"Hayır. Hadi ama."
"Ya..." Önüne bakıp canı sıkkın bir şekilde başını yana eğdi.
Sosis tuttuğu eli yavaşça aşağı indi. Tezgahtar kadının bakışları buz gibiydi. Havadaki o tuhaf gerginliği hissetmiş gibi yoldan geçen müşteriler de şöyle bir bize baktı ama ortada heyecan verici bir durum olmadığını görünce hemen ilgilerini kaybettiler.
O çekilmez sessizlik, sadece Iroha’nın hafif mızıldanmalarıyla bölünerek sürdü gitti.
"Öğğ, tamam be! Yiyeceğim şu sosis bozuntusunu!" Artık daha fazla dayanamayarak oflayıp elimi uzattım.
Iroha, o yumuşacık sosisi adeta göğsüne bastırıp koruyarak başını iki yana salladı. "Gerek yok... Özür dilerim, çok üsteledim."
"H-Hayır, gerçekten istiyorum."
"G-Gerçekten mi? O zaman... Bunu bana kanıtlamanı istiyorum. Şu sosis için bana kalbinin derinliklerinden yalvarmanı istiyorum. Sanki bir iş toplantısındaymışsın gibi bu isteğini bana pazarla."
Yüzsüzlüğün bu kadarı! Şu an ulu orta bir yerde olduğumuzun farkında mıydı bu kız? Üstelik tezgahtar kadın duymasın diye sesini de kısmıştı. O tatlı, masum maskesinin altında, yüzünde son derece şeytani bir gülümseme belirdiğine emindim.
Ona boyun eğmek istemiyordum. Ama böyle kalabalık bir yerde de kavga çıkaramazdım.
"Ah, sosisini yemeyi o kadar çok istiyorum ki. Bunu tüm benliğimle arzuluyorum."
"Sana pazarla dedim."
"Kendi üzerimde yaptığım ve yine kendime yönelttiğim anket sonuçlarına göre, bütünüyle benim yüzde doksan sekizim bu sosisi yemek istiyor; yüzde seksen dördüm ise bunu bana senin yedirmeni arzuluyor. Bu bilimsel verilerle tartışamazsın, değil mi?"
Bu dudak uçuklatan bilimsel bulgularım karşısında Iroha elini hemen ağzına kapatıp kafasını yana çevirdi. Bütün vücudunun titrediğini görebiliyordum. Demek benimle dalga geçip içten içe gülüyordu, öyle mi?
Bunu kesinlikle bir kenara yazmıştım.
"P-Peki, fena değildin. Aslında bunu gerçekten yapacağını hiç düşünmemiştim," diyerek kıkırdadı Iroha.
"Affedersiniz," diyerek tezgahtar kadına döndüm. "Benimle nasıl dalga geçtiğini görüyorsunuz, değil mi? Şimdi anladınız mı? Aslında Iroha göründüğü gibi biri—"
"Hoş geldiniz! Bugün özel peynirli sosisimizden denemek ister miydiniz?"
Kahretsin! Kadın sosis satmaya o kadar odaklanmıştı ki Iroha’nın gerçek yüzünü gösterdiği anı kaçırmıştı! Neden tam da ihtiyacım olduğu anda işimize burnunu sokmuyordu ki? Yoksa Iroha, ne zaman pislik yapmak istese kendisini görünmez kılan bir tür koruma kalkanına falan mı sahipti?
Gökyüzüne içten içe lanetler okuyarak sosisten büyük bir ısırık aldım.
"Nasıl, Senpai?"
"Lezzetliymiş."
"Aaah! Sosisleri sevdiğini biliyordum zaten! Şu inadından vazgeçmene bayılıyorum!" Iroha, tezgahtar kadının bakmadığı bir anı kollayıp dişlerini göstererek güldü.
"Et sevgim, senin sinir bozucu bir tip olduğun gerçeğini değiştirmiyor." Dilimin üzerinde dağılan o sulu et lezzeti, şu an için şikayet edemeyeceğim tek şeydi. Sadece Iroha’nın bununla böbürlenmesinden nefret ediyordum. "Ayrıca şu 'sevmek' kelimesini ikide bir kullanmayı bırak. Benimle ilgili hiçbir şeyi sevdiğin falan yok."
