Kesişen Yollar ve Küçük Bir Oyun

Şaka mı yapıyorsun? Bu halimizle kimseye örnek olamayız!

Belki de bu durum, Tanrı'nın bizim sahte ilişkimizi kutsama şeklidir.

Daha çok Şeytan'ın işi gibi.

Ha? Eğer peşimizdeki oysa, dua etmeye başlasak iyi olur. Belki o zaman Tanrı bu anı bizim için güzel bir anı haline getirir.

Umidini çok yüksek tutma bence. Lanetler öyle bir gecede yok olup gitmez, diye mırıldandı Mashiro. Bir an için yüzüne tarifsiz bir hüzün çöktü. Karanlık bir odanın köşesinde, öfkeli anne babasından saklanan küçük bir kız çocuğunu andırıyordu.

Haklısın galiba. Her neyse, partiye gelmeyi istemediğinden neden bu kadar eminsin?

Daha önce yalnız görünmüyorsa bile, şimdi kesinlikle öyle görünüyordu.

Babasını yeni bir okula gitmeye ikna etmek için o kadar uğraşmıştı ama arkadaş edinmek bir yana, sınıfta eğleniyor gibi bile durmuyordu. Bana iyi olduğunu söylese bile, artık buna inanmamın imkanı yoktu. Unutmayın, olayları anlamayan o saf başkarakter ben değil, Ozu olmalıydı.

İşte bu yüzden ona sormak zorundaydım. Hassas bir konu olduğunu bilsem de onu böyle bir yalnızlığın içinde bırakıp gidemezdim. Gerçek Mashiro'nun bu kabuğun hemen altında bir yerde saklandığından emindim.

Gerçekten çok inatçısın. Sırf benim için bunca şeye katlanıyorsun. Bence senin bir akıl sağlığı kontrolünden geçmen gerek.

Demek garip olan benim, öyle mi? Bak, sınıfta ne kadar normal davranmaya çalışırsan çalış, şu an en az benim kadar dağılmış görünüyorsun.

Okulda bu yönümü pek gizlemeye çalışmıyorum aslında. Ama sanki şimdi senin başka bir yönünü görmüş gibi hissettim. Arkadaşların da sana benziyor olmalı...

Arkadaş derken, bizim Kat 5 İttifakı ekibini mi kastediyordu? Lafı neden şimdi onlara getirdiğini sormak istedim ama tereddüt ettim. Ben daha sorumu soramadan Mashiro konuşmaya devam etti.

Üzgünüm Aki. Sorun sen değilsin. Senden gerçekten nefret etmiyorum. O yüzden lütfen sen de benden nefret etme.

Benden nefret ettiğini de nereden çıkardın? Yine de benim hakkımda böyle hissetmediğini duymak içimi rahatlattı. Gözlerinde biriken gözyaşları fark edince yüzümde eğreti bir tebessüm belirdi.

Mashiro'nun geçmişinde anlatmakta zorlandığı bir şeyler olduğunu biliyordum. Sırf bu yüzden, onu sürekli darlamama rağmen, bu yarayı deşecek her türlü söz ve davranıştan kaçınmaya kararlıydım. Fakat şimdi, Mashiro kendisi konuşmaya çalışıyordu. Kendi çabasıyla kabuğundan çıkmaya yelteniyordu.

Şey... Aslında... Korkuyorum.

Korkuyor musun?

Arkadaşlarının arasına karışamamaktan korkuyorum. Beni sevmemelerinden, beni görmezden gelmelerinden ve sonra senin de beni görmezden gelmenden... Aptalca, biliyorum ama...

Çok normal bir duygu.

Efendim?

Onu tamamen anlıyordum ve bunu bilmesini istedim. Şu sahte sevgililik meselesine o kadar odaklanmış durumdasın ki henüz fark edemedin belki ama sınıfın yüzde doksandokuzu zaten beni görmezden geliyor. Görünmez olmanın ne demek olduğunu çok iyi bilirim.

