Ayağıma alelacele terliklerimi geçirip yanına gittim. Yazın başındaydık, bu yüzden gecenin bu saatinde rüzgar hâlâ insanı hafifçe ürpertiyordu. Pijamasının üstüne hırka giymiş olan Iroha’ya göz ucuyla baktım. Biraz üşümüş gibi kollarını ovuşturuyordu. Demek ki o sıcacık, rahat yatağını bırakıp benimle konuşmaya gelmesinin arkasında önemli bir sebep vardı.
Iroha, korkulukların üzerine koyduğu kollarına çenesini yaslayıp bana yandan bir bakış attı.
Mashiro-senpai’yi partiye gelmeye ikna ederek iyi iş çıkardın. Bunun için epey uğraştın, değil mi?
Öyle de denebilir.
İstersen göğüslerime dokunabilirsin. Bu enerji toplamana yardımcı olur, ne dersin?
Bu numarayı bir daha yemem.
Pekala, belki göğüslerime dokunmana izin vermeyeceğim ama yine de bir şekilde yardımcı olmak istiyorum.
Hâlâ hiç inandırıcı gelmiyorsun.
Hıh. Ne halin varsa gör o zaman. Iroha trip atarak korkuluğun üzerindeki elimin arkasına hafifçe vurdu. Senin bir işe böyle canla başla baş koyduğunu görmeyeli uzun zaman olmuştu.
Evet. Mashiro’nun işlerine burnumu sokmakla sanırım biraz hata ettim.
Kötü bir şey yaptın demedim ki şapşal. Iroha bana dil çıkardıktan sonra gözlerini kendi evlerinin tam karşısındaki balkona dikti. Mashiro-senpai’nin senin kuzenin olduğunu söylemiştin, değil mi?
Evet, babası da epey nüfuzlu bir adam.
Yani ona iyi davranmanın sebebi, babasının şirketine kapak atmak mı?
Aynen öyle. Tamamen...
...Verimlilik meselesi.
Ciddiydim. Mashiro’nun beşinci katta sıcak bir şekilde karşılanması için yaptığım her şey kendi çıkarımım içindi. Onu kurtarmak ya da kahramanlık taslamak gibi bir niyetim yoktu. PT Operasyonu tamamen benim ve ekibimin menfaati doğrultusundaydı. Eğer Iroha buraya bana acımasız veya taş kalpli demeye geldiyse bunu tamamen anlayışla karşılardım.
Gerçekten çok naziksin, Senpai.
Iroha’nın fısıldar gibi söylediği bu sözler, aklı başında birinden duyacağımı tahmin edeceğim en son şeydi.
Kesinlikle öyleyimdir, yoksa şimdiye çoktan ölmüş olurdun. Seni kurtların yemesi için çoktan bir ormana fırlatıp atmıştım.
Ya, ben burada ciddi olmaya çalışıyorum! Sen de biraz bana ayak uyduramaz mısın?
Üzgünüm.
Bazen hızına yetişmek gerçekten zor oluyordu. Iroha’nın beni ciddi olmamakla suçlaması zaten başlı başına tuhaf bir durumdu.
Gerçekten naziksin, Senpai. Yani... Iroha etrafta bizi dinleyen biri olup olmadığını kontrol etmek ister gibi çevreye bakındı ve sesini alçaltarak devam etti. Koyagi’nin seslendirmeni olduğumu henüz kimseye söylemedin, üstelik hâlâ herkesle takılmama izin veriyorsun.
Bağımsız oyunumuz bir milyondan fazla indirilmişti. Etkileyici hikayesi, büyüleyici karakter tasarımları ve ince elenip sık dokunmuş oyun mekanikleri büyük övgü topluyordu ama oyuncuları hayran bırakan bir şey daha vardı.
Seslendirmeler. Övgüler tek bir ağızdandı: Karakter seslerinin hepsi son derece duygulu ve büyüleyiciydi fakat işin garibi, emeği geçen yirmi seslendirmenin hiçbirinin adı künyede yazmıyordu. Sosyal medya dedikodudan geçilmiyordu. Güya sadece isimlerinin açıklanmasını istemeyen ünlü oyuncular kullanılmıştı. Projede adı sanı duyulmamış ama önü açık genç yetenekler yer almıştı. Seslendirmenler sokaktan çevrilen ama tesadüfen inanılmaz yetenekli çıkan kişilerden seçilmişti. Cidden, bu aptal söylentilerin ardı arkası kesilmiyordu. Zaten gerçeği asla tahmin edemezlerdi.
