Partiden önceki akşam, okul çıkışı yolumun üzerindeki süpermarkete uğradım.
Alışveriş arabasını sürdükçe içine kendiliğinden yiyecek doluyor gibiydi. Nedeni mi? Tabii ki sağdan soldan ne bulursa sepete fırlatan Iroha'ydı.
Havuç, soğan, patates, et ve garnitürlerin yanı sıra birkaç şişe çay ve su. Bir de sadece kendi damak zevkine hitap ettiğinden emin olduğum koca bir abur cubur dağı.
“Yarınki parti için sabırsızlanıyorum!” dedi Iroha, yüzündeki masum tebessümle bana bakarak.
Hâlâ okul üniforması üzerindeydi. Bugün kulaklıklarını takmamıştı, hatta kıyafetinin hiçbir düğmesi de eksik değildi. Şık havasından bir şey kaybetmemişti ama genel olarak tam bir örnek öğrenci izlenimi veriyordu.
Bu tavrı bana feci şekilde yapmacık geliyordu.
“Kendin gibi davranabilirsin, biliyorsun değil mi? Etrafta insan var diye böyle uslu kız rollerine bürünmene gerek yok.”
“İlahi Senpai. Böyle yapınca indirim falan koparıyorum! Bu da senin cebinden daha az para çıkması demek.”
“Yani, öyle de...”
Bu partileri arkadaşlık ilişkilerime yatırım yapmak için bir fırsat olarak görüyordum ve masraftan kaçınmak istemiyordum. Yine de bütçeyi biraz kısmaktan zarar gelmezdi.
Tabii Iroha’nın bu örnek öğrenci maskesiyle alışverişe çıkmak, o indirimi elde etmek için can attığım bir yöntem sayılmazdı.
“Aman tanrım! Siz ikiniz her zamanki gibi yine çok tatlı görünüyorsunuz!”
Tadım yaptıran kadın standından seslenince Iroha hemen atıldı. “Merhaba!”
“Aman da aman, her zamanki gibi ne kadar da kibarsın Iroha-chan! Aki-kun, bu kızla gerçekten çok şanslısın!”
“Ş-Şey, aslında biz öyle—”
“Hiç utanma evladım!” diyen kadın, omzuma babacan bir tavırla vurdu.
İşte tam da bu yüzden Iroha ile buraya gelmekten nefret ediyordum. Aynı binada oturduğumuz için onunla burada sık sık karşılaşırdık. İlk başlarda, hazır aynı saatte denk gelmişken marketi beraber turlayalım demiştik ama bir süre sonra bu durum birlikte alışveriş yapma alışkanlığına dönüştü.
Gelgelelim bu durum, burada birkaç yıldır çalışan kadınların bizi sürekli beraber alışverişe çıkan genç bir çift sanmasına yol açmıştı.
Bitmek bilmeyen dertlerime bir yenisi daha ekleniyordu.
“Yani bu sosisler Almanya'dan falan mı geliyor?” diye sordu Iroha.
“Aynen öyle güzelim. Kalın, sulu ve ağızda dağılan cinsten. Hadi, bir tadına bakın!”
“Vay canına, çok lezzetliymiş! İçindeki bu akışkan şey de ne?” Iroha iştahla sosisi ısırdı.
Altında gizli bir ima arayıp aramadığından emin olmak için paketin üzerini kontrol ettim. İçinde erimiş peynir sosu olduğunu görünce rahat bir nefes aldım. Tabii bu durum, yüzünde muzip bir gülümsemeyle bana dönmesine engel olmadı.
“Tadına bakmak ister misin Senpai? Hadi, aç ağzını!” Kürdanı bana doğru uzattı.
“Uzatma şunu.”
Tanıtımcı kadın yine araya girdi. “Utanacak bir şey yok!”
Elini usulca kenara ittiğimde Iroha, huysuz kocasına gülümseyen bir eş edasıyla kıkırdadı. “Tüh, ıskaladık!”
“Aşk olsun Aki-kun, kız arkadaşına karşı ne kadar da kaba davranıyorsun! Ona daha kibar olmalısın!”
Sabır ver yarabbi.
Yine başlamıştık. Gerçekte var olmayan bir ilişkiye burnunu sokan yabancı bir kadın daha. Iroha’nın takılmalarına ne zaman soğuk davransam başıma bu geliyordu. Anlam veremiyordum. Belki de dışarıdan bakıldığında çiftler böyle görünüyordu. Gerçi ilişkiler konusunda uzman sayılmazdım.
Herkesin bizi sevgili ilan etmesi inanılmaz derecede sinir bozucuydu. Aksini iddia etmeye kalksam, hemen utandığımı söyleyip konuyu kapatıyorlardı. Kendi yarattıkları bu hayal dünyasında gerçeklerin hiçbir hükmü yoktu.
Iroha ile yalnız alışverişe çıkmamak için Ozu'yu da davet etmiştim aslında.
“Ben almayayım. Arada kaynayıp üçüncü tekerlek olmak istemem.”
Tabii ki gelmemişti. Nedense benim Iroha ile vakit geçirmekten keyif aldığımı falan sanıyordu.
Neyse, ben içimden kendi kendime söylenirken, yüzüme doğru uzatılan sosis hâlâ önümde duruyordu.
Iroha, tütsülenmiş etin üzerinden tüten dumanın arkasından, parıldayan gözlerle doğrudan bana bakıyordu.
“Yemeyecek misin Senpai?”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.