Gece Yarısı Pencereden Gelen Davetsiz Misafir

"Ne o? Kıskandın mı yoksa?" diye sordu Iroha.

"N-Ne alakası var canım!"

"Bilmem, bir acayip davranıyorsun sanki. Hem siz sözde sevgili değil miydiniz? Böyle şeyler eninde sonunda taraflardan birinin gerçekten aşık olmasıyla biter, haksız mıyım?"

Mashiro’nun nefesi boğazına tıkandı.

Neler döndüğünü anlayamıyordum. Iroha, kızı resmen parmağında oynatıyordu.

Dur bir dakika... Yoksa...?

"Saçmalama! Onun gibi tam bir sapık tiplemesine asla aşık olmam ben!"

"Amma da acımasızsın ha, neredeyse Senpai kadar!" Iroha sırıttı.

"Efendim?"

"Ne var? Ne diye bana bakıyorsunuz öyle?" diye sordum.

"Ona karşı böyleysen... Aki, sen gerçekten Iroha-chan hakkında ne hissediyorsun?"

"Ha, o mu? Onun bana karşı hissettiklerinin aynısını hissediyorum."

Evet. Kendisinden nefret ediyordum.

Mashiro sessizce bana dik dik baktı.

"Ah, şimdi anladım işte!" Iroha, gözlerinde muzip bir parıltıyla Mashiro’yu inceledi.

Neler olduğunu çözememiştim ama durum hiç de hayra alamet görünmüyordu. Bu iki kız neden birbirlerine öyle bakıyordu ki?

"Şey..."

"Ron."

Iroha elindeki taşı masaya bıraktığı an, Mashiro’nun ağzından o zafer dolu kelime döküldü.

"On üç yetim. Tam kırk sekiz bin puan."

"N-Nasıl yani?!"

"Kusura bakma. Artık geri dönüş yapma vaktimin geldiğini düşünmüştüm."

"Hadi ama! Dağıtıcıyken, hem de bu aşamada yakuman yapmak mı? Delilik bu!"

"Hayır ya! Tam da kazanmak üzereydim!" Iroha, elindeki puan çubuklarını Mashiro’ya uzatırken sızlandı.

Mashiro ise keyifle sırıttı.

Hayatta her an her şey olabiliyordu demek ki. Iroha dikkatini oyuna verseydi, belki de tam Mashiro’nun o on üç yetim eli için ihtiyaç duyduğu taşı fırlatıp atmazdı. Acaba aklını bu kadar kurcalayan şey neydi?

Gece ilerledi ve vakit çoktan gece yarısını geçti.

Odamın aldığı hali görünce derin bir iç çektim. Herkes kendi evine dağılmış, geriye mahjong taşlarıyla kaplı bir masa ve yerlerde sürünen boş kutularla şişeler kalmıştı.

"Bu vahşilerin arkalarına bile bakmadan odalarına kaçıp temizliği bana yıkacaklarına inanamıyorum..."

Belki de gitmelerine bu kadar kolay izin verdiğim için suç bendeydi. En son çıkan Ozu’ydu ve temizliğe yardım etmeyi teklif etmişti aslında. Ancak PT Operasyonu’nu başarıya ulaştırmak için zaten canını dişine takmışken şimdi bir de ondan yardım istemeye kıyamamıştım. Mashiro baş tacımızdı, bu yüzden onu muaf tutmuştum. Asıl gazabımın hedefi Iroha ve Sumire’ydi ama onlardan zaten bundan daha iyisini beklemek budalalık olurdu.

Günün sonunda, her şeyin planlandığı gibi gitmesine sevinmiştim. Bundan sonrası için bu durumun Mashiro’nun biraz açılmasına yardım edeceğini ve okulun son birkaç yılını keyifle geçirmesini sağlayacağını umuyordum.

Dur bir dakika, ben ne diyordum böyle?

Tsukinomori-san’a çok büyük bir iyilik yapmıştım işte.

Yine de beni hemen bir kahraman ya da aziz ilan etmeye kalkmayın; bunu sadece Beşinci Kat İttifakı’nın geleceği için en doğrusu bu olduğu için yapmıştım. Mashiro’nun bundan fayda görmesi sadece işin bonusuydu. Babasıyla olan ilişkimi düzelttiği sürece, bu durumun kızın üzerindeki etkisi pek de umurumda değildi (gerçi ona yardımının dokunmasına da sevinmiştim elbet).

Her şeyi sadece kendim ve geliştirici ekibim için yapmıştım, üstelik işler ters giderse Mashiro’yu büyük bir strese sokacağımı bile bile bu riski almıştım. Durumu böyle düşününce, aslında ne kadar aşağılık bir insan olduğumu bir kez daha fark ettim.

Bana daha önce de kalpsiz demişlerdi.