Kadın erkek demeden tüm o seslerin tek bir liseli kızdan çıktığına kim inanırdı ki?
Yine de bu kadar geniş bir ses yelpazesine sahip tek seslendirmen o olmasa gerekti.
Birlikte o küçücük kayıt stüdyosunda olduğumuz zamanları hatırladım. Sadece ben, Iroha ve gizlilik sözleşmesi imzalamış ses mühendisi Otoi-san vardık. Iroha’nın o şaşırtıcı ve değişken performansıyla büyülenip kaldığımı hatırlıyorum. Neredeyse beni bile bu karakterlerin gerçekten var olduğuna inandıracaktı.
Gerçekten çok yeteneklisin, biliyorsun değil mi?
Iroha utangaç bir tavırla kıkırdadı.
Sorun şu ki egon çok çabuk şişiyor.
Aşk olsun ama! Benim gelişmem için övgüye ihtiyacım var!
Hiç de bile. Sadece domates suyuyla beslenerek de yeterince büyüyorsun zaten.
Dürüst olmak gerekirse Iroha’nın bana hiç ihtiyacı yoktu. Onun yeteneği öyle bir şeydi ki bir gün uyanmış ve seslendirme konusunda aslında ne kadar başarılı olduğunu öylece fark edivermişti. Bense bundan nemalanmaya çalışan bir parazitten ibarettim.
Yapma ama. Sen olmasaydın ben buralara gelemezdim, Senpai.
Bilemiyorum. Doğruyu söylemek gerekirse o neşeli kişiliğine çok şey borçlusun bence.
Gözünü aç, Senpai. Sadece senin yanındayken ve İttifak’ın diğer üyeleriyle beraberken böyle davranıyorum.
Doğru. Diğer insanların yanındayken normal biriymiş gibi rol yapıyorsun.
Ailemin yanındayken de öyle.
Sanırım gerçekten hiç değişmemişsin.
Değişmiş olsaydım, belki de seslendirmen olarak adımın yazılmasını umursamazdım. Bana göz kırptı ama bu hareketinde pek de bir içtenlik yoktu. Annemle babam böyle bir işte gerçekten çalışmama asla izin vermezler. Evde televizyonumuz olmasına bile izin vermiyorlar, bu yüzden izleyebildiğim tek anime internetten yayınlananlar oluyor.
Bu tür şeylere neden bu kadar karşı olduklarını hiç öğrenebildin mi?
Hiçbir fikrim yok. Muhtemelen annemin eski işiyle bir ilgisi var ama geçmişi hakkında soru sormamıza asla izin vermiyor. Bir fırsatını bulmak için bekleyip duruyorum ama bazen o fırsatın hiç gelmeyeceğini düşünüyorum, anlarsın ya?
Doğru ya...
Ailesinin bu zihniyetinin arkasında karmaşık bir sebep olduğunu biliyordum. Birkaç yıl önce Ozu bile bir süreliğine okula gelmeyi bırakmıştı ve şimdi de Iroha’nın hayatta kendi kararlarını vermesi engelleniyordu.
Yetenekli olduğunu biliyordum. O güzel kanatlarını açıp bu kafesten uçmasını, ait olduğu gökyüzüne süzülmesini istiyordum.
Seslendirme rollerini sırf ailesi yüzünden bir sır olarak saklıyordu. İttifak’ın LIME grubunda olmamasının sebebi de tam olarak buydu. Ozu bile onunla takılmamın tek sebebinin kız kardeşi olması olduğunu sanıyordu. Yine de kimsenin şüphelenmesini sağlamadan onu bizim olağan partilere dahil etmek biraz zordu.
Ben, abim, Sumire-chan-sensei... Hepimizi ailelerimizden ve zincirlerimizden kurtarmak için çok çabalıyorsun...
Kendi bağlantılarımı gözünüze sokarak yapıyorum bunu, evet.
Eh, kapitalizm işin içine girince dünya böyle dönüyor işte!
Haklılık payı vardı.
İttifak’ın tüm üyeleri yetenekliydi ancak bu yetenek aileleri ya da koşullar nedeniyle bir şekilde köreltilmiş, onları gerçekten istedikleri şeylerden vazgeçmeye zorlamıştı. Onları o çukurdan çıkarıp parlamalarını sağlayan bendim. Hayallerinden vazgeçmelerine izin vermeyecektim. Bir insanı gerçekten yetenekli olduğu bir meslekten koparmaktan daha verimsiz ve topluma daha zararlı bir şey olamazdı.
