Yatağıma büzülüp ömrümün geri kalanını sıcacık bir çörek gibi geçirmek istiyordum sadece. Sahildeki kabuğuna çekilmiş, dış dünyaya kapalı bir deniz kabuğu olmayı ne çok dilerdim. Dalgalar seni sonsuza dek hafifçe sallayıp dururken dışarıda olup bitenler kimin umurunda olurdu ki?
Uzun zamandır böyle hissediyordum. Hatta hâlâ ara sıra bu hisse kapıldığım oluyordu. Bunun imkansız bir arzu olduğunu bilsem de sırf bu yüzden okul değiştirmiştim işte.
Doğrusunu söylemek gerekirse Aki'yi yeniden gördüğüme çok sevinmiştim. Evet, o sabah çekmeceden rastgele seçip giydiğim külotumu görmüş olsa bile. Yaşadığım o korkunç utanca rağmen içimi bir mutluluk kaplamıştı. Sanki araya hiç yıllar girmemiş, hiçbir şey değişmemiş gibi benimle konuşması beni çok mutlu etmişti. Zaten kendisi de zerre değişmemişti.
Cuma günü senin için ufak bir karşılama partisi yapıyorum.
Bu sözleri defalarca tekrarlayıp durmuştu. Okula giderken, okulda, apartman dairesi önünde... Beni her davet ettiğinde yüzünde beliren o ifade yüreğimi sızlatıyordu. Sadece kibarlık etmeye çalıştığını biliyordum. Bunca zamandan sonra bile onun tam da böyle biri olduğunu çok iyi biliyordum. Çünkü birbirimizi görmediğimiz o uzun süre boyunca bile gözüm hep onun üzerindeydi; ne yaptığını uzaktan da olsa takip etmiştim.
İşte bu yüzden bir şeyleri değiştirmek istemiştim. Eğer bir adım atarsam, eğer ona elimi uzatırsam belki ben de değişebilirdim.
Ne kadar da yanılmışım.
Aki'nin peşinde dolanan o kouhai da kimdi öyle? Onu daha önce hiç görmemiştim. Aki ile babamın telefon konuşmalarına kulak misafiri olduğum için Kohinata Ozuma ve Kageishi Sumire isimlerini zaten biliyordum.
Ama onun yanında böylesine güzel bir kızın daha fink attığından haberim yoktu. Üstelik ikisi, ömrüm boyunca gördüğüm en sırılsıklam aşık çiftler gibi etrafta koşturup duruyorlardı.
Bir dakika. Bütün bunlar sadece kıskançlıktı. Çirkin, berbat bir kıskançlık. Tüm hislerim, ayrı kaldığımız yıllar boyunca sağdan soldan topladığım kırık dökük anılara ve bilgi kırıntılarına dayanıyordu. En iyi ihtimalle yüzeysel şeylerdi işte. Arkadaşının kız kardeşini kıskanmak benim ne haddimeydi?
Babam, Aki'nin benim sahte erkek arkadaşım olmasını önerdiğinde ne kadar mutlu olduğumu itiraf etmeye bile utanıyordum. İşte tam da bu yüzden o kızı, yani Kohinata Iroha'yı gördüğüm an beni vuran çaresizlik çok daha yıkıcı olmuştu.
Ne düşündüğünüzü biliyorum. Bence de acınası bir durum.
Eski okulumda işler sarpa sardığında oraya gitmekten nefret eder olmuştum. Sonra 105. Kat İttifakı projesinden haberdar oldum ve sonunda hepsiyle yakınlaştım...
Beni takip etmeyi bırak mı? Kendi seçtiğim kelimelere alayla güldüm.
Asıl sapık kimdi acaba? Babama yalvar yakar olup Aki ile aynı okula gitmek, hatta onunla aynı sınıfa düşmek için her yolu deneyen bendim. Burada arkadan iş çeviren asıl bendim.
Sırf göğsüme saplanan o kıskançlık yüzünden Aki'ye bu kadar berbat davrandığım için kendimden nefret ediyordum. Ona yakınlaşmaya çalışırsam beni kendinden uzaklaştırma ihtimali düşüncesinden nefret ediyordum. Aki'nin zaten çok iyi anlaştığı bir kızın var olmasından nefret ediyordum.
En çok da okul değiştirmeden önceki o eski, zavallı yerimde sayıyor olmaktan nefret ediyordum. Sefil, kendinden tiksinen ve yapayalnız biriydim işte.
Her şeyden nefret ediyordum. Annesinin kendisi için en iyisini söylediğini bildiği halde inatla aksini yapan o huysuz çocuklar gibiydim.
Cuma... Yani yarın.
Yatakta dönüp yanı başımdaki duvara diktim gözlerimi. Benim odamla 502 numaralı daireyi birbirine bağlayan o duvara.
Acaba Aki de hemen duvarın diğer tarafında mı uyuyordu? Gayriihtiyari gözlerimi kıstım ama tabii ki bu hareketim duvarın arkasını görmemi sağlayacak bir röntgen görüşü vermedi bana.
Yorganımın altına doğru fısıldadım. "Senin o aptal partine gelmeyeceğim."
Eğer sadece ikimiz olsaydık belki bununla başa çıkabilirdim. Ama oranın güler yüzlü ve neşeli sohbetler eden insanlarla dolup taşacağını çok iyi biliyordum. Bunu yapamazdım. Öyle insanların arasına karışamazdım.
Aki ile baş başa konuşmaya çalışsam bile benden çok daha neşeli, sohbeti çok daha iyi olan biri gelip onu hemen elimden alıverirdi. O zaman konuşacak kimim kalırdı ki? Yabancılar, sadece yabancılar. İnsanlarla dolu, eğlenceli bir yerde kendimi her saniye daha da yalnız hissetmekten başka bir işe yaramazdı bu.
Bu düşüncenin kendisinden bile nefret ediyordum. Gitmem imkansızdı. Aki'yi ne kadar seversem seveyim, beni kaç kez davet etmiş olursa olsun, gitmeyecektim.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.