İlkokuldayken başka bir okulla futbol maçımız vardı. Bizim takımdan bir çocuk, en hafif tabiriyle berbat oynuyordu. Ben de takımdakileri ona pas atmamaları konusunda uyardım. Durumu fark eden öğretmen beni bir güzel azarlamıştı. Çocuğun ne hissedeceğini hiç düşünüp düşünmediğimi sormuştu. Ben sadece kazanma şansımızı artırmak için topu ondan uzak tutmak istemiştim ama görünüşe göre bu yaptığım acımasızcaydı.

Daha sonra, söz konusu çocuk bana aslında kimsenin kendisine pas atmamasına sevindiğini, zaten en başından beri turnuvada oynamak bile istemediğini söylemişti. Topu kaptırıp takımı yarı yolda bırakmaktan ya da rezil olmaktan korkuyormuş.

Çocuk durumdan memnundu ama geri kalan herkes benim tam bir canavar olduğumu düşünüyordu.

O günlerden beri o kadar dar görüşlü biri olmaktan çıktım, artık insanların ne demek istediğini az çok anlayabiliyorum. Eylemlerimin birilerinin canını yakabileceğini unutmuştum. İşler benim istediğim gibi gittiği sürece başkalarının hisleri önemsiz kalıyordu. İşte bu yüzden bana kalpsiz diyorlardı.

Onların bakış açısını ne zaman anlamaya başladığımı tam hatırlamıyorum ama bir noktada her şey kafama yatmaya başlamıştı işte.

Zaten artık tüm bunların pek bir önemi de kalmamıştı...

Hayatımın bu evresinde, maksimum verimlilik üzerine kurulu yaşam tarzıma tamamen sadıktım. Bu başkalarının canını yakmak anlamına gelse bile. Çünkü madalyonun diğer yüzünde, benim bu tercihlerimden fayda sağlayan insanlar da vardı.

Oturma odasının köşesine çöp poşetlerini yığıp temizliği henüz bitirmiştim ki bir tıkırtı duydum. Ses kapıdan değil, balkona açılan pencereden geliyordu.

Gecenin bu vaktinde beşinci katın penceresine kim vururdu ki? Ya bir hırsızdı ya da başka bir baş belası.

Elimdeki süpürgeyi temizlik aletinden silaha dönüştürmeye karar verdim. Perdenin arkasında gizli duran cam kapıya doğru yavaşça ilerledim. Tıkırtı devam ediyordu. Kilidi açmak için uzandım.

Perdeyi hızla kenara çekip pencereyi ardına kadar açtım ve süpürgeyi dışarıdaki kişinin kafasına sertçe indirdim.

"Al sana!"

Tok bir sesin ardından bir çığlık yükseldi. Davetsiz misafir, kafasını tutarak ve acıyla kıvranarak yere yığıldı.

"Tanrım! Hangi senpai zavallı, savunmasız kouhai’sine böyle saldırır?!"

"Ha, sen miydin Iroha?"

"Yalan söyleme! Benim olduğumu bal gibi biliyordun!"

"Hayır, bilmiyordum! Sadece yüzde doksan beş emindim."

"Bir dahakine bunu yüzde yüze yuvarla, budala!" Iroha, gözlerinde yaşlarla kafasını tutmaya devam ederken, gecenin bu saati için fazlasıyla yüksek bir sesle çıkıştı. "Hem ben olmasam bile, öyle önüne gelene vuramazsın!"

"Gece yarısını çoktan geçti! Ya sen olacaktın ya da bir hırsız, ikisi de dayağı hak ediyor."

"Resmen ev içi şiddet bu!"

"Dışarıda olduğun ve burada yaşamadığın sürece ev içi sayılmaz. Hem sen neden balkondan giriyorsun? Benim bir ön kapım olduğunu biliyorsun, değil mi?"

"Annemle babama yakalanmadan gelmenin tek yolu bu çünkü!"

"Öyle ama apartman yöneticisi fark ederse başın daha büyük belaya girer." İçimi çektim.

Bu binadaki her balkonun arasında, acil durumlar için kırılabilir bir bölme duvar bulunuyordu. Iroha, canı ne zaman isterse yanıma gelebilsin diye bizim balkonların arasındaki bölmede bir delik açmıştı. Delik alt taraftaydı ve burayı genellikle büyük bir karton kutu yığınıyla gizliyordu ama biri bunu öğrenecek olursa mahvolurdu. Onun bahnesi ise odasının benim daireme en yakın pencerede olmasıydı, bu yüzden neden dilediği gibi gelip gidemesindi ki?

"Eee, ne istiyorsun?" diye sordum.

"Sadece seninle konuşmak istemiştim."

"Partiden sonra kalabilirdin o zaman."

"O zaman da beni temizliğe yardım etmeye zorlardın, değil mi? Almayayım! Sadece işini çoktan bitirmişsindir diye düşünüp geldim."

Hayatımda onun kadar utanmaz ve arsız birini daha görmemiştim. Yine de artık buna alıştığım için kızamıyordum bile.

"Ciddi bir şey konuşmak istiyordun, değil mi?"

"Sayılır, evet."

"Dinliyorum o zaman."

"Teşekkürler." Iroha sırıttı, kendi etrafında dönüp balkon korkuluğuna doğru eğildi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.