N-Nasıl yani? Ama... Mashiro şaşkınlıkla gözlerini açtı. Bunu kabullenemiyor gibiydi.

Kötü niyetlerinden yapmıyorlar bunu. Sadece dikkat çekmiyorum. Notlarım ortalama, tipim ortalama. Pek ilgi çekici biri değilim. Sıradanlığın kitabını yazmış gibiyim.

Bu doğru değil! Sen Kat 5 İttifakı liderisin!

Klanımızın adını duymuş muydun?

Şey, babam... Babam anlatmıştı, dedi.

Doğru ya, şimdi taşlar yerine oturdu.

Tsukinomori-san kızını en az kadınlar kadar çok severdi. Hayatına dair şeyleri onunla paylaşırken birkaç gizlilik sözleşmesini ihlal etmesini yadırgamamıştım. Gerçi bizim onunla yaptığımız bir gizlilik sözleşmesi de yoktu ya.

Ç-Çok ilginç bir oyun yapıyorsun, değil mi? Henüz lisede olmana rağmen şimdiden çok iyi para kazandığını söyledi.

Kârı bölüşüyoruz, diye açıkladım. Üstelik kazandığımızın çoğu bir sonraki oyunu yapmaya gidiyor zaten. Sandığın kadar zengin değilim yani.

Yine de bir oyun geliştirme ekibinin başındasın! Hem de her yaştan insan bu oyunu oynuyor! Bu... Bu gerçekten harika bir şey. Çok popüler olman gerekirdi!

Kimse bir oyun geliştiriciyle arkadaş olmak için can atmaz. Ayrıca okulda bunu kimseye söylemedik.

Mashiro kaşlarını çattı. Neden ki? Yoksa... Seninle dalga geçmelerinden mi korkuyorsun?

Ondan değil. Sadece üzerimde çok fazla ilgi toplamak istemiyorum. Yoksa muhtemelen kendimi bir şey sanıp şımarırdım. Dürüst olmak gerekirse bunun gerçekleşme ihtimali hiç de düşük değildi.

Ama başardığın şeyin takdir edilmesini istemez misin?

Tabii ki isterim. Ben de herkes gibi bir insanım nihayetinde. İlgi görmek ve onaylanmak bu dünyada herkesin peşinden koştuğu bir şey. Görünmez olmak beni mutlu ediyor da sayılmaz. Dediğim gibi, sadece şımarmak istemiyorum. Muhtemelen o ilginin tadını çıkarıp hava atmakla o kadar çok vakit kaybederdim ki bunu bir sır olarak saklamak en iyisi. O vakti daha önemli şeylere ayırmak çok daha mantıklı, değil mi?

Mashiro verdiğim cevabı tartarak bir süre yüzüme baktı.

Sen gerçekten delinin tekisin, dedi sonunda. Şimdiye kadarki en içten, en parlak gülümsemesiyle yüzüme bakıyordu.

Gerçekten gelmiyor musun yani?

Mashiro ile eve kadar birlikte yürümüştük. Sırılsıklam kıyafetlerimizle Hansel ve Gretel'in serseri versiyonlarına benziyorduk. Sonunda apartman dairesi binamızın lobisine ulaşabilmiştik.

Mashiro kafasını sallamadan önce bana yukarıdan bir bakış attı. Üzgünüm... Ama davet ettiğin için teşekkür ederim.

Gerçekten iyi çocuklardır. Seni aralarına kabul etmek için ellerinden geleni yaparlar.

Biliyorum, sadece... Rahat edemem.

Peki, haklısın sanırım. Tamam, sen kazandın. Artık bu konuda seni darlamayacağım.

Gelen asansöre bindik ve yukarı çıkana kadar hiç konuşmadık.