Gruptaki arkadaşlarımın her biri benim ancak hayal edebileceğim özel bir yeteneğe sahipti, yine de her şeyi çöpe atmanın eşiğindeydiler. Ama ben onları düştükleri yerden kaldırmak ve bu yetenekleri kendi başarım için kullanmak üzere oradaydım. Ne düşünüyorlardı ki? Süper programlama, yazma, çizim ve seslendirme becerilerini kendilerine saklamaları düpedüz bencillikti.
Beni 05. Kat İttifakı’nı kurmaya iten hisler bunlardı. O zamanlar ne kadar utanç verici ve bencilce davrandığımı şimdi çok daha iyi anlıyordum ve bu konu üzerinde çok fazla düşünmekten hoşlanmıyordum. Bu yüzden elimden geldiğince kimsenin geçmişten bahsetmesine izin vermemeye çalışıyordum. Ancak iş Kohinata Iroha gibi baş belası birine geldiğinde tamamen çaresiz kalıyordum.
Geçmişten bahsetmeyi asla bırakmayacağım, çünkü sana minnettarım. Unutmak istemiyorum.
Biliyorum ama...
Evet, evet. Sadece kendi geleceğini düşünüyordun, değil mi?
Evet. Bu yüzden bana teşekkür etmek için hiçbir sebebin yok.
Sebeplerinin bir önemi yok ki. Gerçekte ne istediğimi anlamama yardım ettin. Bu konuda ne kadar rahatsız hissettiğin umurumda değil; bırak da teşekkür edeyim!
Yani gece yarısı sırf milyonuncu kez teşekkür etmek için mi gizlice dışarı süzüldün?
Aynen öyle! Bana sırıttı.
Gerçekten hiç gerek yoktu, dedim. Ve bunu tüm samimiyetimle söylüyordum.
Yine başladın. Mashiro-senpai’yi partiye kendi çıkarın için getirdiğin hikayesi de sadece bir kılıf, değil mi? Hani olur da birileri senin iyi biri falan olduğunu düşünür diye.
Sanki aklımı okuyorsun. Ama evet. Paye falan istemiyorum.
Eğer bu onu daha iyi hissettirecekse buna inanabilirdi. Tamamen içimden gelen bir iyilikle bir şey yaptığımı düşünmek beni iğrendiriyordu. İnsanların beni fedakarlığımdan dolayı övmesinden nefret ediyordum, çünkü ben böyle biri değildim. Iroha bunu çok iyi biliyordu, yine de korkuluklardan doğrularak gülümsemeye devam etti.
Bak, kendini istediğin kadar hak etmeyen bir pislik gibi gösterebilirsin ama bu benim sana minnettar olmama engel değil, tamam mı?
Cevap vermedim.
Sen kendin kabul etmek istemesen bile ben gerçeği biliyorum. Sen iyi birisin. Iroha arkamdan kollarını dolayıp bana sıkıca sarıldı. Tam olarak o "sütyen giymeyi unuttuğu" zamanki gibi hissettiriyordu. Sanırım pijamasının altına hiçbir şey giymemişti. Gerçi şu an bunun bir önemi yoktu. Vücudunun sıcaklığıyla gevşediğimi hissettim, ne kadar gergin olduğumu ancak şimdi fark ediyordum.
Son zamanlarda çok şey yaşamıştım. Mashiro ile yeniden bir araya gelmek, onun bana karşı duyduğu o bitmek bilmeyen nefretine katlanırken sahte sevgilisi rolünü oynamak ve yıllarca kendini dünyaya kapatmış birinin kabuğunu kırmasını sağlamak... Sanırım tüm bunlardan sonra herkes bitkin düşerdi.
Bu gerçekten de iyi hissettirdi.
Haha! Televizyonda kızlar sarılınca erkekler hep böyle söyler zaten!
Iroha’nın gülüşünün sırtımı ısıttığını hissettim. Ya da belki de bana öyle geliyordu.
İkimiz de konuşmadık, çünkü havadaki bu tuhaf his karşısında ne yapacağımızı bilememiştik. Artık göğüslerinin o yumuşak dokunuşunu bile hissetmiyordum. Bunun yerine, kendi kalp atışlarım da onunkiyle aynı rahat ritme uyum sağlamaya başlarken, onun kalbinin o narin atışlarına odaklandım.