"Ama seni gerçekten seviyorum! Bunu önüne gelene söylemem, bilesin!"
"Sen tam anlamıyla onun zıttısın. Farkında mısın?"
"Ha? Mashiro-senpai’yi mi kastediyorsun?"
"Evet. Tek konuştuğu şey benden ne kadar nefret ettiği. Tabii lütfedip konuştuğu zamanlarda."
Iroha’nın, gerçekle uzaktan yakından alakası yokken beni sevdiğini söylemesi ne kadar sinir bozucaysa, Mashiro’nun da ortada hiçbir sebep yokken benden nefret ettiğini söylemesi o kadar sinir bozucuydu. Keşke ikisinin tam ortasında duran bir kız bulabilseydim ama kader nadiren bu kadar cömert davranırdı.
Iroha, yüksek raftaki domates suyu kutusuna uzanmak için parmak uçlarında yükselirken, "Ah, bak bu aklıma getirdi! Hâlâ partiye geleceğini söylemedi, değil mi?" diye sordu.
"Söylemedi."
Ozu ve Sumire’den de parti hazırlıkları için yardım istemiştim. Iroha ise yemek işlerinden ve mezeleri hazırlamaktan sorumluydu. Bizi yavaşlatan tek şey, Mashiro’nun ilgisini çekip onu gelmeye ikna etmeyi bir türlü becerememiş olmamdı.
"Eline geçen her fırsatta beni görmezden geliyor. Bu konuda ne yapabilirim, gerçekten hiç bilmiyorum."
Iroha, domates suyuna doğru zıplamaya devam ederken düşünceli bir şekilde mırıldandı.
"Biliyor musun Senpai, belki de ona karşı fazla nazik davranıyorsundur."
"Efendim?"
"Planının olabildiğince sinir bozucu davranmak olduğunu biliyorum ama bence senin sınırların bundan çok daha fazlası... Grr."
Iroha ne kadar zıplarsa zıplasın, bir türlü domates suyuna yetişemiyordu. En sonunda, sanki hayatındaki tüm aksiliklerin sorumlusu oymuş gibi en üst rafa öfkeyle dik dik baktı.
"Bize karşı her zaman son derece sinir bozucu davranıyorsun sonuçta. Hani şu Honeyplace Works işine bizi de dahil etmeye çalıştığın zamanı hatırlıyor musun?"
"E yani. O hepimiz için en iyi seçenekti çünkü. O yüzden üstüne düşmek zorundaydım."
"Evet ve sonunda hepimizi ikna etmeyi başardın, değil mi? Sanki... hiç sormana bile gerek kalmadan, her birimizin neyde iyi olduğunu ya da hayattan ne istediğini çok iyi biliyor gibiydin."
"İnsanların, başkalarının standartlarına uymak için değişmeye zorlanmasından ya da hayallerinden vazgeçmesinden hoşlanmıyorum sadece. Yani düşünsene, bir hayalin veya yeteneğin var ama içinde bulunduğun çevre izin vermediği için bunu kullanamıyorsun. Bu tek kelimeyle aptallık."
"Evet ve biz hayallerimizin gerçek dışı olduğunu düşünüp endişelenirken, sen o düşünceden sıyrılmamızı ve istediklerimizi başarabileceğimizi görmemizi sağladın. İşte bu yüzden sen dünyadaki en iyi yapımcısın. Pekala..." Iroha son bir kez daha zıplayıp elini uzatabildiği kadar uzağa uzattı. Bu defa domates suyunu kavramayı başarmıştı. "İşte bu! ...Ah... Aaaah!"
Ancak yere düzgün basamadı. Dengesi bozuldu, sendeledi ve rafların üzerine doğru devrilmek üzereydi. Beni ne kadar sinir ederse etsin, öylece düşmesine izin verecek değildim. Düşmesini engellemek için kollarımı hemen beline doladım.
"Dikkat etsene, şapşal!"
