Bizim fen ve sanat binasının dördüncü katı, okulda İnsansız Bölge olarak bilinirdi. İlk üç kat laboratuvarlar, arşiv odaları, müzik ve resim atölyeleri, bilgisayar sınıfları ve kütüphaneyle doluydu. Ancak dördüncü kat tamamen boştu. Kuralların ve toplumsal normların sınırlarından sıyrılmış, tam bir kaos ve kafa karışıklığı yuvasıydı. Sınıfların hiçbiri kullanılmıyordu. Burası daha çok, diğer katların canı sıkıldıkça yukarı postaladığı kullanılmayan masaların, sandalyelerin ve ıvır zıvırın fırlatıldığı bir çöplüktü. Üstüne üstlük öğrenciler de "nasılsa hurdalık, kimin umurunda" kafasında olduğundan, boş kutu içeceklerini ve çikolata ambalajlarını her yere saçıp duruyordu.
İş çığırından çıkınca en sonunda müdürün tepesi atmış ve burayı öğrenciler için girilmesi yasak bölge ilan etmişti.
Ama gelin görün ki, Sumire beni doğruca bu cehennem çukuruna götürüyordu. Merdivenlerin girişine çekilen sarı bandın altından süzülüp yukarı tırmanırken, içimi tatlı bir suçluluk hissi kapladı ve kalbimin güm güm attığını hissettim.
Sanki bambaşka bir dünyaya adım atıyorduk. Benimle neden burada konuşmak istemişti ki? Baş başa konuşmak istiyorsa her zamanki gibi rehberlik odasına çağırabilirdi; gerçi burası oradan bile daha gözlerden uzaktı.
Koridora çıktığımızda Sumire nihayet durdu ve pencerelerden birini açtı.
"Hadi kızlar, canlanın biraz!" Pencere aralığından yukarıya neşeli bir kız sesi süzüldü.
Sese bakılırsa tenis kortu tam bu binanın arkasındaydı. Kızlar tenis takımı, öğle arası başlar başlamaz antrenmana giriştiklerine göre epey hırslı olmalıydılar. Aşağıya, bizim dünyamızın tamamen zıttı bir hayat yaşayan o kızlara baktım.
"Ooboshi-kun," diye söze başladı Sumire, ses tonu aniden ciddileşmişti. "Aşağıdaki genç kızların hayatlarının baharını nasıl da dolu dolu yaşadıklarını görüyorsun, değil mi?"
"Evet. Ne olmuş onlara?"
"Kendini bir anlığına onların yerine koymanı istiyorum. Tüm o değerli öğle arasından feragat ettiğini ve kendini tamamen teniste en iyisi olmaya adadığını hayal et."
"Evet, bizim kızlar tenis kulübü okulun en iyilerindendir zaten."
"Öyle olabilir ama yine de içlerinden birinin profesyonel sporcu olma ihtimali devede kulak. Geri kalanı en fazla liseler arası turnuvalarda falan bir derece elde eder, hepsi bu. Değer mi sence? Sence de biraz zaman kaybı değil mi?"
"Kişisine göre değişir herhalde. Ama beni kırk yıl düşünsen bir spor kulübünde göremezsin. Dünyanın sonu gelse girmem."
İnsan tüm hayatını tek bir spora adarsa belki günün birinde profesyonel olabilirdi. Ama bu iş, doğuştan sportif olan ve bu tarz şeylere yatkınlığı bulunanlar içindi. Ben öyle biri değildim, bu yüzden böyle bir kulübe katılmamın hiçbir mantığı yoktu. Kendimi paralasam bile sınırlarıma ne kadar çabuk toslayacağımı görebiliyordum; yani baştan aşağı verimsiz ve anlamsız bir çaba olurdu.
Sumire bu kestirip atan cevabımı duyunca başını salladı. "Çok doğru. Ben de tam olarak senin gibiyim."
"Bakın, lafı nereye getirmeye çalıştığınızı anlamıyorum. Sadede mi gelsek artık?"
"Öğretmenlerden biri doğum iznine ayrıldı."
"Eee...?"
Benimle ne derdi olduğunu açıklamak için ağırdan aldıkça alıyordu.
"Onun adına sevindim tabii, bir bakıma... Ama biliyorsun, bu dünyadaki her şey belirli bir denge üzerine kuruludur. Yoktan enerji var edemediğin gibi, mutluluk da böyledir. Dünyadaki mutluluk seviyesi sabittir. Bir insan mutlu olduğunda, bunu dengelemek için bir başkasının mutsuz olması gerekir."
"Yani, olaylara bu açıdan da bakılabilir herhalde. Felsefe dersiniz bittiyse gidebilir miyim artık?"
"Açık konuşacağım."
"Şükür, ben de bunu bekliyordum."
Daha ne olduğunu anlayamadan Sumire dizlerinin üzerine çöktü ve alnını zemine yapıştırdı.
