. Kesin bir hastalığım falan var...
Sırf uykakaldın diye doktora gidersen seni doğrudan akıl hastanesine sevk ederler.
Bazen sinir bozucu derecede mantıklı olabiliyordu. Sanırım dünyanın en dakik insanı bile hayatta en az bir kez uykakalmaya mahkumdu. Yine de hastaneye gitmeyi düşünecek kadar büyük bir şok yaşıyordum. Neden uykakalmıştım ki?
Nedenini sonra düşünürsün, olur mu? Acele etsen iyi olur, yoksa geç kalacaksın! dedi Iroha.
Bok! Bana uykakaldığımı söylemek yerine neden o buz saçmalığıyla uğraştın ki?!
Eğlencesi nerede kalırdı o zaman? Iroha’nın bu sözlerini hiç umursamadan yataktan fırlayıp yanından hızla geçtim.
Sırf uykakaldım diye derse geç kalacak değildim. Banyoya kendimi dar atmadan hemen önce Iroha’nın arkamdan bol şans dilediğini duydum.
Gerçekten Iroha, madem beni uyandırmaya geldin, orada öylece dikilip vakit kaybettirmesene! Yüzüme su çarpıp havluyla kurulanırken bir yandan da söyleniyordum.
Bugün hiç de iyi başlamamıştı. Çok garip bir rüya görmüştüm, uyanır uyanmaz Iroha’nın şakalarına maruz kalmıştım ve şimdi de geç kalıyordum. En azından yüzüme çarptığım soğuk su sayesinde aklım başıma gelmeye başlamıştı. Rüyayı tekrar düşündüm.
Yanlış hatırlamıyorsam rüyamda Mashiro ile genç bir çift gibi birlikte yaşıyorduk. Şu an bunun ne kadarının gerçek olduğunu kestiremiyordum. Bana ilan-ı aşk ettiğinden kesinlikle emindim ama ona ne cevap verdiğimi ya da şu anki ilişki durumumuzu bir türlü hatırlayamıyordum. Dişlerimi fırçalarken telefonumu çıkarıp LIME mesajlarına baktım.
Mashiro: Seni seviyorum. Bu dünyadaki herkesten çok.
Aki: Ne demek istiyorsun?
Mashiro: Ne diyorsam o işte.
Aki: Yani sevgili gibi sevmekten bahsediyorsun, değil mi?
Mashiro: Evet. Sevgili gibi. Erkek arkadaşım olmanı istiyorum ♡
Aki: Anladım. Bir düşüneyim.
Mashiro: Tabii ki ♡ Kararını verdiğinde bana haber uçurman yeterli ♡♡♡♡♡
Hâlâ inanamıyorum.
Mashiro’nun ekrandaki o kelimeleri sarf ettiğini, hele o kalpleri gönderdiğini hayal bile edemiyordum. Fakat bana aşkını ilan ettiği gerçeğini de yadsıyamazdım. En azından şu an hangi aşamada olduğumuzu biliyordum: Hâlâ düşünme aşamasındaydım.
Başka ne yapabilirdim ki? Şimdiye kadar tüm hayatımı Honeyplace Works’te bir yer edinmeye adamıştım ve başıma böyle klişe, romantik bir şeyin geleceğini asla tahmin etmezdim. Hemen cevap verememiş olmam çok doğaldı.
Ağzımı çalkalayıp aynadaki aksime baktım, nefesimi düzene soktum. Bak şimdi ne yaptın, Tsukinomori-san. Senin şu sahte ilişki tezgahın yüzünden kızın sonunda bana gerçekten aşık oldu. Bu adam hayatında hiç mi romantik komedi filmi izlememişti?
Peki Mashiro gerçekten bana aşık mıydı? Yani, attığı mesajlar onun karakterine hiç uymuyordu, değil mi?
Hayır, bunu yapmayı bırakmalıydım. Onun niyetini sorgulamak haksızlıktı. Eğer bu bir hata ya da bir çeşit şaka idiyse, faturayı ödeyen ben olmalıydım. Ama eğer hislerinde samimiyse, onun bu duygularını görmezden gelmek büyük gaddarlık olurdu. Onunla açık açık konuşmalıydım.
Güzel. Kendime çekidüzen verdiğime ikna olduktan sonra derin bir nefes aldım.
Bugün Mashiro ile buluşacak ve bana karşı hissettiklerinin gerçek olup olmadığını öğrenecektim. Ve sonra ona net bir cevap verecektim.
Bununla doğrudan yüzleşmek istemen gerçekten takdire şayan, Aki. Gerçi bu tam da senin yapacağın bir şey.
Evet. Lafı dolandırmak benim harcım değil zaten.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.