Tam o sırada Iroha bir şeyler mırıldandı. Sadece kendine ve diğer herkese karşı biraz daha dürüst olmanı istiyorum. Tüm bu duyguları içine hapsettiğini görmek canımı yakıyor.
Ne demek istiyorsun?
Sadece en yakın arkadaşının kız kardeşiyim, bu da beni diğer arkadaşlarından biraz ayırıyor, farkındayım ama... Bana arkadaşın demen benim için hiç sorun olmazdı. O zaman araya şu verimlilik gibi garip fikirleri sokmadan, birbirimize sadece iyi davranabilirdik. Ne bileyim, eşit olurduk işte.
Şu anki durumumuzdan memnun değil misin? Yani daha yakın olmak istediğini mi söylüyorsun?
Şey... Evet. Yani aynı sınıfta bile değiliz ve... Sözünü hemen kesti. Dur bir dakika, nedenini kim umursar ki! Sadece kendine bu kadar yüklenmeyi bırak diyorum! Bu konuda bir şeyler yapmanı istiyorum, tamam mı? Çünkü bu durum acayip sinir bozucu!
Yine laf sokmalara dönmüştük demek?
Yine de ne demek istediğini anlıyordum. Şimdiye kadar Ozu dışındaki tüm İttifak üyeleriyle arama bilerek mesafe koymuştum. Eğer onlarla çok samimi ve rahat olursak, onları etkili bir şekilde yönetememekten korkuyordum. Kendi yeteneklerime güvenim bu kadar azdı işte.
Ozu ile de sadece gerekli olduğu için arkadaş olmuştum. Onu engelleyen pürüzleri ortadan kaldırmanın ve kendi yolunu bulmasına yardım etmenin en kolay yolu buydu. Aksi takdirde, diğerlerine yaptığım gibi onu da kendimden uzak tutardım.
Fakat Mashiro ortaya çıktığından beri herkesle olan ilişkim değişmişti. Daha önce sevgilim olacak kadar yakınıma aldığım kimse olmamıştı ama sahte bir ilişki olsa bile onunla buna mecbur kalmıştım. Aynı zamanda bu durum Iroha, Sumire ve diğer üyelerle olan ilişkimi de zayıflatmış gibi görünüyordu.
Birbirimizden kopmamızı engellemem gerekiyordu ve Iroha'nın bu gece bana söyledikleri de bunun kanıtıydı.
Iroha?
Arkamdan bir ses geldi. Ne var?
Bundan sonra ne kadar iyi biri olacağıma dair uzun uzun nutuk çekmeye niyetim yoktu. Ama en azından bundan sonra daha çok bir arkadaş gibi davranmaktan zarar gelmezdi. Şansıma, yarın cumartesiydi.
Yarın alışverişe gidelim mi?
Ne?! Randevu gibi mi yani?! Senin gibi bir sap sap benden randevu mu istiyor?!
Seni şöyle bir sarsacak kadar yakınındayım, biliyorsun değil mi? Şiddet içeren tehdidime rağmen, onun eski haline dönmüş olmasına içten içe rahatlamıştım. Herkesi davet etmek istiyorum. Sen de sadece arkadaşımın kız kardeşi olarak değil, arkadaşım olarak katılabilirsin.
Murasaki Shikibu-sensei: Aki'nin daveti hakkında ne düşünüyorsun?
OZ: Ben pas geçiyorum.
Murasaki Shikibu-sensei: Haha, ben de.
OZ: Gitsem her şeyi mahvederim, biliyorsun değil mi?
Murasaki Shikibu-sensei: Aynen öyle! Arkadaşının küçük kız kardeşi ve sahte sevgilisiyle baş başa kalacak! Erkek arkadaşını işe dahil etmek durumu daha az garip kılardı! Sabırsızlanıyorum!
OZ: Bakıyorum harem animesi hakkında da çok şey biliyorsun?
Murasaki Shikibu-sensei: Şöyle böyle bir şeyler biliyorum işte. Neyse, onlar hayatlarının en garip randevusundayken, ben de şu birikmiş shota mangaları okuyor olacağım! Bu tarz şeyler artık daha popüler olmaya başladı ve bu harika bir şey!
OZ: Haha, güzelmiş. Ben de herhalde YouTube'da falan takılırım. Umarım dışarıda iyi vakit geçirirler.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.