"Lütfen tiyatro kulübüne yardım et!"
Sessizlik Olduğumuz yerde sadece boş bir cips paketi rüzgarla yuvarlandı.
Ne dedi o?
"Bu da nereden çıktı şimdi? Sırf vaktimi çalmak için mi yaptın bunu? Yoksa o kadar boş lafı beni delirtmek için mi ettin?"
"Ayyy! Ah! Acıyor! Yapma! Ayak parmağını baskı noktama bastırıp durma! Aaaaaah!"
Ayağımı tam kuyruk sokumunun üzerindeki hassas noktaya bastırdığımda, gözleri kaymış ve dili dışarı fırlamış halde yere serildi. Yerde hafif hafif seğiriyordu.
"S-Seni velet! Karşında b-böyle diz çöktürmek hoşuna mı gidiyor?!"
"Yanlış anlama. Sürekli masaya eğilip alkol duvarını aştığın için mahvettiğin leğen kemiğini düzeltmek için şifa noktana bastım o kadar. Hem madem bir şey isteyecektin, neden en baştan söylemedin? Ne gereği vardı o derin felsefe kasmalarının?"
"Ö-Önemliydi ama! Ah! Gerçekten!"
"İyi o zaman, nasıl olduğunu anlat bakalım!"
"B-Bağırma bana! Lütfen! Şimdi anlatacaktım zaten!" diye sızlandı Sumire, gözyaşları gözlerinde birikmişti. "N-Neden her şeyi hemen kötüye yoruyorsun ki? Kesin yatakta da acelecisindir sen! Kızların bundan nefret ettiğini biliyor musun? Yani, bir Shota olunca sevimli geliyor kulağa ama..."
"Bildiğim tek baskı noktası burası değil, haberin olsun."
"Özür dilerim! Çok özür dilerim, gerçekten! Söz, her şeyi hemen anlatıyorum!"
Parmağımı şıklatıp ona dik dik baktım, o da hemen uslu bir çocuk gibi dizlerinin üzerinde doğruldu. Kırk kişilik sınıfı tek bir sözüyle hizaya sokan kadının düştüğü hale bak.
"Tamam, tamam, her şeyi sırasıyla anlatıyorum. Benim tiyatro kulübünün danışman öğretmeni olduğumu biliyorsun değil mi, Akiteru-sama?"
"Evet, geçen gün sınıfta ilan ettiğiniz için biliyorum. Ama hiç öyle kulüp danışmanı olacak bir tipiniz yok."
"Doğru. Bu konuyu daha önce sana veya İttifak'a hiç açmamıştım." Sumire içini çektikten sonra devam etti. "Her neyse, kulübümüz kapanma tehlikesiyle karşı karşıya."
"Kapanma mı?"
"Hı-hı. Ulusal Tiyatro Şenliği için il elemelerini geçemezsek kulüp gidici. Bizzat müdürün kendisinden gelen kesin bir ültimatom bu!"
"Epey ani olmuş. Ne yani, okulda kulüp temizliği falan mı yapıyorlar?"
"Üye sayımız az ve şimdiye kadar dişe dokunur bir başarı da elde edemedik. Okul bütçesini bizim gibi ufak tefek bir kulübe harcamak istemiyorlar herhalde."
"Peki o meşhur 'Mucizeler Kuşağı'nıza ne oldu?" Sınıfta bu konuda konuşurken kullandığı o havalı tabiri birden hatırlamıştım.
Dudağını büzüp sırıttı. "O bir yalandı."
"Öğğ. İnsan azıcık pişmanlık duyar bari!"
"Yani, tamamen yalan sayılmazdı aslında. Üyelerimin o unvanı hak edecek kadar yetenekli olduğu kesin..."
"Nasıl bir yetenekten bahsediyoruz tam olarak?"
"Orası önemli değil. Uzun lafın kısası, tiyatro kulübü kapanma tehlikesiyle karşı karşıya."
Sorudan nasıl da güzel sıyrılmıştı. Gerçi burada işimizi ne kadar çabuk bitirirsek benim için o kadar iyiydi.
"Yani, kapansa gerçekten dünyanın sonu mu olur?"
Sumire ve İttifak'ın geri kalanı (senaristimiz hariç) haftada bir kez küçük bir toplantı için bir araya gelirdi. Yine de onun bu tiyatro kulübünden bahsettiğini tek bir kez bile duymamıştım, yani kulübe öyle pek de bağlı olduğu söylenemezdi.
"Kulüp kapanırsa sizin de kendinize ayıracak bir sürü boş vaktiniz kalır hem."
İnternette, kulüp danışmanlığının getirdiği o ağır baskı altında ezilen öğretmenlerin hikayelerini okumak sıradan bir şeydi. Sadece normal öğretmenlik görevlerini yapmakla kalmıyor, hafta sonları bile kulüp faaliyetlerini yönetmek için okula gelmek zorunda kalıyorlardı. Bunca fazla mesaiye rağmen neredeyse hiçbir ek ücret de almıyorlardı. Öğrenciler için harika bir şey olduğunu söyleyip durabilirlerdi ama bana göre bu düpedüz kölelikti.