Günün sonunda Mashiro'yu ikna etmeyi başaramamıştım. Sandığımdan çok daha fazla kendi içine kapanmıştı; arkadaş edinmek bir yana, birileriyle tanışmaktan bile korkuyordu. Yeniden karşılaşmamızın üzerinden henüz birkaç gün geçmişti, bu yüzden bu kadar çabuk bana açılacağını düşünmek biraz saflık olurdu belki de.

Hatta nehre düşüp birlikte gülmüştük ama Mashiro henüz korkularını bir kenara bırakmaya hazır değildi. Canının yandığını görebiliyordum. İnsanlarla birlikte olmasının onun için en iyisi olacağını düşünsem de şimdilik kararına saygı duymaya karar verdim.

Görüşmek üzere o zaman. Asansör beşinci kata ulaştığı an Mashiro kendi odasına gitmek için arkasını döndü.

O giderken gülümsedim. Gelecek haftadan itibaren okulda benimle en azından normal bir şekilde konuşacaksın, değil mi?

Mashiro bir an duraksadı. Tamam.

Kendi kapısına ulaşana kadar hareket etmeden, kapı komşum olan 501 numaralı daireye doğru sendeleyerek gidişini izledim.

Aaa? Sabah kapıyı kilitlemeyi mi unuttum acaba? Mashiro kafa karışıklığı içinde kapı koluna bakakaldı.

Ne oldu?

Şey, kapım kilitli değil. Çok garip.

Eve birinin girdiğini mi düşünüyorsun?

B-Bilmem ki... Endişeli gözlerle bana baktı.

İlk defa tek başına yaşıyordu ve yeni evine henüz alışamamıştı. Tüm bunların üzerine kapısını beklenmedik bir şekilde açık bulmak gerçekten korkutucu olmalıydı. Sadece kilitlemeyi unutmuş olması büyük bir rahatlama olurdu ama ya eve hırsız girdiyse? Ya o hırsız hâlâ içerideyse?

Mashiro'nun yüzünden kan çekildi. Şu an kafasından aynı korkuların geçtiğini tahmin edebiliyordum.

Hadi bir bakalım. Korkma, seninle birlikte gireceğim.

Tamam...

Her ihtimale karşı onun önüne geçtim ve karanlık daireye ilk adımı attım. Ayakkabılarımızı çıkarıp içeriye doğru ilerledik. Adeta birbirimize yapışmış halde, sessizce süzülüyorduk.

Evde çıt çıkmıyordu, en ufak bir hareketlilik belirtisi yoktu. Ne kadar sessiz yürümeye çalışsak da ayak seslerimiz duvarlarda yankılanıyor gibiydi. Her adımda kalbimin ritmi daha da hızlanıyor, alnımda soğuk terler biriktiğini hissediyordum. Mashiro, ebeveynini arayan kayıp bir çocuk gibi tişörtüme sıkı sıkıya tutunmuştu.

Birlikte salon kapısının önünde durduk. Mashiro'ya baktım. Yutkunup bana onaylarcasına kafasını salladı. Kapı kolunu kavradım, kapıyı hızla ardına kadar açıp Mashiro'yu içeri doğru ittim.

Ne?

Seni artık ikna etmeye çalışmayacağım.

Mashiro şaşkınlıkla arkasına dönüp bana baktı.

Ama senin kararlarına saygı duyacak da değilim! Rakibinin can verişini izleyen ve yeni dünyanın tanrısı olmaya hazırlanan bir seri katil edasıyla ona sırıttım.

Bam!

Bir sonraki an, havada patlama sesleri yankılandı.

Şaka şaka, silah patlamamıştı tabii ki.

Mashiro, üzerine yağan mermilerin —yani konfetilerin— arasında şaşkınlıktan donakalmış halde salonun ortasında dikiliyordu.

Beşinci kata hoş geldin!