"Haha! Teşekkürler!" Iroha, domates suyu kutusunu göğsüne bastırıp bana sırıttı. "Ama cidden, okul bittikten sonra çok büyük bir hata yapmaktan kurtardın bizi. Ozuma’nın seni bu kadar çok sevmesinin nedeni de bu zaten. Mashiro-senpai’nin arkadaş istememesi ya da senin fazla üstüne gittiğini düşünüp endişelenmeni anlıyorum ama dürüst olmak gerekirse bu konudaki sezgilerin kesinlikle doğru. Zaten her zaman doğru çıkarlar."
"Yani tüm gücümle üstüne gitmemi mi söylüyorsun? Evet, sanırım daha önce kendimi biraz tutuyordum..."
Bu duruma daha sakin ve mantıklı bir şekilde yaklaşmanın daha iyi sonuç vereceğini düşünmüştüm ama belki de yeteneklerimi doğru kullanmıyordum. Artık Mashiro’nun bize katılmaya kendi kendine karar vermesini beklemenin bir işe yaramayacağını anlamıştım. Eğer bunun onun için en doğru yol olduğuna inanıyorsam, bunu ona göstermek için elimden gelen her şeyi yapmalıydım. Mashiro’nun buna ihtiyacı vardı. Daha parlak bir gelecek için bizim arkadaşlığımıza ihtiyacı vardı. Eğer bunu gerçekleştirmek için geçici bir süreliğine onun sınırlarını sonuna kadar zorlamam gerekiyorsa, öyle olsun.
05th Floor Alliance üyelerine Honeyplace Works’te bir iş hedeflememiz gerektiğini söylediğim anı hatırladım. Ozu ve Sumire bana deliymişim gibi bakmışlardı. Bunun imkansız olduğunu söylemişlerdi ama bunun hepimiz için en iyisi olduğuna onları ikna ettiğimde sonunda bana hak vermişlerdi.
İlk olarak Ozu vardı; olağanüstü bir yeteneğe sahip, ancak sadece çok kısıtlı bir grup insanla iletişim kurabilen genç bir adam. O insanlar da ben, ailesi ve belirli bir zeka seviyesine sahip herhangi bir insandan ibaretti.
Sonra Sumire vardı; küçüklüğünden beri resim yapmayı çok seven, doğuştan yaratıcı bir kadın. Çok yetenekli bir sanatçı olmasına rağmen, ailesi her zaman öğretmenlik yaptığı için o da öğretmen olmaya zorlanıyordu.
Tsukinomori-san ile bizzat konuşup hayallerinin önündeki tüm engelleri kaldırdığım için, şimdi her ikisi de Honeyplace Works’ten doğrudan iş teklifi almış durumdaydı. Sınava girmelerine bile gerek kalmamıştı. Onlar adına sevinmiştim.
Bunun için ne kadar ileri gittiğimi düşününce, Iroha’nın geçen hafta boyunca Mashiro’ya karşı kendimi geri çektiğimi düşünmesi gayet doğaldı. Dengede durduğunu görünce Iroha’yı bıraktım ve elindeki domates suyu kutusunu aldım.
"Teşekkürler Iroha. Gözlerimi açtın."
"İşte bu! Ciddi olduğun zamanlara bayılıyorum! Neler olacağını görmek için sabırsızlanıyorum!" Iroha bana sinsi ve eğlence dolu bir şekilde sırıttı. Bu seferlik, ben de ona aynı şekilde karşılık verdim.
Kendini hazırlasan iyi edersin Mashiro. Benden herkesten daha çok nefret edecek olsan bile seni öylece kendi haline bırakacak değilim. Sana arkadaş edinmenin ve eğlenceli, mutlu bir okul hayatı yaşamanın en etkili yolunu bizzat göstereceğim!
Bu sefer kafaya koymuştum.
"Görünen o ki iyice gaza gelmişsin," dedi Ozu. "Ne hazırladığını görmek için sabırsızlanıyorum!"
"Bunu ne kadar ileri götürebilirim bilmiyorum ama tüm gücümle saldıracağıma emin olabilirsin!"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.