Sumire durumunda ise kendisi zaten hem öğretmenlik hem de çizerlik yaparak iki işte birden çalışıyordu. Üstüne bir de kulüp danışmanlığı yapıyordu. Kendine ayıracak ufacık bir vakit bulabilmesi bile bir mucizeydi. Bu durum, onun teslim tarihlerini esnetme konusunda biraz daha müsamahakar davranmayı düşünmeme yetmişti.
"Hayır, bu kulübün kapanmasına izin veremem." Sumire kaşlarını çatarak başını iki yana salladı. "Bu okulun her öğretmenin bir kulübe danışmanlık yapmasını zorunlu kılan baş belası bir kuralı var. Eğer tiyatro kulübü batarsa benim için işler çok fena sarpa saracak."
"Kulağa gerçekten baş belası gibi geliyor ama 'fena' derken neyi kastediyorsunuz?"
"Şu an tiyatro kulübünün başında Midori-chan var."
"Midori-chan?"
"Biliyorsun ya? Kız kardeşim! Kageishi Midori."
"Kageishi... Midori mi?"
Zihnimde hayal meyal bir şeyler canlandı. Sumire’nin kız kardeşiyse bu adı daha önce duymuş olmam normaldi ama sanki başka bir yerde daha duymuş gibi hissediyordum.
"O benim isteyebileceğim en mükemmel kız kardeş! Ama onu sana yar etmem, tamam mı?"
"İsteyen kim ki zaten."
Lafı açılmışken, Sumire’nin aile hayatı hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğimi fark ettim. Tek bildiğim, ailesinin inatçı öğretmenlerden oluştuğuydu. Bu yüzden çizer olma hayalini bir kenara bırakıp eğitim sektöründe bir kariyer edinmek zorunda kalmıştı. Ancak kız kardeşinin de aynı okulda öğrenci olduğunu hiç tahmin etmemiştim.
Acaba nasıl biriydi...
"Midori-chan acayip eğlenceli biridir! Ama aynı zamanda acayip de ciddidir!"
"Öyle mi..."
"Ve o kadar iyi bir kızdır ki, güzeller güzeli ablasının her istediğini ikiletmeden yapar!"
"Öyle mi gerçekten...?"
"Bütün çalışmaları o yönetiyor, benim yerime bütün ayak işlerini de o hallediyor! Kısacası, danışmanlık işlerinin hepsini o yapıyor ki ben yan gelip yatabileyim!"
"Ha, şimdi anlaşıldı. Yani o danışmancılık oynuyor, siz de öğretmenlik taslıyorsunuz."
Tamam, Sumire’nin teslim tarihlerinde esneklik gösterme konusundaki tüm düşüncelerimi geri alıyordum. Sınıfta kulüp hakkında ne kadar gururla konuştuğunu hâlâ hatırlıyordum. Belki de oyunculuk yeteneği gerçekten de fena değildi.
"Ama bu senin de işine geliyor, değil mi? Onun sayesinde Koyagi için çizim yapacak vakit bulabiliyorum."
"Yani, haklısınız galiba."
"Ah, gerçekten de mükemmel bir düzen!" Sumire ellerini birleştirdi. Gözleri bir anlığına parıldadı, fakat hemen ardından yine hüzünle gölgelendi. "Ama tiyatro kulübü kapanırsa... benim kaderim de mühürlenmiş olacak."
"Hmm? Ha, doğru ya."
Sumire’nin parmağıyla işaret ettiği yöne baktım. Pencerenin dışında, hayat dolu kızlarla ve havada zıplayan tenis toplarının sesleriyle çınlayan tenis kortu duruyordu. Demek sonu orası olacaktı.
Yani doğum iznine ayrılan o öğretmenin tenis kulübünün danışmanı olduğunu, eğer tiyatro kulübü kapanırsa onun yerine senin geçmek zorunda kalacağını mı söylüyorsun?
Aynen öyle! Tenisten nefret ediyorum! En sonunda o ciddi maskesi tamamen paramparça olmuştu. Yüzünden süzülen yaşlar, burnunun akıntısı ve neredeyse stresten boncuk boncuk dökülen o tuhaf ter damlalarıyla şimdi bana sığınıyordu. Bizim kızlar tenis kulübü buraların en iyilerinden biri! Antrenmanları bir türlü bitmek bilmiyor, neredeyse haftanın yedi günü, günün yirmi dört saati durmadan çalışıyorlar! Üstelik Midori-chan da yanımda olmayacak, yani kaytarma şansım sıfır. Artık bir şeyler çizmeye tek bir an bile vaktim kalmayacak!
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.