Salondaki duvara asılmış büyük afişte Hoş geldin Mashiro-chan! yazıyordu. Yemek masasının üzeri her çeşit çay ve içkiyle donatılmıştı. Meyve suları, birbirinden leziz dışarıdan söylenmiş yemekler ve en önemlisi, Iroha'nın el yapımı sebzeli körisinin mis gibi kokan tenceresi masanın baş köşesindeydi. Tüm bunların yanında Iroha, Ozu ve Sumire, ellerindeki patlatılmış konfetilerle masanın etrafında dikiliyorlardı.

Mashiro'yu, o leziz pastadan yapılmış evinde bekleyen aç cadının kucağına ellerimle teslim etmiştim. Zavallı Gretel, sevgili abisinin onu kendi elleriyle felakete sürükleyeceğini herhalde hiç tahmin etmemişti.

Bu... Bütün bunlar ne demek oluyor? diye sordu.

Sana senin için bir hoş geldin partisi planladığımızı söylemiştim, değil mi?

Biliyorum ama... Neden buradasınız? Benim evime zorla mı girdiniz?

Iroha'ya her gün konuta tecavüzün ne kadar büyük bir suç olduğunu anlatıyorum, merak etme, dedim.

Yani siz—

Ama bu durum farklı. Biz hiçbir yere zorla girmedik. Burası benim evim.

Ne? Hayır. Burası benim dairem.

Öyle mi? Kapıdaki isme hiç baktın mı?

Kapımda isimlik yok ki. Buraya daha yeni taşındım sonuçta.

İşte bu yüzden seni kandırmak bu kadar kolay oldu. Tek yapmam gereken kendi kapımdaki isimliği sökmekti.

Ama... Ama burası...

Şöyle bir etrafına bak. Senin mobilyaların mı bunlar? Daha önce hiç bu odaya geldin mi?

Hayır... diye itiraf etti Mashiro kısa bir duraksamanın ardından.

Sayın yargıç, başka sorum yok.

Ama kendi kapımdan girdiğime yemin edebilirim! diye itiraz etti Mashiro.

Ona küçük bir ipucu daha vermenin zamanı gelmişti.

Hangi kapının sana ait olduğunu nereden anlıyorsun?

Koridorun en sonundaki kapı işte.

Doğru. İnsanlar nerede olduklarını çevrelerindeki nesnelere bakarak hafızalarına kazırlar.

Mashiro’nun buraya dair hafızası henüz oldukça bulanıktı. Defalarca gidip geldikten sonra elbet alışacaktı ama şu an için yolunu bulmak adına sadece en temel bilgileri kullanıyordu.

“Hangi odanın senin olduğunu biliyorsun çünkü koridorun en sonundaki oda o.”

“Elbette. En sondaki kapı. Az önce içinden geçtiğim kapı!”

“Dur orada! Sen en sondaki kapıdan falan geçmedin. Geçmiş olsaydın bu odada olmazdın. İfaden eldeki kanıtlarla çelişiyor.”

Hâlâ kafası tamamen karışmış görünüyordu. Onu suçlamıyordum.

“Gel de bir bak.” Onu tekrar koridora çıkardım.

Apartman dairesi kapısını açtığımızda, solumuzda sert bir duvardan başka hiçbir şey yoktu. Mashiro duvara kaşlarını çatarak bakarken elimi oraya doğru uzattım. Bir an sonra...

Mashiro’nun nefesi kesildi.

“Bu sadece bir paravan. Duvarla birebir aynı dokuya ve renge sahip olduğundan emin olduktan sonra buraya yerleştirdik.”

“O-Oha. Evet... Sıkışsın diye biraz fazla bastırılan yerler belli oluyor zaten...”

“Bu arada, diğerlerine tüm bunları hazırlayabilmeleri için zaman kazandırmak amacıyla bu öğleden sonra seni kovaladım.”

“Gerçekten bunun için bu kadar kafa yordunuz mu?”

“Evet. Reddetmen ya da bir şeylerin ters gitmesi ihtimaline karşı her türlü yedek planı hazırlamıştık.”

Mashiro daveti kabul etseydi elbette tüm bu zahmete girmemize gerek kalmazdı. Kabul etmediği için onu kovalamak zorunda kaldım ve doğrudan eve gitmesine engel olmak için dikkat ettim.

“Bunu kuracağız diye canımız çıktı yahu! Sırf seni kandırmak için. Aki’nin istekleri her zaman delice olur, üstelik zamanı da hep kısıtlıdır.”

“Ama bir şekilde hep başarıyorsunuz. Sanırım bu yüzden arkadaşız.” Aramıza katılmak için dışarı çıkan Ozu’ya gülümsedim.

Ozu, bu tür çetrefilli işleri halletme konusunda muhtemelen 05. Kat İttifakı içindeki en önemli üyeydi. Programcı olarak gruptaki tüm teknik beceriye sahipti. Sadece birkaç gün içinde, Sumire’nin sanatsal bakış açısının da yardımıyla, inanılmaz derecede detaylı görüntüleri işleyebilen bir program yazmayı başarmıştı.

“Görünüşe göre PT Operasyonu büyük bir başarıyla sonuçlandı!”

PT. Bölme Tuzağı.

“Neden?!” Mashiro sonunda kafa karışıklığından sıyrıldı ve şimdi öfkeden titriyordu. “Neden benim o saçma partinize gelmem için böyle bir şey yapasınız ki?”

“İçeri girdiğinde anlayacaksın. Söz veriyorum, içeridekilerin hiçbiri seni görmezden gelecek tipler değil.”

Mashiro fazlasıyla saf dündü. Sürekli kendi kafasının içinde yaşıyor, odasına kapanıp duruyordu. Öyle ki, sahte bir duvarı bile ayırt edememişti. Onun gözünde, kendisi kendi dünyasının başrolüydü. Başka hiçbir bakış açısının onun için önemi yoktu. Onu kandırmayı bu kadar kolay kılan da buydu ve biz bunu ona basit bir ders vermek için yapmıştık: Dünya ona karşı değildi.

“A-Ama... Benden öylece... bu insanlarla arkadaş olmamı bekleyemezsiniz.”

“Hadi ama, Mashiro-senpai! Keyfine bak... Oha!” Mashiro’ya sarılmak için apartman dairemden dışarı fırlayan Iroha, sırılsıklam bir hisle karşılaştı. Hemen geri çekildi. “Üniforma ne hale gelmiş böyle?! Aki-senpai sana bir şey mi yaptı?! Bize anlatabilirsin! Şahidin oluruz!”

“Kes sesini. Benim de sırılsıklam olduğumu görmüyor musun?”

“Ooo, fışkırtmayı seviyor demek ha?!”

“Yavaş gel, bir şeyler iç. Belli ki çok susamışsın,” dedim.

Bu kızda zerre edep yok muydu?

Ve zaten cevabını bildiğim bir soruyu neden soruyordum ki?

“Ah, benim tatlı, saf Aki’m! Seni gidi her şeyden habersiz çocuk! Benim yaşımdaki tüm kızlar bu tür şeyleri bilir!” Iroha dikkatini Mashiro’ya çevirerek burnunun ucuna hafifçe vurdu. “İyi dinle, Mashiro-san! Yanılıyorsun! Dördümüz hiç de arkadaş falan değiliz!”

“Ne?” Mashiro gözlerini kırpıştırdı.

“Yani, sanırım Aki-senpai ve abim arkadaş. Hatta muhtemelen sevgili gibiler! Bu çok seksi olmaz mıydı?!”

“Aman Tanrım, kesinlikle çok seksi! Aşırı sadist, havalı ve mesafeli Aki üstte, prens gibi Ozu altta! Bu çok mükemmel!”

“İçeri gir seni sarhoş. Ayrıca en azından içmeye başlamak için Mashiro’nun gelmesini bekleseydin!”

“Hadi ama! Beni odada içkilerle tek başıma bıraktığın için senin suçun!”

Bayanlar baylar, sınıfımızın rol modeli, Sumire-sensei. Kafayı çekmeden iyi vakit geçirmeyi beceremeyen biri.

“N-Nasıl yani arkadaş değilsiniz? Çok iyi anlaşıyorsunuz!” Mashiro karşı çıktı.

“Yani, demek istediğim. Aki benim arkadaşım değil. Abimin arkadaşı. Abim de abim olduğu için arkadaşım değil. Sumire-chan-sensei de öğretmen olduğu için arkadaşım olamaz. Ne demek istediğimi anlıyor musun?”

“Doğru, benim için de aynı şey geçerli,” diye araya girdim. “Ozu benim arkadaşım ama Iroha sadece onun kız kardeşi. Bu sarhoş da benim sözde öğretmenim.”

“Bu kadar yeter! Ceza aldın!”

“Ne? Doğruları söylediğim için mi?”

Iroha, feryat etmesini engellemek için Sumire’yi içeri geri itti ve ardından omzunun üzerinden konuştu: “Sadece şans eseri aynı katta yaşıyoruz, biz de biraz sosyalleşelim dedik, anlarsın ya? Hepsi bu. Arkadaşlıkla alakası yok.”

“Gerçekten mi? Peki ya birlikte yaptığınız oyun?”

“Ha? Bunu biliyor musun?” Iroha bana sorgulayan bir bakış attı.

Onları bu konuda uyarmayı unuttuğumu şimdi fark ederek başımla onayladım.

“Bu oldukça büyük bir iş, evet. Ama bu tür partiler yapmamızın asıl nedeni bu değil. Öyle olsaydı, oyun için hiçbir şey yapmadığımdan ben dışarıda kalırdım!”

“Bu... doğru,” dedi Mashiro.

“Aslında davet edilmek için hiçbir şey yapmadım, bu çocuklar da öyle! Hiçbirimiz arkadaş ya da sevgili değiliz ve çoğumuz aile bile değiliz. Hepimiz kendi halimizde takılıyorduk, topluma hiçbir katkımız yokken Aki-senpai geldi ve—”

“Yeter! Bu kadar açıklama yeter.” 05. Kat İttifakı’nın nasıl kurulduğunu anlatmasını engellemek için elimi Iroha’nın ağzına kapattım.

Hiç de ilginç bir hikaye değildi ve Mashiro’nun bilmesine gerek olan bir şey de değildi zaten.

“Her neyse, şimdi anladın mı? Sen Aki-senpai’nin sahte sevgilisisin, ben de senin sahte sevgilinin arkadaşının kız kardeşiyim. Bizimle takılmak için bu kadarı yeterli! 05. Kat İttifakı’na katılmak için bizimle arkadaş olmana gerek yok! Aslında aynı katta yaşamana bile gerek yok! Grubumuzda Makigai Namako-sensei adında biri daha var ve adam bir milyar mil uzakta yaşıyor! Ama yine de bizden biri!”

Iroha, “Makigai Namako” ismini telaffuz ettiği an, Mashiro tuhaf bir ses çıkardı ve yüzü asıldı. Bir grup olarak bizi biliyorsa bu ismi daha önce duymuş olmalıydı. Sektörde çalıştığı göz önüne alınırsa, ittifakın en ünlü üyesi oydu.

Onun yokluğunun, onu bizden biri olarak görme şeklimizi etkilememesi, “arkadaş” gibi etiketleri umursamadığımızın en büyük kanıtıydı.

“Şimdi anladın mı?”

“B-Beni kandırdığınıza inanamıyorum!”

Bu konuda haksız sayılmazdı. Yaptığımız şey biraz haksızlıktı.

“Yine de işe yaradı, değil mi?”

“Evet... Teşekkürler.” Mashiro asık suratını korumak için elinden geleni yapsa da, yanaklarındaki mutlu kızarıklık son derece gerçekti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.